|
|
|
URUZ BEY’İN ESİR OLDUĞU DESTAN
|
|
Bir gün Ulaş oğlu Kazan Bey yerinden kalkmıştı. Kara yerin üzerine otağlarını diktirmişti. Bin yerde ipek halıcığı döşenmişti. Alaca gölgeliği gök yüzüne yükselmişti. Altın kadehler, sürahiler dizilmişti.
|
Bir gün Ulaş oğlu Kazan Bey yerinden kalkmıştı. Kara yerin üzerine otağlarını diktirmişti. Bin yerde ipek halıcığı döşenmişti. Alaca gölgeliği gök yüzüne yükselmişti. Altın kadehler, sürahiler dizilmişti. Dokuz kara gözlü, örme saçlı, elleri bileğinden kınalı, parmakları süslü, boyunları birer karış kâfir kızları al şarabı altın kadeh ile kudretli Oğuz beylerine gezdiriyorlardı. Her birinden Ulaş oğlu Salur Kazan içmişti. Elbise, kaftan, çadır otağ bağışlıyordu, katar katar develer bağışlıyordu. Oğlu Uruz karşısında yaya dayanıp duruyordu. Sağ yanında kardeşi Kara Göne oturmuştu. Sol yanında dayısı Aruz oturmuştu.
Kazan sağına baktı kah kah güldü. Soluna baktı çok sevindi. Karşısına baktı oğlancığını, Uruz’u gördü, elini eline çaldı ağladı. Oğlu Uruz’a bu iş hoş gelmedi. İleri geldi, diz çöktü, babasına çağırıp söyler, görelim hanım ne söyler:
Der:
Ünümü anla benim sözümü dinle ağam Kazan Sağına baktın kah kah güldün Soluna baktın çok sevindin Karşına baktın beni gördün ağladın Sebep nedir söyle bana Kara başım kurban olsun babam sana
dedi.
Söylemez olursan Kalkarak yerimden ban doğrulurum Kara gözlü yiğitlerimi beraberime ben alırım Kan Akbaza iline ben giderim Altın haça elimi ben basarım Papaz cübbesi giyen keşişin elini ben öperim Kara gözlü kâfir kızını ben alırım Daha senin yüzüne ben gelmem Ağladığına sebep ne söyle bana Kara başım kurban olsun ağam sana dedi. Kazan Bey kızardı, oğlanın yüzüne baktı, çağırıp söyler, görelim hanım ne söyler:
Beri gel tayım oğul Sağıma doğru baktığımda kardeşim Kara Göneyi gördüm Baş kesmiştir kan dökmüştür ganimet almıştır ad kazanmıştır Soluma doğru baktığımda dayım Aruzu gördüm Baş kesmiştir kan dökmüştür ganimet almıştır ad kazanmıştır Karşıma doğru baktığımda seni gördüm On altı yaşına geldin Bir gün ola düşeyim öleyim sen kalasın Yay çekmedin ok atmadın baş kesmedin kan dökmedin Kanlı Oğuz içinde ganimet almadın
yarınki gün zaman dönüp ben ölüp sen kalınca tacımı tahtımı sana vermezler diye sonumu andım ağladım oğul.” dedi. Uruz burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:
Der:
A bey baba Deve kadar büyümüşsün yavrusu kadar aklın yok Tepe kadar büyümüşsün darı kadar beynin yok
Hüneri oğul babadan mı görür öğrenir, yoksa babalar oğuldan mı öğrenir, ne zaman sen beni alıp kâfir hudut boyuna çıkardın, kılıç çalıp baş kestin, ben senden ne gördüm ne öğreneyim.”dedi. Kazan Bey elini eline çaldı kah kah güldü, der: “A beyler Uruz güzel söyledi, şeker yedi, beyler, siz yiyiniz içiniz, sohbetinizi dağıtmayınız, ben bu oğlanı alayım ava gideyim, yedi günlük azık ile çıkayım, ok attığım yerleri, kılıç çalıp baş kestiğim yerleri göstereyim, kâfir hudut boyuna, Cızığlara, Gökçe Dağa alıp çıkalım, sonra oğlana lâzım olur a beyler.” dedi.
Yağız al atını çektirdi, sıçradı bindi. Üç yüz süslü, işlemeli giyimli yiğit söyledi, beraberine aldı. Kırk elâ gözlü yiğidini Uruz beraberine aldı. Kazan oğlunu alıp kara dağlar üzerine ava çıktı. Av avladı, kuş kuşladı, yabani geyik yıktı. Yeşil düzlüğe, güzel çimene çadır dikti. Birkaç gün beyler ile yedi içti.
Meğer Başı Açık Tatyan Kalesi’nden, Ak Saka Kalesi’nden kâfirin casusu var idi. Bunları görüp teküre geldi, der: “Hay ne oturuyorsun, köpeğini havlatmayan, kedini miyavlatmayan alplar başı Kazan oğlancığı ile sarhoş olup yatıyorlar.” dedi. On altı bin kara elbiseli kâfir ata bindi, Kazan’ın üzerine dört nala yetişti.
Baktılar gördüler altı bölük toz indi. Kimi der: “Geyik tozudur.”, kimi der: “Düşman tozudur.”. Kazan der: “Geyik olsa bir veya iki bölük olurdu, bu gelen bilmiş olun düşmandır.” dedi.
Toz yarıldı, güneş gibi ışıldadı, deniz gibi çalkandı, orman gibi karardı, on altı bin ip üzengili, keçe börklü, azgın dinli, kızgın dilli kâfir çıka geldi. Kazan yağız al atını çektirdi, sıçrayıp bindi. Oğlu Uruz gemini çektirdi, büyük cins atını oynattı, karşı geldi, der:
Beri gel ağam Kazan Deniz gibi kararıp gelen nedir Ateş gibi ışıldayıp yıldız gibi parlayıp gelen nedir Ağız dilden beş kelime haber bana Kara başım kurban olsun babam sana
dedi. Kazan der:
Beri gel arslanım oğul Kara deniz gibi çalkalanıp gelen Kâfirin askeridir Güneş gibi ışıldayıp gelen Kâfirin başında miğferidir Yıldız gibi parlayıp gelen Kâfirin mızrağıdır Azgın dinli düşman kâfirdir oğul
dedi. Oğlan der: “Düşman diye neye derler?” Kazan der: “Oğul onun için düşman derler ki biz onlara yetişsek öldürürüz, onlar bize yetişse öldürür.” dedi. Uruz der: “Baba içinde bey yiğitleri öldürseler kan sorarlar mı, davalarlar mı?” Kazan der: “Oğul bin Kâfir öldürsen kimse senden kan dâvalamaz, amma azgın dinli kâfirdir, güzel yerde rast geldi, fakat bana sen kötü yerde ayak bağı oldun oğul.” dedi. Uruz burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:
Uruz der:
Beri gel ağam Kazan Kalkıp da yerimden Büyük cins atımı saklardım bugün için Günü geldi Akmeydanda koşturayım senin için Alaca ejder sivrisi mızrağımı saklardım bugün için Günü geldi Kaba karın geniş göğüste oynatayım senin için Kara çelik öz kılıcımı saklardım bugün için Günü geldi Pis dinli kâfir başını kestireyim senin için Yapısı pek demir elbisemi saklardım bugün için Günü geldi Yen yakalar diktireyim senin için Başımdan sağlam miğferler saklardım bugün için Günü geldi Kaba topuz altında deldireyim senin için Kırk yiğidimi saklardım bugün için Günü geldi Kâfirin başını kestireyim senin için Aslan adımı saklardım bugün için Günü geldi Yaka tutup kâfir ile uğraşayım senin için Ağız dilden birkaç kelime haber bana Kara başım kurban olsun ağam sana
dedi. Kazan burada söylemiş, görelin hanım ne söylemiş:
Kazan der:
Oğul oğul ay oğul Benim ünümü anla sözümü dinle O kâfirin üçünü alıp birini aşırmaz okçusu olur Hay demeden başlar kesen cellâdı olur İnsan etini yahni kılan aşçısı olur Sen varacak kâfir değil Kalkarak yerimden ben doğrulayım Yağız al atın beline ben bineyim Gelen kâfir benimdir ben varayım Kara çelik öz kılıcımı çalayım Azgın dinli kâfirdir başlarını keseyim Döne döne savaşayım döne döne çekişeyim Kılıç çalıp baş kestiğimi gör de öğren Kara başına düşünce lâzım olur
dedi. Uruz burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:
Der:
A bey baba işitiyorum Amma Arafatta erkek kuzu kurban için Baba oğul kazanır ad için Oğul da kılıç kuşanır baba gayreti için Benin de başım kurban olsun senin için
dedi. Kazan burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:
Kazan der:
Oğul oğul ay oğul Düşmana girip baş kesmedin Adam öldürüp kan dökmedin Elâ gözlü kırk yiğidi beraberine al Göğsü güzel koca dağlar başına çık Benim savaştığımı benim dövüştüğümü Benim çekiştiğimi benim kılıçlaştığımı Gör de öğren ve hem bizim için pusuya yat oğul
dedi. Uruz babasının sözünü kırmadı, çekilip geri döndü. Yerden yüce dağlar başına arkadaşlarını alıp çıktı. O zamanda oğul baba sözünü iki eylemezdi, iki eylese o oğlanı kabul eylemezlerdi. Uruz geniş yakadan mızrağını sapladı durdu.
Kazan Bey gördü ki kâfir çok yaklaştı. Atından indi, arı sudan abdest aldı, ak alnını yere koydu, iki rekât namaz kıldı. Adı güzel Muhammed’i yâda getirdi, kara dinli kâfire göz karattı, haykırdı, at sürdü karşı vardı, kılıç vurdu. Gümbür gümbür davullar dövüldü, burması altın tunç borular çalındı. O gün kahraman bey yiğitler döne döne savaştı. O gün kara çelik öz kılıçlar çalındı. O gün kargı dili kayın oklar atıldı, alaca ejder sivri mızraklar batırıldı. O gün namertler kalleşler sapa yer gözetti. O gün baka baka Kazan oğlu Uruz aşka geldi, der:
Beri gelin kırk arkadaşım Size kurban olsun benim başım
Görüyor musunuz babam Kazan baş kesti, kan döktü, oğlan çocuk yalnız yemek yemeğe gelmez dedi. Babam bu kâfirleri esirgemiş gibi. Beni seven yiğitlerim ne duruyorsunuz, kâfirin bir ucuna at tepelim.” dedi.
Kara koç atını oynattı Uruz, kâfirin sağına at tepti. Sağlı sollu kâfiri bir güzel dağıttı. Sanki dar yolda dolu düştü veya kara kazın içine şahin girdi. Kâfirin kanadını bastı dağıttı. Azgın dinli kâfir bunaldı. Oka girdi kovalanan kimse.
Oğlanın büyük cins atını kovaladılar. At yıkıldı. Kâfirler Uruz’un üzerine üşüştü. Uruz’un kırk yiğidi attan indi, alaca kalkan bağını kısarak düğümlediler, kılıç sıyırdılar, Uruz’un üzerine çok savaştılar. Kalabalık korkutur, derin olsa batırır. Yayanın ümidi olmaz. Sağını solunu Uruz’un çevirdiler. Kırk yiğidini şehit ettiler. Oğlanın üzerine düştüler tuttular. Pazusundan ak ellerini bağladılar. Yüzü üzerine atarak sürüklediler. Ak etinden kan çıkıncaya kadar dövdüler. Baba diye ağlattılar, ana diye bağırttılar. Eli bağlı boynu bağlı, yüzü üzerine atıp yürüyü verdiler.
Uruz esir oldu. Kazan’ın haberi yok. Öyle sandı ki düşman yenildi. Atın gemini çevirdi geri döndü. Geldi, oğlunu bıraktığı yerde bulamadı. “A beyler oğlan nereye gitmiş olabilir?” dedi. Beyler der: “Oğlan kuş yürekli (korkak) olur, kaçıp anasına gitmiştir.” dediler. Kazan karardı, döndü der: “Beyler Tanrı bize hayırsız oğul vermiş, varayım onu anasının yanından alayım, kılıç ile paralayayım, altı bölük edeyim altı yolun ayırımında bırakayım, bir daha kimse yaban yerde arkadaş koyup kaçmasın.” dedi. Ve yağız al atını ökçeledi yola girdi.
Evine geldi. Han kızı boyu uzun Burla Hatun Kazan’ın geldiğini işitti, attan aygır, deveden erkek deve, koyundan koç kestirdi. “Oğlancığımın ilk avıdır, kanlı Oğuz beylerini davet edeyim.” dedi. Han kızı gördü ki Kazan geliyor, toparlanıp yerinden kalktı. Samur cübbesini üzerine aldı. Kazan’a karşı geldi. Göz kapağını kaldırdı Kazan’ın yüzüne doğru baktı, sağ ile soluna göz gezdirdi, oğlancığını, Uruz’u görmedi. Kara bağrı sarsıldı, bütün yüreği oynadı, kara süzme gözleri kan yaş doldu. Kazan’a söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:
Der:
Beri gel Salur beyi Salur güzelliği Başımın bahtı evimin tahtı Han babamın güveyisi Kadın anamın sevgisi Babamın anamın verdiği Göz açıp da gördüğüm Gönül verip sevdiğim Bey yiğidim Kazan Kalkarak yerinden doğruldun Oğlun ile yelesi kara cins atına sıçrayıp bindin Göğsü güzel koca dağlar önüne ava çıktın Boynu uzun büyük geyiğini tutup yıktın Semiz etini yüklettin geri döndün İki vardır bir gelirsin yavrum hani Karanlık gecede bulduğum oğlum hani Bir beyim görünmez bağrım yanar Asılan kayalardan Kazan oğlan uçurdun mu Talı Sazın aslanına yedirdin mi Yoksa kara dinli kâfire uğrattın mı Ak ellerini kollarından bağlattın mı Kâfirin önünce yürüttün mü Dili damağı kuruyup dört yanına baktırdın mı
Kara gözden acı yaşını döktürdün mü Kadın ana bey baba diye bağırttın mı
dedi. Gene söylemiş:
Der:
Oğul oğul ay oğul Mürüvvetim oğul Karşı yatan kara dağımın yükseği oğul Karanlıklı gözlerimin aydını oğul Sam yelleri esmeden Kazan kulağım çınlıyor Sarımsak otunu yemeden Kazan içim yanıyor Sarı yılan sokmadan akça tenim kalkıp şişiyor Kurumuşça göğsümde sütüm oynuyor Yalnızca oğlum görünmüyor bağrım yanıyor Yalnız oğul haberini Kazan söyle bana Söylemez olursan yana yakıla beddua ederim Kazan sana
dedi. Anası bir deyiş daha söyledi, der:
Kargı mızrak oynatanlar vardı Altın mızrak oynatana yârap noldu Kara koç ata binenler vardı geldi Büyük cins atlı bir oğula yârap noldu Hizmetkâr geldi nâip geldi Yalnız bir oğula yârap noldu Yalnız oğul haberini Kazan söyle bana Söylemez olursan yana yana beddua ederim a Kazan sana
dedi. Bir daha söylemiş:
Kuru kuru çaylara su akıttım Kara elbiseli dervişlere adak verdim Yanıma doğru baktığımda komşuma iyi baktım Umanına bekleyenine yemek yedirdim Aç görsem doyurdum çıplak görsem donattım Dilek ile bir oğlu zorla buldum Yalnız oğul haberini a Kazan söyle bana Söylemez olursan yana yakıla beddua ederim Kazan sana
dedi. Bir daha söylemiş:
Karşı yatan kara dağdan Bir oğul uçurdunsa söyle bana Kazma ile yıktırayım Taşkın akan koşan sudan Bir oğul uçurdunsa söyle bana Damarlarını tıkatayım Azgın dinli kâfirlere Bir oğul tutturdunsa söyle bana Han babamın yanına ben varayım Ağır asker bol hazine alayım Paralanıp cins atımdan inmeyince Yenim ile alaca kanımı silmeyince Kol but olup yer yüzüne düşmeyince Yalnız oğul haberini almayınca Kâfir yollarından dönmeyeyim
dedi.
Yoksa a Kazan ayağımdan çizmeyi atayım mı Kara tırnak ak yüzüme çalayım mı Güz elması gibi al yanaklarımı yırtayım mı Çemberime alca kanımı dökeyim mi Ağır feryat senin yurduna salayım mı Oğul oğul diyerek bağırayım mı Develerden kızıl deve buradan geçti Yavruları buradan bağırıp beraber geçti Deve yavrucuğumu aldırmışım bağırayım mı Kara koç atlardan cins at buradan geçti Taycığı kişneyip beraber geçti Taycığımı aldırmışım kişneyeyim mi Ağıllardan akça koyun buradan geçti Kuzucağı meleşip beraber geçti Kuzucağımı aldırmışım meleyeyim mi Oğul oğul diye bağırayım mı
dedi. Bir daha söylemiş:
Kalkıp yerimden doğrulayım diyordum Yelesi kara cins atıma bineyim diyordum Elâ gözlü gelin alayım diyordum Kara yerde ak otağlar dikeyim diyordum Yürüyüp oğlu ulu gelin odasına geçireyim diyordum Murat ile maksuda erdireyim diyordum Murada erdirmedin beni Kara başımın bedduası tutsun Kazan seni Bir beyim görünmüyor bağrım yanıyor Neyledin söyle bana Söylemez olursan yana yakıla beddua ederim Kazan sana
dedi.
Anası oğlanın böyle diyince Kazan’ın aklı başından gitti, kara bağrı sarsıldı, bütün yüreği oynadı, karanlıklı gözleri kan yaş doldu. Der: “Güzelim, oğul gelse senden mi sorardım, korkma kaygılanma, avdadır, avda kalan oğul için kaygılanma, yedi gün ban Kazan’a mühlet ver, yerde ise oğlu çıkarayım, gökte ise indireyim, bulursam buldum, bulmaz isem Tanrı verdi Tanrı aldı neyleyeyim, gelip kara feryadı seninle beraber eyleyeyim.” dedi. Han kızı der: “Kazan oğlanın avda olduğunu şundan bileyim ki yorgun atınla, körelmiş mızrağınla ardına düşesin.” dedi.
Kazan geri döndü, geldiği yolu takip edip koşturdu, geceyi gündüze kattı. Anası duymadan el altından buyurdu: “Doksan tümen genç Oğuz ardımca gelsin, oğlan esirdir beyler bilsin.” dedi.
O yere geldi ki düşman yenilmişti. Gördü oğlunun elâ gözlü kırk yiğidi öldürülmüş, büyük cins atı oğlanın oklanmış yatıyor. Ceset arasında oğlancığının cesedini bulmadı, altınlıca kamçısını buldu. İyice bildi ki oğlu kâfire esirdir.
Ağladı.
Kara dağımın yükseği oğul Kanlı suyumun taşkını oğul İhtiyarlık vaktinde aldırdığım yalnız oğul
dedi. Bağırdı: Kâfirin izini izledi.
Kanlı Kara Derbent’te kâfir de konmuştu. Oğlana kara çoban keçesi giydirmişlerdi, kapı eşiği üzerinde çaprazlama bırakmışlardı. Giren basıyor, çıkan basıyordu. “Eski düşman tatar oğlu elimize girmişken ceza ile öldürelim” diyerek kapı eşiği üzerinde çaprazlama koymuşlardı.
Bu sırada Han Kazan yetişti. Yağız al atını oynattı. Kâfir, Kazan’ın geldiğini gördü, ürktü. Kimi atına biniyor, kimi zırh giyiyor. Oğlan başını kaldırdı, der: “Bre kâfir ne haldir?” Kâfir der: “Baban geldi, tutalım diyoruz.” Oğlan der:
Aman bre kâfir aman Tanrının birliğine yoktur güman (şüphe)
Kâfirler oğlana aman verdiler, elini çözdüler, gözünü açtılar. Babasına oğlan karşı geldi. Söyler, görelim hanım ne söylemiş:
Uruz der:
Beri gel a bey baba Nerden bildin benim esir olduğumu Ak ellerimin ardına bağlandığını Kıl sicimin ak boynuma takıldığını Kara gözlü yiğitlerimin öldürüldüğünü Sen gelmeden baba, kâfirler konuştular Yağız al atlı Kazan’ı tutun Pazusunda ak ellerini bağlayın Birdenbire güzel başını kesin Alca kanını yer yüzüne dökün Oğlu ile ikisini bir yerde öldürün Ocağını söndürün diye söyleştiler Hanım baba korkarım Koştururken yağız al atını kaydırasın Savaştığın vakit kendini tutturasın Birdenbire güzel başını kestiresin Ak bürçekli anam oğul derken Başımın bahtı Kazan diye ağlatasın Çekilerek baba geri dön Altın otağına sürüp var İhtiyarcık olmuş anama ümit ol Kara gözlü kız kardeşimi ağlatma İhtiyarcık olmuş anamı sızlatma Oğul için baba ölmek ayıp olur Yaradan hakkı için baba Geriye dön eve var İhtiyarcık anam karşı gelse Beni sana sorsa Baba doğru haber ver Gördüm senin oğlun esir de Pazusundan ak elleri bağlı de Kara kıldan sicim boynuna takılı de Kara domuz damında yatıyor de Kıl çoban keçesi boyuncuğunu sürtüyor de Ağır ayak bağı topukçuğunu vuruyor de Yanmış arpa ekmeği acı soğan övünü de Benim anam benim için kaygılanmasın Bir ay baksın Bir ayda varmazsam iki ay baksın İki ayda varmazsam üç ay baksın Üç ayda varmazsam öldüğümü o vakit bilsin Aygır atımı boğazlayıp aşımı versin El kızı helâllime izin versin Bana sakladığı gelin odasına başkası girsin Anam benim için mavi giyip kara sarınsın Kudretli Oğuz ilinde yasımı tutsun Benim başım senin yoluna kurban olsun Geri dön baba
dedi. Oğlan bir daha söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:
Karşı yatan kara dağlar esen olsa el yaylar Kanlı kanlı sular esen olsa coşup taşar Kara koç atlar esen olsa tay doğurur Develerde kızıl deve esen olsa yavru verir Ağıllarda akça koyun esen olsa kuzu verir Bey erenler esen olsa oğul doğar Sen esen ol anam esen olsun Benden daha iyi Kadir size oğul versin Ak sütünü anam bana helâl eylesin Savaşma çekilip dön baba geri
dedi. Han Kazan burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:
Der:
Oğul oğul ay oğul Karşı yatan kara dağımın yükseği oğul Güçlü belimin kuvveti canım oğul Karanlıklı gözlerimin aydını oğul Şafak vakti yerimden kalktığım senin için Yağız al atımı yormuşum senin için Ak giyimime kir eklendi senin için Benim başım kurban olsun canım oğul senin için Sen gideli ağlamam gökte iken yere indi Gümbür gümbür davullar dövülmedi Ağır ulu divanım toplanmadı Seni bilen bey oğulları ak çıkardı kara giydi İhtiyarcık anan kan yaş döktü Ak sakallı baban dertli oldu Dönerek oğul buradan eve varsam Akça yüzlü anan karşı gelip oğul dese Ak elleri ardına bağlı diyeyim mi Ak boynunda kıl urgan takılı diyeyim mi Benim namusum nereye varır oğul Kıl çoban keçesi boyuncuğunu sürtüyor diyeyim mi Ağır ayak bağı topukçuğunu vuruyor diyeyim Arpa ekmeği acı soğan övüncüğü diyeyim mi
Kazan gene der:
Karşı yatan kara dağlar ihtiyarlasa Otu bitmez el yaylamaz Akıntılı güzel sular ihtiyarlasa coşup taşmaz Develer ihtiyarlasa yavru vermez Kara koç atlar ihtiyarlasa tay vermez Er yiğitler ihtiyarlasa oğlu doğmaz Baban yaşlı anan yaşlı Senden daha iyi Kadir bize oğul vermez Verse dahi senin yerini tutamaz Asumanlı gökte kara bulut olup Kâfirin üzerine gürleyeyim Ak yıldırım olup şakıyayım Kâfiri kamış gibi ateş olup yandırayım Dokuzunu bir yerine saydırayım Vuruşmayla dövüşmeyle alemi doldurayım Yaradan Allah’tan medet
dedi. Yağız al atından indi. Akıp giden arı sudan abdest aldı. Ak alnını yere kodu, namaz kıldı. Ağladı, Kadir Tanrı’dan dilek diledi, yüzünü yere sürdü.
Muhammed’e salâvat getirdi, deve gibi bağırdı, arslan gibi kükredi, nara atıp haykırdı, yapayalnız kâfire at tepti, kılıç vurdu. Döne döne bir zaman güzel savaş eyledi. “Kâfiri bastırayım.” dedi, bastıramadı. Bir saatte kâfire üç kere at tepti. Birden göz kapağına kılıç dokundu. Kara kanı şırıldadı gözüne indi. Kendisini sarp yerlere attı. Görelim şimdi Yaradan neyledi?
Meğer hanım uzun Burla Hatun oğlancığını andı, kararı kalmadı. Kırk ince belli kız çocuğu ile kara aygırını çektirdi, sıçrayıp bindi, kara kılıcını kuşandı. “Başımın tacı Kazan gelmedi.” diye izini izledi gitti.
Gele gele Kazan’a yakın geldi. Kazan helâllisini tanımadı. Han kızının üzerine geldi, der:
Kara aygırın gemini bana çek yiğit Dikkat edip yüzüme bak yiğit Altındaki kara aygırı bana ver yiğit Elindeki sivri mızrağını Yanındaki mavi çeliğini bana ver yiğit Bu günümde ümit ol bana Kale ülke vereyim sana
dedi. Hatun der:
Karşıma geçip yiğit benim ne bağırıyorsun Geçmiş benim günümü ne hatırlatıyorsun Kalkarak yerinden doğrulan Kazan Kara gözlü atın beline binen Kazan Hücum edip kara dağımı yıkan Kazan Gölgeli koca ağacımı kesen Kazan Bıçak alıp kanatlarımı kıran Kazan Yalnızca oğlum Uruz’a kıyan Kazan At üstünde beklemeyip koşturan Kazan Senin belin ölmüş Üzengiyi toplamayan dizin ölmüş Han kızı helâllini tanımayan gözün ölmüş Bunalmışsın sana nolmuş Çal kılıcını yetiştim Kazan
dedi. Bu sırada Oğuz yiğitleri bir bir yetişti. Görelim hanım kimler yetişti:
Kara Dere ağzında Kadir veren, kara boğa derisinden beşiğinin örtüsü olan, hiddeti tutunca kara taşı kül eyleyen, kara bıyığını yedi yerde ensesinde düğümleyen, Kazan’ın kardeşi Kara Göne dört nala yetişti. “Çal kılıcını kardeş Kazan, yetiştim” dedi.
Onun ardınca görelim kimler yetişti: Demir Kapı Derbendi’ndeki demir kapıyı kapıp alan, altmış tutam alaca mızrağının ucunda er böğürten, Kazan gibi pehlivanı bir savaşta üç kerre atından yıkan, Kıyan Selçük oğlu Deli Dundar dört nala yetişti. “Çal kılıcını ağam Kazan, yetiştim” dedi.
Onun ardınca görelim hanım kimler yetişti: Varıp destursuzca Bayıdır Han’ın düşmanını bastıran, altmış bin kâfire kan kusturan, Gaflet Koca oğlu Şîr Şemseddin dört nala yetişti. “Çal kılıcını ağam Kazan, yetiştim” dedi.
Onun ardınca görelim kimler yetişti: Parasarın Bayburt Hisarı’ndan fırlayıp uçan, apalaca gelin odasına karşı gelen, Kudretli Oğuz imrenileni, Kazan Bey’in inançlısı ( aslı inak, maiyetteki en inanılan kimse, bir maiyet ünvanı), boz aygırlı Beyrek dört nala yetişti. “Çal kılıcını ağam Kazan, yetiştim” dedi.
Onun ardınca hanım görelim kimler yetişti: Dönüp baksa çalımlı, kartal hünerli, süslü eklem kuşaklı, kulağı altın küpeli, kudretli Oğuz beylerini bir bir attan yıkan, Kazılık Koca oğlu Bey Yigenek dört nala yetişti. “Çal kılıcını ağam Kazan, yetiştim” dedi.
Onun ardınca görelim kimler yetişti: Yirmi dört boyunu okşayan Deli Dundar yetişti. Onun ardınca bin kavim başları Düger yetişti. Onun ardınca bin Bügdüz başları Emen yetişti. Onun ardınca ihtiyar başları Aruz yetişti. Saymakla Oğuz beyleri tükense olmaz, Kazan’ın beyleri hep yetişti, başına toplandı.
Arı sudan abdest aldılar, iki rekât namaz kıldılar. Adı güzel Muhammed’e salâvat getirdiler. Teklifsizce kâfire at sürdüler, kılıç vurdular. O gün ciğerinde olan er yiğitler belirdi. O gün nâmertler sapa yer gözetti. Bir kıyamet savaş oldu, meydan dolu baş oldu. Kıyametin bir günü oldu. Bey hizmetkârdan, hizmetkâr beyden ayrıldı. Dış Oğuz beyleri ile Dundar sağa at tepti. Kahraman yiğitleri ile Kara Budak sola at tepti. Kazan kendisi merkeze at tepti. Tekür ile Şökli Melik’e havale oldu, böğürterek attan yere yıktı, alca kanını yer yüzüne döktü. Sağ tarafta Kara Tüken Melik’e Dundar karşı geldi, kılıçladı yere yıktı. Sol tarafta Buğacık Melik’e Kara Budak karşı geldi, mızraklayıp yere yıktı, kıpırdatmadan başını kesti. Boyu uzun Burla Hatun kara tuğunu kâfirin kılıçladı yere düşürdü. Tekür yenildi. Kâfir kaçtı. Derelerde kâfire kırgın girdi. On beş bin kâfir, kimisi öldürüldü, kimisi tutuldu.
Kazan oğlunun üzerine geldi. İndi, elini çözdü. Kucaklaşıp baba ile oğul görüştü. Üç yüz yiğit Oğuz’dan şehit oldu. Kazan oğlancığını kurtardı, geri döndü. Gaza mübarek oldu. Oğuz beyleri ganimet aldı.
Akça Kale Sürmeli’ye gelip Kazan kırk otağ diktirdi. Yedi gün yedi gece yeme içme oldu. Kırk evli kul ile kırk cariyeyi oğlunun başına çevirdi, âzât eyledi. Kahraman yiğitlere kale ülke verdi, cübbe çuha verdi. Dedem Korkut gelerek neşeli havalar çaldı, bu Oğuzname’yi düzdü koştu, böyle dedi.
Şimdi hani dediğim bey erenler Dünya benim diyenler Ecel aldı yer gizledi Fâni dünya kime kaldı Gelimli gidimli dünya Ahir son ucu ölümlü dünya
Dua edeyim hanım: Karlı kara dağların yıkılmasın. Gölgeli kaba ağacın kesilmesin. Taşkın akan güzel suyun kurumasın. Kanatlarının ucu kırılmasın. Kadir seni nâmerde muhtaç etmesin. Koşarken ak boz atın sendelemesin. Vuruşunca kara çelik öz kılıcın çentilmesin. Allah’ın verdiği ümidin kesilmesin. Âhir sonu arı imandan ayırmasın. Ak alnında beş kelime dua kıldık, kabul olsun. Derlesin toplasın günahınızı adı güzel Muhammed’e bağışlasın hanım hey!...
|
|
YORUMLAR
|
|





Üye Ekranı
Toplam : |
34546 |
Son Üye: |
kayareis |
|