(Ay-Yıldız = Anadolu)
(2.Bölüm)
Türkçe prototip söyleyişlerde (antik çağda) Allah ve anne kelimeleri karşılığı “hilal” resmi; kozmik “yıldız”: yağış türü olan “dolu” ve “süt” kelimelerini göstermek için de “yıldız” şekili-işareti (sembol) kullanıldığı gibi kültürel hayatta, milli değerlerin temsilinde de kullanılması sembolizmin gelişimi sürecinde millet ve devlet tarif etmeye başladığında BAYRAK karşılığı olarak “hilal” şekili-işareti benimsendi. Aynı tarif edişin yine Sümerlilerde başladığını tabletlerde görüyoruz. Sümer tabletleri yazılarında “bayrak” kelimesi denileceği zaman ay ve yıldız yine yan yatmış ( C ) harfi gibi bir şekil içinde beş nokta yerleştirilmiş bir işaret-resimle gösteriliyordu.
Bazı tarih yazanlar, bayrakların tarihini anlatırlarken ilk bayrak kullanılmasını İran topraklarında bir isyan hareketinin kahramanlarından olan bir kasabın önlüğünü-peştamalını bir sırığa bağlamasıyla başlar diye anlatırlar. İlk bayrağın, bir kasap peştemalı diye tarif eden anlayışın ise Türk kültür tarihini bilmeyen bir düşünceye sahip olunduğunu göstermektedir. Aslında böyle bir anlayış, isyan ve ihtilaller tarihinde işlenmekte, böyle bir kasap peştemalı iddiasıyla marxist-sosyalist değerlendirmelerden hareket ederek emek-sermaye çatışmasına gönderme gayretinden doğmaktadır. Yine bu anlayışın sahiplenilmesinde bir diğer kolaylık, bayrağı manevi anlamlardan sıyıran, hatta manevi değerleri anlamayan ve kendi kültürel değerlerinin Türk kültür-zihniyeti gelişiminden çok başka olmasından kaynaklanmaktadır. Türk kültürü tarihinde bayrak kadar eski bir diğer kutlu değer de TUĞ’dur. Tuğ da çok kez bayrak yerine taşınmış, bayrak kadar kutsal sayılmıştır. Ancak, tuğun taşıdığı anlam bayrağın taşıdığı bütüncül anlamın biraz altında kalmış, bayrağın yaşatılması yahut savunulması için taşınan ikinci derece varlık alametiydi. Tuğlar, Türk tarihi içindeki anlamı bakımından; tuğ taşıma hatta tuğ sahibi olmak anlamını da kapsayacak kadar geniş olmakla beraber bayrak sahibi bütünün alt değerlerinin işareti sayılmıştır.
Türk kültürü için; bayrak kavramını, isyan duygularına dayandırmak, sınıfsal yahut egemenlik haklarının paylaşılmasını anlatmak için kullanıldığını iddia etmek Türk kültür-zihniyeti gelişmesi tarihiyle hiçbir zaman bağdaşmamıştır. Türk tarihinin hiçbir döneminde bayrak yahut semboller başlayan bir hareketin işareti olmamıştır. Eylem sona erdiğinde bayrağın anlamı da eylemin bitişiyle bitmek zorunda olacağından, Türk düşüncesinin geçici dönemlere yönelik bir bayrak tarifi olmayacaktır. Özellikle ay-yıldız’lı bayrağın kullanımında böyle bir kesinti söz konusu olmamıştır.Ay-yıldızlı bayrağın kesintisiz taşınması, Türk devlet tarihi gibi kesintisizdir. Türk devletleri kuruluş yıkılış yaşamış gibi görülmekle hata yapılır. Yıkılan devlet yöneten kadro değişiminden ibarettir. Halk-millet hep aynıdır ve devlette devamlılık asla bozulmamıştır.
Kurulan Türk devlet ve beylikleri yahut başka boy-sop ongunlarının, işaretlerinin, damgalarının gösterildiği bayraklara bakılarak başlama ve bitme devreleri olduğu söylenebilir. Sözgelişi Karahanlı, Selçuklu yahut Osmanlı devletleri tarihin kronolojik zamanı içinde başlamış ve bitmişlerdir. Bunların ve diğer bütün Türk devletlerinin böyle başlayış ve bitişleri vardır. Bu devletlerin de kendi bayrakları için başlayış ve bitişleri olmuştur denilebilir. İşte yanlış olan budur. Bu devletlerin olduğu söylenen yine sözgelişi çift başlı kartalıyla Selçuklu, üç hilaliyle Osmanlı bu gün yoktur. Ancak bu çift başlı kartal, üç hilal bu devletlerin hanedanlarını ve o devletin ana anlayışını anlatır; devletlerini değil. Türk kültür-zihniyeti yapılanmasında devlet-i ebed müddet asıldır. Hanedanlar ve devlete hakim olanların ebed müddet oluşları hiçbir zaman devlette esas olmamıştır. Dolayısıyla Türk kültür-zihniyetinde devlet esası kültür değerleri mutabakatı sağlamış bir milletin kendisi ve onun bütünleşmesi olan devletinin karşılığı anlamında bir bayrak olarak binlerce yıldan beri AY-YILDIZ bayrağı olmuştur.
Hilal, sadece kozmik anlamda gökyüzündeki ayın bir hali olarak düşünülmemiştir derken; bir başka noktayı daha göstermek istiyoruz: Savaş aracı olan, av aracı olan ok ve yay da söz konusudur. Ok nasıl milletin Oğuz adının “Oğ-“ kısmında kök söz olmuş ise, milletin mutabakat bütünlüğünü gösteren devletin yeryüzünde ve zaman boyutunda durumunu anlatmak için de yay gösterilmiştir. Gök yüzü “yay” şeklinde anlatılmış, doğudan batıya, kuzeyden güneye kısaca dört yönde küresel olarak “Türklük cihan hakimiyeti mefkuresi” diye söylenen dünyaya hükümran olmak Türklüğün ideali olarak benimsendiği anlatılmak isteniyordu. Bu idealin ok ve yay anlamları Bozok-Üçok isimlerinde bütünleştirilmesi de vardır. Osmanlı Hanları’nın mühürlerinde “tuğra” olarak gördüğümüz işaret içinde üç tane yay ve üç tane ok şekli Oğuzluk-Türklük mührü olarak gösterildiği gibi Üçok ve Bozok unsurları da gösterilmiştir. İşte buradaki evrensel hükümranlık idealinin anlatıldığı yay şekli, hilal şekliyle de anlatılmaktadır. Tek olan hilal, doğudan batıya gökyüzü yayının (hilalinin de) altında hakimiyet sahibi olmaktır.
Mustafa Necati Sepetçioğlu’nun “Yaratılış ve Türeyiş” isimli eserinde var oluşun Türkler’deki efsaneleri bir bakıma Hun, Altay, Uygur, Göktürk ve diğer yaratılış-türeyiş efsanelerinin birleştirilmesidir. Bu anlatım içinden anlıyoruz ki, Ay ve Yıldız’a Türkler’in bakış açısı yaratılışın hemen ardından çoğalmanın, millet olmanın içinde ortaya çıkmaktadır. Bu ortaya çıkış kesintisiz olarak devam etmiş, Göktürk Devleti’nde İslam öncesi en yüksek anlam zirvesine ulaşmıştır.
Devlet olmanın, hükümran olmanın, bağımsız olmanın alameti olan para basmak Göktürk Devleti için de önemliydi ve altın para basmışlardı. Göktürk Devleti paralarının bir yüzünde orta motifin altında birbirine bakan iki ay-yıldız şekli çok muntazam olarak yer almaktadır. Üstelik şekil oranları, günümüzdeki Türkiye Cumhuriyeti bayrağı ile eşit ölçülerde gösterilmişti. Göktürk Devleti, ilk defa İslam ile tanışmaya başladığında devletini, bağımsızlığını ve diğer anlamlarını İslam içinde yeniden buluyor ve bu buluşla İslam’la bütünleşmede Ay-Yıldız’ı da İslam Çağı Türk Tarihi içine taşıyordu.
Ne var ki, aniden İslam oluş meydana gelmemiş, bu da uzun bir zaman gerektirmiştir. Çünkü, bir yanda büyüyen bir İslam devleti, diğer yanda güçlenmiş bir Çin, jeopolitiği o zamanki dünya dengelerinde önemli bir yeri olan Bizans Devleti arasında Dünya hakimiyetini paylaşma hatta ele geçirme gayretleri çatışmaktadır. Bu hakimiyet ve etkileme sahaları üçgeni arasında Türklük alemi ayrı bir kaos yaşamaktadır. Bu coğrafya kaosu içinde İslam ile tanışma olmaktadır. İhtimal ki, ilk bağdaşan husus ilk yaratılışta olduğuna inanılan insanın balçıktan yaratılmayı Türk din anlayışının da Kur’an-ı Kerim’de olduğu gibi kabul ediyor olmasıdır. Bunun ardından İslam’ın hürriyet zorunluluğunu emretmesi, gerekirse uğrunda savaşılması, devlete bakış açısı ile toplumun ve aile bütünlüğünün bütün değerlerinde büyük bir yakınlık görülmesi İslam’ın yaygınlaşmasında çok önemli bir yer tutmuştu. Aynı yakınlığı sağlayan bir diğer husus: kültürel yaklaşma sürerken, Türklüğün ayı’nın “hilal” olarak kelimeleşmesi, hilal kelimesinin de “Allah” adının hecelenmesiyle elde ediliyor olması sağlamıştı. Yine dolayısıyla İslam bu yakınlığıyla HİLAL olarak bayrağın anlamına taşınabilmişti. Kufi yazı üslubuyla Muhammed (s.a.v.) adının yazılışını da YILDIZ benzerliğinden yola çıkarak bayrağa taşıyınca “kelime-i tevhid” ve “”kelime-i şahadet” de kolayca bayrak içinde yerini almış oluyordu.
Dünyanın nerdeyse bütün sosyologları, dünya milletlerini kültür-zihniyet sistemleri bakımından bazı guruplarda toplarlar. Bu guruplar beş ana kültür-zihniyet gurubu olarak belirlenir. Bunları genel kabul gördüğü şekliyle şöyle gösterebiliriz:
1- Prometheuscu kültür-zihniyet : Ruslar, Slavlar, Grekler (Helenler-Yunanlılar) vbg.
2- Mesihci kültür-zihniyet : Sami milletler, Araplar, İbraniler, Farslar, vbg.
3- İdeci kültür-zihniyet : Hintliler, Çinliler, Tibetliler, Afrika milletleri, vbg.
4- Militarist kültür-zihniyet : Cermen kavimler, Yankee’ler (Amerikanlar), Almanlar, İngilizler, İtalyanlar, Fransızlar, Japonlar, Bhutanlılar, vbg.
5- Bütüncül kültür-zihniyet : Türkler (bu gurupta yalnızca Türkler vardır).
Bu kültür zihniyet guruplandırması tarih boyunca her bir gurubun içinde bulunan milletlerin kültür-zihniyet yapılarını meydana getiren temel düşünme yapılarının da göstergesidir.
Beşinci gurupta gösterilen “Bütüncül kültür zihniyet” dışında kalanların tümü, diğer dört gurupta bulunanlar; düşünce yapıları sonucunda felsefe tanımlamasıyla tümevarımcı metodolojiyi esas almışlardır. Yine bu dört gurupta bulunan milletlerin kültür-zihniyet yapılarının inanç tarafında dini formatları da tümevarımcı özelliklerle meydana gelmiştir.
Tümevarımcı düşünce ve tümevarımcı dini anlayışları nedeniyle; dinsel değerlerini ister kendileri yapılandırsınlar isterse vahiy yoluyla kendilerine gelen dinler olsun, vahyi dahi kısa zamanda kendi dünya hayatları şartlarında formatlayarak tümevarımcı çerçeveye sıkıştırmakta gecikmemişlerdir. Hz.İbrahim’in Hanif Dini, Hz.Musa ve Tevrat, Hz.Davut ve Zebur, Hz.İsa ve İncil ile bu vahye dayalı din değerleri tümevarımcı şekle sokulmuşlar ve tahrif edilebilmişlerdir. İhtimal ki, bir peygamber varlığına işaret eden Hammurabi yasaları ile Babil medeniyeti, Özbek asıllı Türk olan Budha (Buda) öğretileri Hindistan kaynaklı inanç sistemlerinde bu tümevarımcı kalıplarla şekillendirici olmuşlardır.
Etrüsk ruhunu çoktan kaybetmiş Romalı kimliğiyle Romalılar Hıristiyan yapısını önce kendi çok tanrılı ilahiyatlarına adapte etmişler, sonra bundan Bizans ruhunu meydana getirirken kavimler göçü sonucunda tanıştıkları Cermen kavimlere, Slavlara da bu tümevarımcı formda şekillendirdikleri Hıristiyanlığı kolayca transfer etmeye yol bulabilmişlerdir. Antik çağ paganizmi dediğimiz çok tanrılı dinlerin değerleriyle neredeyse tüm ilahi vahiy dinlerini deforme ederek kendi kültür-zihniyet değerleriyle şekillendirdiklerini görmek zor değildir.
Tümdengelimci tek kültür-zihniyet yapısına sahip olan Türk düşünce yapısı ile yine vahyedilişinden beri yaşayan şekliyle tümdengelimci yegane din olan İslam Dini vahyolunduğu tümdengelimci metodolojisiyle kolayca birbirlerini hazmetmişlerdir. İşte bu ortak özellikleriyle birleşen Türklük ve İslam Dini değerleri, “bayrak” değerinde de aynı ortak nitelikleri göstermektedirler.
(ikinci bölüm sonu)