İletisim | Anasayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | 08 Subat 2012 Çarsamba

 
Köşe Yazarı : Rüştü AYDIN
Rüştü AYDIN
Yazara Ait Tüm Yazılar
12 EYLÜL ANISINA - ÖYKÜ

Kavurucu yaz sıcakları yerini serin havalara bırakmıştı. 1980 yılı Sonbaharının ilk ayı Eylül’ün 11’i idi. Okullar açılalı, yeni haftasını bulmuş, minik öğrenciler yeni bir eğitim döneminin heyecanı ile sınıfları doldururken, yetişkin orta ve lise öğrencileri ise anarşi-terör ortamında okumanın zorluğu ile okullarına gidip gelmeye başlamışlardı.

Akşamın serinliği Mersin’in Sağlık mahallesinde hissedilmeye başladığı anda Anne Selcen hanım evine girmişti… Oğlu Tuğrul’un acı çekmesine dayanamıyordu bir türlü… Dört oğlunun da evinde olmayışı, özlem yumağına dönüşmüştü onun yüreğinde. “Ah şu anarşi bir bitse, bir bitse” diye zaman zaman dua ederdi..
***

Kocasız kalmanın, yalnız yaşamanın zorluğu içinde bir de evlat özlemi eklenince genç anne Selcen hanım bayağı çökmüştü. Göz yuvaları çukurlaşmış, yüz tenleri kırışmaya başlamıştı… Biraz da kilo alan Selcen hanım kocasını kaybedeli iki yılı az bir zaman geçmişti. Kendisine talipli de çıkmış, taliplilerden İbrahim ile imam nikâhı kıyalı altı ayı geçmişti. İbrahim, hastanede çalışırdı. Evliydi. Çocukları vardı. Buna rağmen Selcen Hanıma sevgi beslemiş ve istemişti… Selcen Hanım uzun süre bu izdivaca olur demediyse de en sonunda kabul etmişti. İbrahim, haftanın iki-üç gününü Selcen Hanımla geçirirdi. Tuğrul, Fatih, Bilge ve Ramazan’da sevmişti babalığı.

***

Selcen Hanım akşam yemeği hazırlamaya başlamıştı… Yeşil fasulyeleri kırdı. Patates doğradı… salça ve yağı, kıyılmış kuru soğanla birlikte kavurduktan sonra kırılan yeşil fasulyeleri tencerenin içine attı… Kavrulan fasulyelerin üzerine bir müddet sonra doğranmış patatesleri atarken kapıdan içeri kocası İbrahim girdi. Elinde çerez ile bir de ufak rakı vardı. Anne Selcen Hanım İbrahim’i sevmişti ama bir türlü rakı içmesine engel olamamıştı… içinden “kaderim böyleymiş” derdi… Akşam yemeği yendi…

Selcen hanım, kocasının mezesini hazırladı, kanepenin üzerine bir tepside getirip koydu yanına oturdu… Bir müddet baktı kaldı “Bey” dedi… “Şu içkiyi bir bıraksan! Ne iyi olur” İbrahim, oralı olmadı… sadece tebessüm ederek, “alışılmış işte, benim kimseye zararım olmaz” dedi… O, iki bardak içer, bir iki saat kendini dinler sessiz sedasız yatardı… Sabah olunca da Hastanede işine giderdi…

***

Selcen hanımın en küçük oğlu Fatih ise ders çalışıyordu. Kocasının yanından göz ucuyla “sabah okula gideceksin, hadi yat” der gibiydi Fatih’e… Fatih, Atatürk Lisesi Orta bölümü son sınıfında okuyordu… Fatih’e bakarken; Oğlu Tuğrul’un hasretini çekti…koskaca bir iç çekerken kocası “Hayırdır hanım?” deyişine; “Heeç, Tuğrul aklıma geldi de… Abisi Bilge’nin yanında Erdemli’de. Ne yer ne içer bilmem ki? Özledim işte!”

Sabah güneşi Mersin’i aydınlatıyordu. Fatih, sabah ezanı ile kalkmış, evin balkonundan aşağılara doğru bakıyordu… “Silo” dedikleri buğday ambarının en yüksek ucundan ışıklarını gösteren güneşe baktı durdu… Sokaklarda sessizlik hakimdi. Sadece üç tekerlekli bisikletle ekmek dağıtan işçiler giderlerken görüyor ama anayol kavşağına doğru giden işçinin hemen geri geldiğini de… Hoca ezanı bitirince içeri geçti… Musluğa varıp abdestini alan Fatih, sabah namazını kıldı.

Bu arada anne Selcen’de kahvaltıyı hazırlıyordu… Kocası İbrahim’de kalmış, duş almak için banyoya girmişti. Selcen Hanım, sabah yedi haberlerini hiç kaçırmazdı… Yine öyle yaptı… Beş dakika kala radyoyu açtı… TRT Çukurova radyosunda “Kahramanlık türküleri” çalıyordu… “Allah Allah ilk kez duyuyorum bu vakitte, böyle türküleri…” diyen Selcen hanım oğlu Fatih’e seslendi; “Hadi oğlum kahvaltın hazır!..”

Fatih çantasını hazırlamış, üstünü giyinmişti… Yer sofrasına bağdaş kurdu, ekmek arasına biraz peynir koyarak, ısırıp, ısırıp çay ile kahvaltısını yapmaya başladı… Az sonra babalığı da oturdu, annesi de… Kahvaltı yapılırken radyoda çalmakta olan kahramanlık türküleri kesildi… Selcen hanım, hemen kulak kabartarak, haber dinlemeye başlayacakken, radyodan “ Milli Güvenlik Kurulu’nun 1 No’lu Bildirisidir. Ordu ülke yönetimine el koymuştur. İkinci bir emre kadar sokağa çıkma yasağı vardır. Bütün vatandaşlarımızın bu yasağa uymaları gerekir.” Açıklamasını Selcen hanım, dinlerken; İbrahim: “Hanım!.. Darbe olmuş… darbe!.. Ülkeyi asker yönetecek. Kurtuldu Türkiye, kurtuldu!” diye bağırdı. Bu arada Okula gitmeye hazırlanmış Fatih’te, “Anne ben şimdi okula gidemeyecek miyim?” diye sordu.

OKULA GİDEMEDİ

Sokaklar bomboş… Herkes evinin önünde ayakta sohbet halinde, ‘Türk Ordu’sunun ülkeyi yönetmesini konuşuyorlardı… Haberi olmayanlar kalkmış işine giderken, onlar da ana yol kavşaklarını tutmuş olan askerler tarafından geri gönderiliyorlardı…

Okula gidemeyen Fatih, üçüncü katın balkonundan etrafı seyrediyordu… Komşularından Refik’te çıkmış etrafa bakıyordu. Onun yanına geldi. “Refik amca darbe ne demek, niye böyle oldu?” diye saf saf soru sormuş, cevabını vermekte Komisyonculuk işi yapan komşusu Refik’e düşmüştü… “Asker” dedi, “Askerler ülkeyi ele geçirdi yeğenim… Böylesi daha iyi olacak herhalde… Artık sen okulunda kavgasız, dövüşsüz daha rahat okursun. Abin de diyar diyar gezmekten kurtulur, işine gücüne bakar artık… Anlatabildiysem… Böyle olacak. Ama inşallah başka gelişmeler olmazsa… İnşallah olmaz!”

Komşu Refik konuşurken Fatih, can kulağıyla dinlemişti… okulda rahat okuyacağını, “boykot”, “kavga”nın olmayacağını, “ağabeyleri Faşistmiş vurun” nidalarıyla artık kendine saldırılmayacağını anlamış fakat Refik amcanın “İnşallahlarla” ne kastettiğini pek anlamamış haliyle, tuhaflaşmış yüz ifadesiyle; “Refik amca: Ordu gelince artık kavga olmayacak değil mi?”sorusuna “Evet oğlum artık kavga olmaz!” cevabını alır almaz yanından ayrıldı.

HER YER ASKER DOLU

Aradan bir hafta geçmişti… Güneşli güzel bir sonbahar günüydü… Okullar tekrar açılmış, öğrenciler eli çantalı sınıfları dolduruyordu. İşine yada işyerine gidenler ise askerler tarafından aranıyor, kimlik taşımayanlar anından karakollara götürülüyordu… Sıkı bir denetim vardı yolda sokakta, işyerinde ve evlerde…

ASKERLER EVİ ARADILAR

Bir Pazar günüydü… Herkes evinde dinlenmeye çekilmiş, kimi kitap okuyor, kimi gazete, televizyonu olanlarda film seyrediyordu… Böyle bir günün öğle olma vaktinde Selcen Hanım’ın en küçük oğlu Fatih’te oturduğu kanepeden dışarıyı seyrediyor… elinde de küçük bir not defterinin beyaz sayfası üzerine yeni yapılan devlet hastanesinin resmini çiziyordu… Az sonra motor seslerinin yükselmesini duyunca yerinden kalktı. Sokağın başında askeri araçlar sıra sıra olmuş gidiyorlardı. Üç araçtan askerler inerek hemen karşı sokağa daldılar… Evlere giriyorlardı… Fatih bir anlam veremedi, taki kendi evlerine gelen askerleri görene kadar…

Balkondan izlerken merdivenleri çıkan askerleri gördü… Askerlerin en önünde gelene “Hoş geldiniz komutanım” diyerek karşıladı, başını okşayan asker; “Evde kimse var mı?” diye sorunca “Evet annem var, babalığım işte…” cevabını verdi… Sesleri duyan Anne Selcen Hanım ise kapıya gelmiş askerleri içeriye buyur ediyordu.

BU KİTABI KİM OKUYOR

Selcen Hanım’ın en büyük oğlu Ramazan ise henüz yatağından yeni kalkmış, kahvaltı yapıyordu. Askerleri görünce o da geldi yanlarına… Evde arama yapılacaktı. İki asker evin tüm odalarını tek tek dolaşıyor, dolaplarını içini nazik bir lisanla açtırıp, silah veya yasa dışı yayın kitapları-dergileri var mı yok mu diye araştırıyordu… Ramazan da onları iyiden iyiye izlerken içinden “İyiki bazı kitapları toprağa gömmüşüm, yoksa şimdi başımıza bela olacaktı” diye geçirirken, Camekan içindeki Kur’an-ı Kerim ve dini kitapların arasındaki kitabı alan askeri gördü… Asker:

- Bu kitap, bunu kim okuyor?

Ramazan ve Anne Selcen hanım bir kitaba bakıyor, bir askere… o esnada Fatih ise anlamsız gözlerle seyrederken, askerin elindeki “Alparslan Türkeş’in 9 Işık” adlı kitabı okuduğu aklına geldi.

-Ben okuyorum komutanım!

Ramazan ve Anne Selcen daha ağzını açmadan, Fatih’in verdiği bu cevaptan çekindiler, asker ise tekrar Fatih’in başını –aferin der gibisine- okşadı. Askerler,  sessizce geldikleri gibi gittiler…

SANDIK DOLUSU MİLLİYETÇİ KİTAPLARA EL KONUYOR SAHİPLERİ İSE TUTUKLANIYORDU

Ardından tekrar balkona çıkan Fatih, askerleri gözünün ucuyla takip ediyordu… Karşı sokakta Ayvagedikli amcaların evi vardı… Gözü oraya takıldı… Askerler evden çıkarken Talip amcayı ve büyük oğlu Abdullah’ı da götürüyorlardı… onların ardından gelen asker ise kocaman bir sandığı taşıyordu… Heyecanlanan Fatih annesine bağırdı;

-! Anne!... anne karşı sokaktaki Talip Amcayla oğlunu askerler götürüyor!” sese çıkan Anne Selcen hemen Fatih’in ağzını tıkadı.”Sus oğlum, seni duyarlar!...” oda seyretmeye başladı… Bir yandan da “ne ola ki o sandıkta…” diye sesli düşünerek mırıldanıyordu…

Rüştü Aydın/Mersin

2007-09-12 Bu yazı  1773  kere okundu
YORUMLAR
Son Yazıları:

Anayasa Deşiklikleri ve Türkeş
GÜNEYDOĞU'DAN MEKTUP VAR
Ne Mutlu Türküm Diyene
BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞ
TERÖRÜN YENİ ADI “DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ”
AB VE TÜRK AİLE YAPISI
RUMLAR NASIL YUNAN OLDU?
KÜRESEL GÜVENLİK VE ABD
RAKİP, REKABET EDER
ALDATILDIK EY HALKIM!.. UNUTMA BİZİ

Başbuğ Alparslan Türkeş




Üye Ekranı
Üye adi :  
Şifre :
 

Kayıt ol

Şifremi Unuttum

Toplam : 34412
Son Üye: aydınlı19

Add to: Facebook.com Add to: StumbleUpon Add to: Yahoo Add to: Google