İletisim | Anasayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | 08 Subat 2012 Çarsamba

 
ÜLKÜCÜLÜK NEDİR

ÜLKÜCÜLÜK NEDİR

Ülkücülük veya idealizm insan kafasının içinde elde edilmesi, varılması en mükemmel, en güzel, kendisini mutlu edecek hedeflerin tasarlanması ve bu hedeflerin gerçekleştirilmesi için arzu gösterilmesi ve çalışılması anlamını taşır.

 Ülkücülük batı dillerinden dilimize giren idealistlik kelimesiyle aynı olan bir anlam belirtmektedir.

Ülkücülük veya idealizm insan kafasının içinde elde edilmesi, varılması en mükemmel, en güzel, kendisini mutlu edecek hedeflerin tasarlanması ve bu hedeflerin gerçekleştirilmesi için arzu gösterilmesi ve çalışılması anlamını taşır. İnsanlar arasında idealistler yetişmeseydi insanlık bugün dünyayı aydınlatan birçok gelişmelerini, birçok alanlardaki yükselişlerini sağlayamazdı.
Her gerçek, her fikir önce insanların kafasında bir hayal olarak doğar. İnsanlar hayal ederler. Hayal kurarlar. Bu hayalleri kendileri için iyi olan, kendilerinin özledikleri, elde etmekle mutluluk duyacakları birtakım istekleri, birtakım özleyişleri belirtir. İnsanlar hayalleriyle büyük ölçüde insan olurlar. İnsanlar hayalleriyle diğer canlılardan bir ayrıcalık gösterirler ve gerçekten insanlık vasfını kazanmış olurlar.

İşte ülkücülük de yani idealizm de insanların ve insan toplulukların kendileri için varılması mutluluk sağlayacak, varılmasıyla en gelişmiş, en yükselmiş bir durum sağlayacak, bir hayalin düşünülmesi ve insan beyninde tasarlanarak şekillendirilmesidir. Her toplumda idealistler vardır, ülkücüler vardır ve ülkücülerin, idealistlerin bulunuşu toplumlar için bir saadettir; büyük bir talihtir! Türk milleti için bizim düşündüğümüz ülkü nedir?

Türk milleti için tasarladığımız ideal nedir? Her şeyden önce Türk milletinin ahlâkta, maneviyatta, insanlık duygularında en yüksek seviyede bulunması, yaşaması ve ilimde, teknikte dünyanın en ileri gitmiş varlığı hâline gelmesi ve ekonomik açıdan kalkınmış, tarımını modern tekniğe göre geliştirmiş ve modern sanayii kurulmuş, refahlı bir toplum hâline gelmesi, Türk toplumu için bir Türk milliyetçisinin düşüneceği ülkünün esaslarından mühim bir kısmını teşkil etmektedir.

Türk milliyetçiliğini, ülkücülüğünün sınırları içinde sade bunlar mı vardır? Sade bunlar değil başka düşünceler, başka hedefler de vardır. Bu hedefler Türk milletinin hiç kimseden merhamet dilenmeyecek bir duruma gelmesi, kendi gücüyle ayakta duran, kendi gücüyle varlığını koruyabilen ve sözünü dünyanın her yerinde saydırabilen bir varlık hâline gelmesi düşüncesidir. Bunun yanı sıra Türk milletinin haklarını her zaman dünyaya tanıtabilmesi, dünyaya duyurabilmesi düşüncesidir ve bunun yanı sıra bütün Türklerin kölelikten, yabancıların buyruğu altında yaşamaktan kurtulmaları ve Self Determination, yani kendi mukadderatına kendilerinin hâkim olması kutsal prensibine göre, hepsinin bağımsız hâle gelmeleri, bağımsız olmaları Türk ülkücülüğünün bir diğer görüşü, düşüncesidir.

Bunun için millî doktrinin önemli bir ilkesi olarak ülkücülüğü almış bulunmaktayız. Türk milliyetçilerinin ülkücülük tarifinin sınırları içinde bulunacak görüşleri, fikirleri ancak genel olarak işaret etmiş bulunmaktayız. Türk ülkücülüğünün hedef aldığı düşünceler genel olarak belirtilmiş olan bu fikirlerden ibaret değildir.

Ülkücülüğümüzün içerisinde her mesleğe mensup Türk milliyetçilerinin kendi mesleklerinde en ileri, en yüksek ve gerek kendi milletimiz için. gerek insanlık için en çok yararlı neticeleri elde etmek görüşü de yer alacaktır. Bir Türk Milliyetçisi kendi toplumu için, kendi milleti için idealizmi daima göz önünde bulunduracak, bu genel idealizm prensipleri ile birlikte kendi sahası, kendi branşı ile ilgili çalışmalarında da bu temel ve genel mahiyetteki ülkücülüğün esaslarına uygun, onunla bütünleşmiş bir hâlde kendi branşı ile ilgili ülkücülüğünü de tespit edip güdecektir. Ülküler uzak hedeflidir, uzun vadelidir.

Bir ülkünün hemen yarın gerçekleşmesi mümkün olmayabilir. Ülküler önümüzdeki yılları, önümüzdeki yüzyılları kapsayabilir. Ama ülkü insanının kalbini aydınlatan bir ışıktır. Ülkü insanlara yönünü tayin etmesini sağlayan bir kılavuzdur. Milletler için de millî ülkü, milletin kılavuzu, milletin yolunu aydınlatan güneşidir.
Ülküsüz insan çamurdan bir varlık gibidir.
Ülküsüz insan dümensiz, pusulasız bir gemi gibidir.
Bunun için her Türk milliyetçisi, her Dokuz Işıkçı mutlaka ülkücü olacaktır, mutlaka ülkü sahibi bulunacaktır.
Hem milli ülkü sahibi olacaktır, hem insanî ülkü sahibi olacaktır, hem de kendi mesleğiyle ilgili ülkücü bir kişiliğe sahip olacaktır ki, hem de kendi mesleğinde başarılı, yararlı bir kişi olarak gelişsin hem de mensup olduğu topluma, milletine yararlı hizmetler yapsın,insanlığa yararlı faaliyetler gösterebilsin.
Bunun için Dokuz Işık doktrininin çok önemli ilkelerinden olan ülkücülüğe büyük değer vermekteyiz.

Ülkücüyüz! İnsanlık ailesi, yeryüzünde yaşayan bütün insanlar, milletler denen aynı aynı üyelerin bir araya gelmesinden meydana gelir.
Bir insan, insan olmak isterse, insanlığa hizmet etmek isterse, evvelâ kendi milletine hizmet etmeli, kendi milletini yükseltmeye, kendi milletini mutlu kılmaya çalışmalıdır. Bunu yaptığı takdirde aynı zamanda insanlığa da hizmet etmiş olur.
Çünkü bir insan kendi ailesini düşünür ve ona karşı vefalı kalırsa, insanlık duygulan en olgun seviyeye erişeceği için, kendi ailesi dışındaki insanlara karşı da yaranı ve vefalı olur. Bir insan kendi milletine faydalı olamaz, kendi milletine karşı bağlılık duymazsa, onun insanlığı düşünmekten bahsetmesi nihayet bir fantazi olur. İnsan, yetiştiği toprağın, yetiştiği milletin refahını, iyiliğini, saadetini ve şerefini temin etmelidir. Bunu yaptığı takdirde, o millet insanlığın bir parçası olduğu için, dolayısıyla insanlığa da hizmet etmiş olur.

Ülkücülüğümüz nedir?

Ülkücülüğümüz; Türk milletini en kısa yoldan en kısa zamanda modern uygarlığın en üst seviyesine çıkarmak; mutlu, müreffeh hale getirmek; bağımsız, özgür, kendi haklarına sahip bir hayata kavuşturmaktır.
Kişilere hürriyet, milletlere istiklâl başta gelen prensiplerimizdendir. İnsanlar hür ve eşit haklara sahip olarak doğarlar. Kabiliyet ve görevlerinin dışında insanlar haklarına tam olarak sahip kılınmalıdırlar. Toplum içerisinde insanlar kişisel liyakat ve kabiliyetlerine göre görevlendirilmeli ve bir sıraya konulmalıdır.
Bütün bunlarla beraber ayrımsız olarak herkese bir imkân eşitliği sağlanmalıdır. İmkân eşitliği derken mücerret anlamda bir eşitlik anlaşılmamalıdır.
Bu ülkücülüğümüzün içine bu günkü sınırlarımızın dışında bulunan Türklere ait herhangi bir şey girer mi?
Türk adı taşıyan herkes bizim sevgi ve ilgimizin çevresi içindedir. Bundan vazgeçemeyiz. Bu her milletin tabiî hakkı olduğu gibi Türk milletinin de tabii hakkıdır.
Bu günün Birleşmiş Milletler Anayasası, yeryüzünde yaşayan her millete \"kendi mukadderatına hâkim olma\" (şelf determination) dedikleri prensibi kutsal bir prensip olarak ilân etmiştir. Bugün Afrika'da yaşayan ve bugüne kadar hiçbir bağımsız devlet kuramamış olan Zencilere dahi, kendi mukadderatına hâkim olma (şelf determination) hakkı kutsal bir hak olarak tanınır ve bunların her biri yabancı boyunduruğundan, sömürgecilerin elinden kurtulup bağımsızlığını alırken, başkalarının boyunduruğu altında tutsak bulunan Türklerin tutsaklıktan kurtulmasını istemek, dilemek, bunun için iyi niyetler taşımak, Türk olan herkes için en tabiî ve kutsal bir haktır. Fakat biz ülkücülüğümüzde daima gerçekçi olmayı ve girişilecek faaliyetlerde Türkiye'yi hiçbir zaman tehlikelere, risklere, , maceralara sürüklemeyecek bir yol üzerinde bulunmayı esas kabul ederiz.

Ülkücülüğümüz bir macera fikri değildir. Ülkücülüğümüz, Türk milletinin en kısa, yoldan, en kısa zamanda modern uygarlığın en üst kademesine yükseltilmesi, müreffeh, mutlu bir hayata erdirilmesi, kendi gücüyle ayakta durabilecek bir hâle getirilmesi ve her çeşit korkudan, baskıdan uzak olarak, hür, müstakil yaşaması ülküsüdür. Bu ülkü aynı zamanda Türk olan herkese karşı ilgi ve sevgi göstermeyi, onların mutluluğunu dilemeyi ve onların mutluluğunu, Türkiye'yi risklere, tehlikelere maruz bırakmadan, bırakmaksızın, bırakmamak şartıyla sağlamaya çalışmayı içine alan bir ülkücülüktür.


Okunma Sayısı:

8507
YORUMLAR
 AHMET FATSA 2012-01-15
uyanın
KEHF SURESİ
93- İki seddin arasına kadar ulaştı, onların (sedlerin) önünde hemen hemen hiçbir sözü kavramayan bir kavim buldu.
94- Dediler ki: "Ey Zu'l-Karneyn, gerçekten Ye'cuc ve Me'cuc, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyorlar, bizimle onlar arasında bir sed inşa etmen için sana vergi verelim mi?"
95- Dedi ki: "Rabbimin beni kendisinde sağlam bir iktidarla yerleşik kıldığı (güç, nimet ve imkan), daha hayırlıdır. Madem öyle, bana (insani) güçle yardım edin de, sizinle onlar arasında sapasağlam bir engel kılayım."
96- "Bana demir kütleleri getirin", iki dağın arası eşit düzeye gelince, "Körükleyin" dedi. Onu ateş haline getirinceye kadar (bu işi yaptı, sonra:) dedi ki: "Bana getirin, üzerine eritilmiş bakır dökeyim."
97- Böylelikle, ne onu aşabildiler, ne onu delmeye güç yetirebildiler.
98- Dedi ki: "Bu benim Rabbimden bir rahmettir. Rabbimin va'di geldiği zaman, O, bunu (demir dağını) dümdüz eder(oraya hapsedilen kullarına erittirir); Rabbimin va'di haktır."
….. VE ERGENEKON DESTANI
Aradan dört yüz yıl geçti.
Dört yüz yıl sonra kendileri ve süreleri o denli çoğaldı ki Ergenekon'a sığamaz oldular. Çare bulmak için kurultay topladılar. Dediler ki: "Atalarımızdan işittik; Ergenekon dışında geniş ülkeler, güzel yurtla varmış. Bizim yurdumuz da eskiden o yerlerde imiş. Dağların arasını araştırıp yol bulalım. Göçüp Ergenekon'dan çıkalım.
Türkler, kurultayın bu kararı üzerine, Ergenekon'dan çıkmak için yol aradılar; bulamadılar. O zaman bir demirci dedi ki: "Bu dağda bir demir madeni var. Yalın kat demire benzer. Demirini eritsek, belki dağ bize geçit verir." Gidip demir madenini gördüler. Dağın geniş yerine bir kat odun, bir kat kömür dizdiler. Dağın altını, üstünü, yanını, yönünü odun-kömürle doldurdular. Yetmiş deriden yetmiş büyük körük yapıp, yetmiş yere koydular. Odun kömürü ateşleyip körüklediler. Tanrı'nın yardımıyla demir dağ kızdı, eridi, akıverdi. Bir yüklü deve çıkacak denli yol oldu.
Sonra gök yeleli bir Bozkurt çıktı ortaya; nereden geldiği bilinmeyen. Bozkurt geldi, Türk'ün önünde dikildi, durdu. Herkes anladı ki yolu o gösterecek. Bozkurt yürüdü; ardından da Türk milleti. Ve Türkler, Bozkurt'un önderliğinde, o kutsal yılın, kutsal ayının, kutsal gününde Ergenekon'dan çıktılar.
Türkler o günü, o saati iyi bellediler. Bu kutsal gün, Türklerin bayramı oldu. Her yıl o gün büyük törenler yapılır. Bir parça demir ateşte kızdırılır. Bu demiri önce Türk kaganı kıskaçla tutup örse koyar, çekiçle döver. Sonra öteki Türk beğleri de aynı işi yaparak bayramı kutlarlar.
Ergenekon'dan çıktıklarında Türklerin kaganı, Kayı Han soyundan gelen Börteçine (Bozkurt) idi. Börteçine bütün illere elçiler göderdi; Türkler'in Ergenekon'dan çıktıklarını bildirdi. Ta ki, eskisi gibi, bütün iller Türkler'in buyruğu altına gire. Bunu kimi iyi karşıladı, Börteçine'yi kagan bildi; kimi iyi karşılamadı, karşı çıktı. Karşı çıkanlarla savaşıldı ve Türkler hepsini yendiler. Türk devletini dört bir yana egemen kıldılar...


Kaynak: http://www.msxlabs.org/forum/turk-edebiyati/14284-turk-destanlari-ergenekon-destani.html#ixzz1jAMwUufE
BEN BU BENZERLİKTEN FAZLA BİRŞEY ANLAYAMADIM…




KEHF SURESİNDEN 7 AYET
99.Biz o gün, bir kısmını bir kısmı içinde (asker-sivil-diğer mesleklerden ve sağcı-solcu-Türkçü vb.gibi farklı fikiri kesimlerdeki ergenekoncu kişileri) (harekete teşebbüs ve hazırlıkları içersinde yoğun faaliyette iken) dalgalanırcasına bırakıvermişiz. Sur'a (kıyametin büyük alametleri de açığa çıkartılmakla ) da üfürülmüştür,(Allahın izni ile Hızır as. Vesilesi ile düğmeye basılarak dürüst kullar vesile kılınarak ) artık onların (elebaşları olan) tümünü bir arada (ceza evinde) toparlamışız.

100.Ve o gün, cehennemi inkar edenlere (ateist-siyonist,yecücün zihin kontrolünde tuttuğu İnsanlık düşmanların mecücleri) tam bir sunuşla (yaptıkları faaliyetlerin tüm ayrıntılı binlerce sayfalık belgeli iddianameleri ile niyet ve yaptıklarını) sunmuşuz.

101.Ki onlar, Beni zikretme (konusun)da gözleri bir perde içindeydi. (Kur'an'ı) dinlemeye katlanamazlardı. (camilerin bombalanması ,inançlı insanların imha edilmesi planları…

102.İnkar edenler, Beni bırakıp (yüz binlerce emirleri altındaki insanları ve onları vatansever zanneden halkın çoğu) kullarımı veliler (kendi eylemlerine destekçi) edindiklerini mi sandılar? Gerçekten Biz cehennemi kafirler için bir durak olarak hazırlamışız.

103.De ki: "Davranış (ameller) bakımından en çok hüsrana uğrayacak olanları size haber vereyim mi?"

104."Onların, dünya hayatındaki bütün çabaları boşa gitmişken, kendilerini gerçekte güzel iş yapmakta sanıyorlar."

105.İşte onlar, Rablerinin ayetlerini ve O'na kavuşmayı inkar edenlerdir. Artık onların yapıp-ettikleri(deşifre edilerek adalet huzuruna çıkartılmış,kurdukları büyük eylem planları) boşa çıkmıştır, kıyamet gününde onlar için bir tartı tutmayacağız.








EEY ANADOLU TÜRKLERİ VE İNSANLARI UYANIN…
DEĞERLENDİRME:
ERGENEKON DESTANI İLE KEHF SURESİNDE Allahın tanımladığı (Yecüc iblis cinlerin zihinlerini kontrol altına alıp mecüşleştirdikleri) kavim Kabalist Yahudi ve onların uşakları Ergenekonculardır. Anadolu Türkleri değildir ve olamaz…
Tarihsel kayıtlar ve anlatımlarda yecüc-mecüc tanımlanırken;''Yecüc-mecüc'' kelime anlamıyla ufak-tefek demektir. Kısa boylu insanlar için eskiden bu terim kullanılırmış. Çin ve Moğalistan dolaylarındaki insanlar, bilindiği gibi kısa boyludurlar. Bu iklimden kaynaklanmaktadır. Hunlularda, bu bölgeleri yurt edindikleri için, onlarda doğal olarak Çinliler gibi kısa boyluydular. Onlar fiziki olarak tanımlanırken yecüc-mecüc gibi deyimi kullanılmıştır. Ayrıca saldırgan ve istilacı tavırlarından dolayı da yecüc-mecücten (ufak-tefek) ve bozgunculuk yapan bir kavim anlamında bahsediliyor. Hunlular; bulundukları coğrafyadan dolayı kısa boyluydular, bu yüzden kendilerine yecüc-mecüc deniyordu. Bulundukları zaman içersinde o kadar bozgunculuk yapıyorlardı ki, Çinliler kendilerinden sakınmak için dünyaca meşhur Çin settini yapmak durumunda kalmışlardı.
Biz yecüc-mecün bir ırk,bir soy olmadığını,sanki aşık-maşuk deyimi anlamında iblisi cinlerden küçücük boyutlardaki bir ırk olan ve yüksek sinerjili yecüc’lerin ;kendi etki ve emirleri altına alarak zihinlerini mecüş’leştirdikleri(tamamen kontrol altına aldıkları) İnsanlar olabileceğini düşünüyoruz.Zira Kef suresi 93.ayette bu tanımlanıyor sanki. Ve Zilkurneyn (as)ın “- İki seddin arasına kadar ulaştı, onların (sedlerin) önünde hemen hemen hiçbir sözü kavramayan bir kavim buldu. “deniliyor.Demek bu kavim iblisleşmiş dişi iblis yecüc cinlerin zihinlerini tamamen etkileri altına alarak mecüş’leştirdikleri insanları, bu nedenle de iblis yecüclerin emirleri dışına çıkmayıp onların emri ile hareket ettikleri ve böylece büyülenerek hiçbir sözü kavrayamayan zihinleri kontrol altına alınmış mecüşleşmiş durumda bir kavim durumunda oldukları anlaşılabiliyor.aşık-maşuk gibi adeta gözleri sevgilisinden başka hiçbir şey görmeyen sevgilisinin sözündan başka hiçbir söz dinlemeyen,iradelerini-zihinlerini adeta büyülenmişçesine birbirlerinin emirleri altına alan sevgililer gibi düşünülebilir.

ERGENEKON DESTANI sanırız Anadolu Türklerinin destanı olamaz. bunu yecüc-mecüc zihniyetini taşıyan jenerasyon ve onların öğretilerini sürdüren Kabalistler tarafından yutturuyorlar kanaatindeyiz. Anadolu Türklerinin Böyle bir destanının Osmanlı geleneğinde olduğunu sanmıyoruz.Sabetayların ittihat ve terakki güruhunun oluşturduğu, belki yecüc- büyüsündeki mecücleşmiş (zihinleri kontrol altına alınmış Moğollar adına düzenlenmiş olan destanı; Anadolu Türklerinin destanı imiş gibi “gelecekte Anadoluda ırksal ayrışmaların temelini atmak amacı ile “Jön Türkler yapılanması altında planlı ve yecüc-mecüc ,kabalist öğretiler etkisi ile büyüledikleri idari kademedeki zaafı olan insanları da kullanmak sureti ile İçimize yerleştirmiş olabilirler. Çağ açıp, çağ kapatan, BİN yıldır İslam medeniyeti ve insanlığın bayraktarlığını yapan, yaralı kuşların dahi tedavisi için vakıf kuran büyük bir medeniyet sembolü Anadolu Türkleri Kehf suresinde ve Ergenekon destanında örtüşen yecüc-mecüc etkisindeki ZİHİN KONTROLLERİ BLOKE EDİLEN Ergenekon Moğolları-gibi olamaz…Seddin eritilmesi ile dünyaya yayılan iblis yecücün mecüşleştirdiklerive Anadoluya sızmış olan Ergenekon zürriyeti ;Vatan sevgisini imandan bilen Ülkücü kardeşlerimiz ne yazık ki kandırılıyorlar onları cini emellerine alet ediyorlar taşeron olarak kullanıyor kabalist yecüc-mecüc güruhu tarafından sanki…
6 asırlık Hak ve adaletin yeryüzünde bayraktarı, Anadolu Türklerinin Cihan devleti Osmanlıyı Jön Türk (yecüşün zihinlerini esir aldığı mecüşler),İttihat ve terakki..vb.gibi oluşumlar ile birinci dünya savaşına sokan,Gelibolu yarım adasında yok ettiren,Cihan devletini mahveden, Allahuekber dağlarında yiğitleri yok eden, Pkk belasını oluşturup binlerce kınalı kuzularımızı öğüten,iktisaden ülkemizin belini kıran,Afganistan,ırak,Libya,Afrika ülkeleri ne ülkemizdeki Siyonist canilerin hava üstlerini kullandırtarak milyonlarca insanın kanını döktüren,kendilerine karşı çıkanları 28 şubat,balyoz,sarıkız,ayışığı…vs kodları ile yok etmeğe çalışan,ve çıkış yerleri olan Ergenekonu da kendilerine isim olarak takmaktan çekinmeyen iblis yecüclerin mecüşleştirdikleri insan kisvesindeki yaratıklar…Allahın hükmü tecelli etti ve ahir zamanda vaad ettiği dönem geldi-çattı..
En doğrusunu Allah bilir.
 alp 2011-10-30
Her idealist ülkücü değildir
ülkücülük ile idealizm bana göre farklı.Ülkücülükte rehber Kuran değil mi?Her idealist insan Kuranı kendisine rehber mi ediniyor.Dünyanın birçok ülkesinde idealist insanlar var.Her ülkücü idealist olur ama her idealist ülkücü değildir..İdealist olupta , ideallerini başka yollar için kullananlar var..Rehberi Kuran , Hedefi Turan olanlar ülkücüdür.
 yalcın colak 2011-10-12
ulku davası
abılerımız solemısler gerekenı anlamak anlatmak ve yasamak lazım ulkuculuk kolay bır mezıyet degıldır ve bızler zor yolu secenlerle bu yola bas koyanlarız butun sehıtlerımızın ruhları sad olsun gerıde bıraktıklrına allah sabır versın .TURANA KADAR GORUSMEK UZERE DIYORUM
Başbuğ Alparslan Türkeş




Üye Ekranı
Üye adi :  
Şifre :
 

Kayıt ol

Şifremi Unuttum

Toplam : 34412
Son Üye: aydınlı19

Add to: Facebook.com Add to: StumbleUpon Add to: Yahoo Add to: Google