KALABALIKLAR MUHAKEME YAPMAZ
Son zamanlarda seçimin de yaklaşmasıyla birlikte anketler yapılmaya başladı ve neredeyse her anketin sonucunda “yükselen milliyetçilik” gözle görülür biçimde kendisini hissettirdi. Son günlerde Türkiye’de yaşanan çeşitli olayların buna etkisi herkes tarafından malumdur. Avrupa Birliği müzakereleri, Kuzey Irak’ta gelinen nokta, Hırant Dink suikastı, “hepimiz Ermeniyiz” sloganı, Ermeni soykırımı meselesi vs. Şu veya bu sebeple memlekette milliyetçilik duygularının arttığına şüphe yok.

Milliyetçi siyasi partiler bu tabloyu nasıl değerlendirir bilemiyorum, bana sorarsanız korkulması gereken bir tablodur. Bu şekilde yükselen milliyetçilik, en fazla milliyetçilere zarar verecektir.

Meseleye günlük siyasi tartışmaların yakınında durarak ve seçim hesabı yaparak bakanlar, ellerini ovuşturarak, gönül rahatlığıyla barajı geçmek, hatta iktidara da ortak olmak hesapları yapabilirler. Oysa mesele bu kadar basit değil gibi.

Tepki milliyetçiliği en iptidai sosyal duygulardan biridir. Bu şekilde yükselen milliyetçilik, ancak sokağın sesi olabilir ve sokağın taleplerini siyasi partilere yüklemeye çalışır. Aslında beklenti gayet nettir: “yumruğunu masaya vurmak, sınırı geçmek ve herkese haddini bildirmek” Gelin görün ki devlet bu literatürle yönetilmiyor. Seçim sonrasında hükümet olacak siyasi parti veya partiler, Türkiye’de yaşayan ermeni, kürt vb. etnik kökenli vatandaşlarımız adına da devleti yönetecek, bütün vatandaşlar adına hükümet edeceklerdir. Sokaktaki ses “Kürtler !!!…” derken, hükümet böyle bir ayrım yapmaktan ısrarla kaçınacaktır.

İşin aslını sorarsanız, Türkiye’de hâl-i hazırda sokağın anladığı manada ihanet içinde olmayan hatırı sayılır etnik kökenli vatandaşımız vardır. Sokaktan yükselen milliyetçiliğin bunu süzmek için elinde ne bir akl-ı selim ne de sağduyu mevcut. Kalabalıklar, muhakeme yapmaz. Oysa devlet, vatandaşlarına hukuk sınırları içinde muamele etmekle yükümlüdür ve bu akl-ı selim zaman içinde kalabalıklara “vurdumduymazlık” gibi gelecektir.

Tehlike de tam burada başlıyor. Devletin yapmadığını, sokak yapmaya başladığında Türkiye kendi kendini sokan bir akrebe benziyor. Hırant Dink suikastından sonra daha fazla içine kapanan Türkiye Ermenileri’nin ruh hallerinden nasıl bir fayda sağlanabilir ki? Yurt dışında Türkiye’yi siyasi olarak mahkûm etmeye çalışan lobilerin arayıp da bulamadığı imkânları sunmanın neresi milliyetçiliktir? Bir ülkede yaşayan ve o ülkenin selametini isteyen vatanperverler, dışarıdan ellerine tutuşturulan ateşi hangi akla hizmet memleketin her köşesine bulaştırmayı “milli vazife” olarak görebilir? Söylemiş miydik, kalabalıklar muhakeme yapmaz.

Bu açılardan bakınca, bir milliyetçi olarak “yükselen milliyetçilik”ten pek hazzetmediğimi belirtmeliyim. Şayet, milliyetçi siyasi partilerin yönetim kadroları bu şekilde “yükseltilen” milliyetçilikten memnunlarsa durup bir dakika daha düşünmek durumundalar. Üstelik 99 seçiminden sonra kalabalıkların beklentileriyle yüzleşen ve “yumruğunu masaya vurmayan” siyasi partinin durumu gözler önündeyken.

Milliyetçiliğin aksiyoner mi reaksiyoner mi olduğu zaman içinde sıkıntı verecek sıklıkla konuşuldu durdu. Sokakta yükselen milliyetçilikten memnun olanlar, bu durumu fırsat bilip oy avcılığına çıkarak milletin tepkisini bünyesinde toplamaya çalışanlar, beklenen hamleyi de yapmak zorunda kalacaklardır ki “herkese iki anahtar” vaadi daha mantıklı ve masumdur.

Aksiyoner milliyetçiler, sokakta yeşeren öfke tabanlı, sığ, niteliksiz milliyetçilikten uzak durmak mecburiyetindedir. Uzak durmak; duymazdan gelmek, hor görmek, aşağılamak demek değildir. Halkının vicdanında temiz yer edinmiş sağlam bir milliyetçilik, bu ateşten topu sinesinde söndürebilmelidir. Kin, nefret, intikam ve güç gösterisinin sınırlarını belirlediği milliyetçilik duygusunun komşusu da kin, nefret, intikam ve güç gösterisidir. Bütün bunlarla Türkiye’nin ne dış politika ne de iç politika sorunlarını çözmenin imkânı yoktur.

Öyleyse gelin iş bölümü yapalım. Bizler asırlardır yaptığımız gibi, Ermenilerle, Kürtlerle, Çerkezlerle, Süryanilerle okul arkadaşlığı, asker arkadaşlığı, hastane arkadaşlığı, kapı komşuluğu, dükkân komşuluğu, iş arkadaşlığı, dünürlük vb. ilişkilerimize kaldığımız yerden devam edelim. Siyasiler, halkın arasına nefret tohumu saçmak pahasına siyaset yapmaktan vazgeçip, dış politikanın gereğini yerine getirsinler, tarihçiler kendi meselelerini kendi aralarında halletsinler. Söz konusu iş bölümü, Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu görmezden gelmek, önemsememek değil, bilakis durumun net fotoğrafını çekip milletin selameti yönünde hareket etmektir.
 
Yazar: Ahmet Turan TİRYAKİ
Tarih: 2007-03-12


Bu Köşe Yazısının yer aldığı yer: Uchilal.net
http://www.uchilal.net

Bu Köşe Yazısı için adres:
http://www.uchilal.net/bilgi.php?name=Yazar&op=viewarticle&artid=21