ATEŞ İLE SU - 2. Bölüm

Aşk’ın Adaleti

               Oracıkta kala kalmış Ateş, ne yapacağını bilemeden. Önce garip bir rüya, sonra su gibi bir kız. Dönüp tekrar kuyuya bakmış. Yemyeşil iki göz sanki Ateş’in gözlerini delip tâ yüreğinin içine akıyormuş gibi kendisine bakıyormuş. Nefesinin kesildiğini hissetmiş, yer ayağının altından, gök başının üzerinden kayıp gidiyor gibi oluyormuş. Kendine gelmek için kuyudan bir yudum su almak istemiş. Tam elini kuyuya uzatacakken bayılıp kalıvermiş.

               Ateş kendine geldiğinde olanları hayal-meyal hatırlıyormuş. Kaç rüyayı iç içe gördüğünü bile seçememiş. Yalnızca bir kuşun kulağına ilham diye fısıldadığını bir de kuyudan kendisine bakan bir çift yeşil gözü hatırlıyormuş.

               O gün öğleden sonra han babasının verdiği toy varmış. Ateş’in, çıktığı ilk avdan başarıyla dönmesinin şerefine babası, etraftaki boyları da davet ederek büyük bir şölen tertiplemiş. Her yaşına kırk kurban kesilmiş Ateş’in, ne aç kalmış obada ne açıkta bir garip. Susamışlara su vermişler, acıkmışlara aş... Ateş, bir köşede şöleni izliyor, bir taraftan da sabah başından geçen tuhaflığı düşünüyormuş. Etraftakilere pek belli etmese de dizlerindeki dermansızlıktan korkuyor, pek fazla ayağa kalkıp gezmiyormuş. Toyun ilk gününü gözlerden uzakta geçirmiş ama ertesi gün ne yapacağını kendisi de bilmiyormuş.

               Sabah erkenden kalkmış, atını, okunu, silahlarını kontrol etmiş. Bu gün onun şerefine gençler yarışacak, türlü hünerlerini gösterecekmiş. Han babası da Ateş’in yarışlara katılmasını ve göğsünü kabartmasını istiyormuş. Bunun için şölenlerden önce Ateş’e kendi atını vermiş.

               Daha önce bu civarda yapılan şölenlerde Ateş’i tek bir kişi geçebilirmiş o da ağabeyi. Defalarca yapılan yarışlarda Ateş atının üzerinde adeta bir gölge gibi oturur, rüzgarla yarışırmış. Attığı ok bir çırpıda hedefine ulaşır, güreşte sırtını bir tek ağabeyi yere getirebilirmiş.

               Meydanda kösler vurulmuş, ahali toplanmış. Şölene katılan beyler Ateş’in han babasının yanında, yarışlara katılacak delikanlılar ise alanda yerlerini almışlar. Türlü çeşit atların üstünde koç yiğitler gelmiş, beyleri selamlamış, yarışa başlanacak çizgiye geçmişler. Ateş, meydana girdiğinde herkes ondaki tuhaflığı sezmiş. Atının üzerinde gölge gibi oturan Ateş’ten eser yokmuş. Sanki yaralanmış da öyle atına bindirmişler gibi bir hali varmış. İsteksiz gözlerle gelip han babasını ve beyleri selamlamış, yarış çizgisinde ağabeyinin yanına geçmiş. Farkında olmadan bir şeyler mırıldanıyormuş, ağabeyi de Ateş’teki tuhaflığı fark etmiş, kulak kabartmış. Ateş belli belirsiz, “bu mu adaletin, o’nun gözleri benim hayalimde, benim yüreğim onun ellerinde” demiş. Ağabeyi bir anlam verememiş Ateş’in bu sözlerine.

               Ateş de yarış çizgisindeki yerini alınca her şey tamam olmuş. Yol güzergahında taşlık bir arazi varmış, yarışçılar onun etrafından dolaşıp çamur dolu alanı da geçince karşıdaki yamaçta dikili olan sopalardan birisini alıp han’ın önüne dikeceklermiş. İlk kös vurmuş, yarışçılar ok gibi fırlamış yerlerinden. Yarış çizgisinden çıkar çıkmaz Ateş kendisini kaybetmiş. Atına, öldürmek ister gibi vuruyor, canı yanan hayvanın üzerinde yük olmamak için yine gölge gibi oturuyormuş. Mesafeler ilerledikçe abisi de dahil herkesi gerisinde bırakmış ama kendisi bile farkında değilmiş. Sürekli “bu mu adaletin, o’nun gözleri benim hayalimde, benim yüreğim onun ellerinde” diye mırıldanıyormuş. Herkesten koptuğu bir anda ileride taşlık arazinin üzerinde Su’yu görmüş. Arazinin etrafından dolaşmak yerine atını hızlıca o tarafa sürmüş. Yarış alanındakiler Ateş’in ne yaptığını anlayamamışlar, ağabeyi telaşlanmış. Su, taşlık araziden bataklık alana doğru uçar gibi gidiyor, Ateş çıldırmış bir şekilde Su’yu takip ediyormuş. Su, arkasını dönüp “atını bırak, bana onunla yetişemezsin” demiş. Ateş; yarışı, arkadaşlarını, ağabeyini, han babasını, şöleni unutmuş gibi taşlık araziye girerken atından atlamış, Su’yun peşinden koşmaya başlamış. Su bir kaybolup bir görünerek Ateş’i şaşırtıyor, Ateş şaşırdıkça öfkeleniyor, daha hızlı koşuyormuş.

               Diğer yarışçılar henüz taşlık arazinin etrafını dolaşmaya başlamışken Ateş ayaklarını kesen taşlara aldırmadan araziyi bitirip çamur deryasına dalmış. Gözü hiçbir şeyi görmeden, ne yaptığının farkında olmadan sadece Su’yu takip ediyormuş. Bataklığın henüz ortasına bile gelmemişken deliler gibi bağırmaya başlamış “ya gözlerini al, ya yüreğimi ver!” Su, duymamış bile. Ateş ağzından köpükler saçarak tekrar bağırmış. Açık gökyüzünde bir şimşek çakmış, Ateş’in kulakları neredeyse sağır olacakmış. Daha da hırslanmış Ateş, şimşekten daha büyük ses çıkarmak istercesine tekrar tekrar bağırmış : “ya gözlerini al, ya yüreğimi ver!” Ateş bağırdıkça sanki yağmur tanesi düşer gibi gökten şimşekler inmeye başlamış. Sanki iki savaşçı kılıç dövüştürüyormuş da birbirlerine hücum ediyorlarmış gibi bir Ateş bağırıyor, bir şimşek çakıyormuş. Şimşeklerle birlikte eşi benzeri görülmemiş bir yağmur başlamış.

               Yarışçılar taşlık arazinin etrafını dolaşıp bataklığa girecekleri sırada Ateş’in bataklıktan çıkmak üzere olduğunu görmüşler. Olup bitenlere bir anlam veremiyorlar, yağmurla daha da ağırlaşan bataklıktan nasıl çıkacaklarını düşünüyorlarmış.

               Ateş, bataklıktan kurtulur kurtulmaz yamaca vurmuş kendini, sopalardan bir tanesini çekip almış. Tekrar bataklığa doğru koşmaya başlamış. Ne yaptığını bilmeden büyük bir öfkeyle bataklığa girmiş, hızlı bir şekilde bataklıktan çıkmış. Su’yu bir türlü göremiyormuş, inen her yağmur tanesi O’ndan bir parçaymış gibi Ateş’in gözlerine bakıyor, çileden çıkarıyormuş. Taşlık araziye girerken yarışçıları fark etmiş, neredeyse bataklıktan çıkıyormuş onlar da. Hızla araziyi geçip indiği yerde bekleyen atına atlamış. Diğer yarışçılarla arasındaki mesafe kapanmış, Ateş yavaş yavaş yorulduğunu hissetmiş. Atını deliler gibi kamçılayıp bir an evvel bu yarışın bitmesini istemiş. Han babası’nın önüne ağabeyinin birkaç adım arkasından girip sopasını toprağa saplamış.

               İkinci Rüya

               Ateş, sopayı toprağa saplar saplamaz atından düşüvermiş. Ayaklarını kayalık arazideki taşların paramparça ettiğini görmüşler. Bir an kimse olup bitene anlam verememiş, yerde kendinden geçip bayılmış.

               Tutup çadıra kaldırmışlar Ateş’i, hemen kadınlar koşup gelmişler. Çadırın bir köşesine kanadı ıslanmış bir küçük serçe gelip konuvermiş. Kadınlar Ateş’in alevler içinde yandığını görmüşler. Başına ıslak bez koyup yatağa yatırdıktan sonra dinlenmesi için bırakmışlar.

               Ateş, yatakta kendinden geçmiş bir şekilde yatıyor, arada sırada “ya gözlerini al, ya yüreğimi ver!” diye sayıklıyormuş. Su, çadırın örtüsünü hafifçe kaldırıp içeriye girmiş. Ateş’in alnına dokunmuş, alev alev yandığını hissetmiş. Bir köşede gözlerini Su’yun gözlerine dikmiş öylece bakan serçeyi fark etmiş. O da sanki ateşe düşmüş de yanıyormuş gibi yalvaran gözlerle bakıyormuş Su’ya. Su, avucunu açmış, serçe gelip Su’yun avuçlarından kana kana su içmiş.

               Ateş kendine gelmeye başlamış. Su, geldiği gibi usulca çadırın örtüsünü kaldırıp gözden kaybolmuş. Serçe, Ateş’in baş ucuna gelip konmuş, kulağına usulca “mecnun derler buna sizin alemde” demiş. Kanat çırpıp uzaklaşmış.

               Davet

               Ateş iyice kendine geldiğinde yataktan fırlamış ama ayaklarının acısından fırlamasıyla yatağa geri düşmesi bir olmuş. Neler olup bittiğini teker teker hatırlamaya başlamış. Su’yun kayalıkların orada kendini çağırması, atını bırak gel demesi, kızgın şimşeklerin ardı ardına çakması, Su’yun ortadan kaybolması bir bir gözlerinin önüne gelmiş.

               Kendi kendine “bu nasıl iş” demiş. “Beni kendisi çağırdı, ona gitmek için kayalıklara at sürdüm, atını da bırak gel dedi. Benim ayaklarım parçalandı ama dönüp bakmadı bile.”

               Sonra yine hayalle gerçek arasında serçenin Su’yun avucundan kana kana su içip, kulağına “mecnun derler buna sizin alemde” diye fısıldamasını hatırlamış. İçinin yandığını hissetmiş. Tam kuyuya gidip su içmek için doğrulurken, sudaki gözler gelmiş aklına. Ayağının acısıyla garip bir korku birlikte içini kaplamış. Cesaret edememiş su içmeye. Yeniden kendinden geçmiş, yatağa uzanıp kalmış.
 


Yazar: Ahmet Turan TİRYAKİ
Tarih: 2008-01-15


Bu Köşe Yazısının yer aldığı yer: Uchilal.net
http://www.uchilal.net

Bu Köşe Yazısı için adres:
http://www.uchilal.net/bilgi.php?name=Yazar&op=viewarticle&artid=52