ANA SÜTÜ KADAR HELAL
(Ay-Yıldız`ın anlamı)
Bölüm : 3 (SON)
Bir önceki bölümde belirtilmiş bulunulan "Bütüncül Kültür Zihniyeti" yapısının
ana formatı olan "bütüncüllüğün" temel sistematiği "tümden gelimci" olmasıdır.
Aksi halde; her şeyi farklı açılardan ele almak ve bu nedenle de yine hep farklı
istikametlerde değer yargılarına varmak gerekecektir. Böyle farklılaşan
kavramların bir zirvede birleştirilmesi tabandan başlayarak en üst değer olan
YARATICI katına asla ulaşamayacaktır. Tabandan YARATICI katına ulaşamayan
insanoğlu düşüncesi işte bu kaos nedeniyle tarihi boyunca pagan dinlerin,
inkarcılığın ve en basitinden eşyanın esiri olmak için elinden geleni yapmıştır.
Çünkü eşyayla-maddeyle hayatı ve madde üstü değerleri kavramaya kalkışmak tarih
boyunca kısır bir düşünce girdabından başka hiçbir şey getirmemiştir. İşte yine
bu nedenledir ki; Türk Kültürü ve Türk dil sistemi YARATICI için en zengin sıfat
isimlerini bulmuş ve bu sıfatların bütünlüğünden geliştirdiği bir yelpaze içinde
YARATILMIŞ olan her şeyi anlamaya çalışmıştır. Güneş Dil Teorisi ve benzeri
teoriler de eşyadan-maddeden başlattığı kavramlar yüzünden tümevarımcı çıkmazda
bocalamıştır ve sonunda terkedilmiştir.
Türk Kültür Tarihi için yazılanların hemen tümünün kaynak ve anlayışlarının Türk
olmayışları sonucunda, "bütüncüllüğü" anlamadan, kendi kültür zihniyet
sistemleri ve hatta idealleri doğrultusunu esas almaları sonucunda gerçek Türk
Tarihi de ister istemez bu kalıplar içine sokulmak istenilmiştir. Böyle bir
metodun, bütüncüllük esasında meydana gelmiş bir zihniyete sahip Türk Milleti`ni
anlaması beklenmeyeceği gibi, bizzat onların dayatmalarını kabule zorlanan yapay
bir kültür ortaya çıkmaktadır. Bu yapaylık öylesine etkili olmuştur ki; Türk
Milleti`nin inanç sahasında da İslam çağını etkisine almıştır. İslam`ın Türk
Milleti`ni kuşatması gerekirken, İslam diye sunulan Arap geleneği başta olmak
üzere Fars geleneği de bu milletlerin kültür zihniyetlerini Türk Milleti`ne
dayatmıştır. Gelişen medeniyet ilişkileri sonucunda, özellikle çağımızın gelişen
fikir-bilgi arayış alanında Türk Milleti`nin kendi kültürü gibi İslam hususunda
da çatışmalar ortaya çıkmış, bu çatışmaların çözümleri dahi kendisine
bırakılmamış, "çözümün budur" diyerek bölücülük ve milliyetsizleşme diye bir yok
oluş yolu önüne konulmuştur.
Dinler Arası Diyalog, Medeniyetler Çatışması, Globalleşme (Küreselleşme) gibi
tümü dışarıdan enjekte edilen YENİ DÜNYA DÜZENİ adı verilen dayatmalar işte bu
dayatmaların en son şekilleridir. Önceliği: Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)
hedeflerine hizmet etmekten, dolayısıyla Türk ve İslam dünyasını enkaza
çevirmekten başka bir anlamı bulunmayan planlar ve programların, mozaik, ılımlı
İslam gibi yutturmacalarla kazanmak istedikleri mevzileri vardır. Bunlardan biri
de Türk Bayrağı değerini yozlaştırmak, bayrağa yapılacak saldırı ve değer
erozyonlarını tepkisizliklerle olağanlaştırmak ve daha kolay mevzilenmek
istenmektedir. Türk Kültürü ve hayatında BAYRAK değerini kaybetmiş ise uğrunda
yaşamayı hedef sayacağı tüm değerleri değerini kaybediyor demektir. Değerlerine
sahip çıkmayan bir Türk Milleti kazanmak, Türk ve İslam dünyasının kaybettiği en
büyük mevzi olacaktır. Çünkü; BAYRAK değerini kaybetmiş ise AY-YILDIZ`ın anlamı
içinde yer alan tüm manalar gibi onun temsil ettiği en başta VATAN savunması da
gereksiz demektir.
Önceki bölümlerde Türk Bayrağı`nın üzerinde bulunan AY ve YILDIZ işaretlerinin
ANA-DOLU adlarını ifade ettiğini, bu ANA ve DOLU kelimelerinin de (kutsal) ANA
SÜTÜ demek olduğunu, İslam çağına girişle birlikte bu anlamlara Kelime-i Tevhid`in dahil olduğunu açıklamıştık. Yukarıda bahsettiğimiz, değeri
kaybettirilmek istenilen sadece bu manalar değildir. Çünkü; Türk Bayrağı sadece
AY ve YILDIZ`dan ibaret değildir. Bayrak üzerinde Ay ve Yıldız`ın kendi rengi
olan BEYAZ ve bu rengin de üzerinde bulunduğu AL rengi vardır. Bayrağın da
çekili olduğu ayrıca bir GÖNDER vardır. Bunların da, birer kutsal anlamlar
dizisi bulunmaktadır.
Türk Bayrağı için en yaygın olan AL BAYRAK isimidir. Merhum, Bayrak Şairi diye
de tanınmış olan Arif Nihat Asya`nın deyişiyle Türk kızının gelinliği, şehidin
örtüsüdür AL BAYRAK. Yine: merhum Mehmet Akif Ersoy`un İstiklal Marşı`nda
gülmesini yani dalgalanmasını istediği AL SANCAK bu TÜRK BAYRAĞI`dır.
Türk bayrağının rengi öncelikle kırmızı değildir. Bu renge Türk kültürü AL
demektedir. Dünyanın renk literatürleri de TÜRK KIRMIZISI diye tarif etmektedir
bu rengi. Kısaca; kan rengine benzeyen, koyu turuncu rengidir Türk bayrağının
rengi. Bu koyu turuncu-kan rengi; aynı zamanda, Güneş`in doğarken ve batarken
ufukta meydana getirdiği bir renk çeşididir. Kırmızı denen renk adı 12. asırdan
itibaren Türkçe diline Soğdca ve Farsca dillerinden geçmiş bir kelimedir. Bu
adın aslı Türkçe`de Al şeklindedir. Türkler kana kırmızı kan değil AL KAN,
bayrağa Kırmızı Bayrak değil AL BAYRAK demektedirler.
Türk kültüründe renklere anlamlar verilirken, Türk İlahiyat zihniyeti de kendi
anlamını katmaktadır. Dolayısıyla, YARATICI için iki binden fazla sıfat
sıralanırken bunlardan biri olan Tanrı sıfatının içinde yer alan TAN-YERİ (Tengri)
kelimeleri bu AL rengine gönderme yapmaktadır. Türk İlahiyatı bakımından da Al
denilince bayrağa bu nedenle kutsallık anlamı katılmakta, yüceltilmekte ve yeri
de yüksekte düşünülmektedir.
Türk kültürünün kozmolojisinde AL denilince, uzayda zirve olarak görülen
Güneş`in bulunduğu yer gösterilmektedir. Güneş kozmolojik olarak en yüksek ve
hayatı düzenleyen kaynak olarak görüldüğünden, ilahiyat içinde bir kısım anlamı
Güneş`ten gelen AL kelimesi Türk Lehçeleri içinde kudret, yüksek, yüce gibi
anlamlara da gelmektedir.
Kozmoloji gibi coğrafya bakımından yer şekillerinde de AL kelimesini yücelik,
yükseklik olarak bulabilmekteyiz. Al/tay(al-tağ/al-dağ) adında bu anlamı açıkça
görebiliriz. Al-Tay = Ulu Dağ demek olmaktadır.
AL kelimesiyle “altın” da kastedilebilmekte; buna göre de: Al-Tay/Al-Dağ /
(Kızıl Dağ) Altın Dağ denilmiş olmaktadır.
Diğer yanda, Avrupa`da yer alan Alp dağlarına bu adı veren ve İtalya Alpleri`ne
yerleşmiş Ön-Türklerden olduğu kesinleşen Kamunlar`dır. Kamun adının Kuman
kökenli olduğu düşünülmektedir. Kamunlar`ın, Al-apa adını verdikleri bu dağlara
halen ALP demekteyiz. Ayrıca; sadece "alp" kelimesi bile halen yüksek ve
kahraman anlamlarında hala yaşamaktadır.
Al-apa = Al-ip terkibinde Al kutsal, ip onun bağı, kutsallık bağı anlamını da
taşır. Bu manasıyla Al-apa (al-ap-a/al-ip) Kur`an ifadesiyle "Allah`ın ipi"
anlamını taşır. Böylece; al-apa = Allah`a götüren yol manasıyla İslam öncesi
Türk İlahiyatı açısından bir başka anlamını göstermektedir.
AL kelimesi bütün bu manaları bakımından maddenin kendini değil, onun niceliğini
göstermektedir. Dilimize 12. asırda giren “kırmızı” kelimesi dışında Türkçe`de
var olan ve Al ile ilişkili ancak nesnel ve nicelik anlamlarını zaman zaman
birleştiren yahut ayıran bir de KIZIL ve ALAZ (al/as, al/aş) vardır.
Alaz, yakılan ateşten çıkan alevler demektir. Alazın en büyük şekli Güneş olarak
düşünülürdü. Ayrıca, Türk Hakan`ına gelen elçilerin yakılan iki meşale yahut
ateş yığınları arasından geçirilmesine alaslama/alazlama denilir, elçilerin
muhtemel kötülüklerden/kötü ruhlardan arındırılmasının sağlandığı kabul
edilirdi. Altını ıslatan çocukların yakılan süpürgeyle kalçalarına vurulmasına
da alazlama yapmak denilir, altını ıslatmalarının önleneceğine inanılırdı. Bazı
Anadolu köylerinde halen hastaların etrafında yakılan meşale dolaştırılarak şifa
bulmaları beklenirken buna da alazlama denilmektedir.
Kafkasya, Ön-Asya (Anadolu)`dan İç Asya`ya kadar tüm Türk Kültür sahalarında, en
azından MÖ.3000 yıllarından beri Türkçe olarak en önemli ticaret mallarından
olan "kürk" için "ten/tın/tin" adı kullanılırdı. Bu ticari malın karşılığı
olarak da altın kullanılırdı. Bu altına da kürk bedeli anlamında "al-tın"
deniliyordu. Kürk demek olan al-ten/tın/tin kelimeleri "para" kelimesini de
böylece karşılamaya başladı. Zamanla, kürk demek olan ten/tın/tin kelimeleri
elbise anlamında "don" olarak da söylenmiştir. İlk önceleri kürkten meydana
gelen elbiselerin adının buradan başlayarak kumaştan yapılmasına kadar devam
eden süreçte "don" şeklini aldığını da bilmekteyiz.
Bugünkü Kazakistan para biriminin adı olan "tenge" kelimesi "kürk" demek olan
"ten" kelimesine dayanır. Tenge adı, Rus diline de para kelimesi karşılığı
olarak "dengi" şeklinde girmiş oldu. Ten`in "tın" ve "tin" olan söylenişi şive
farkıyla günümüzde tun/ton şeklinde fakat anlam değişerek "renk" anlamında da
söylenmekte olup; al-tın, al-tun şekillerinde de söylenmekte ve altın madeni
rengini karşılamaktadır. Altın madeni esaslı eşyalara ve paraya kızıl da
denilmektedir. AL kelimesi, altın madeni eşya ve paralarının rengi olarak
böylece kızıl kelimesiyle renk niceliğini ifade etmektedir.
Han`lar, asiller yahut zenginler de oğullarına gerdek odasına/otağına
girişlerinde kızıl (altın) elma büyüklüğünde bir küreyle sırtlarına vurarak AL
kelimesindeki kutsallığa işaret ederek bu geceden itibaren evlilik (aile)
ocağının kutsallığını hatırlatmakta, bu geceden itibaren doğacak çocukların
gelecek nesillere Türk Ülküsü (cihan hakimiyeti-bağımsızlık-yücelik-erdem)
ilkelerine hayırlı olması duası belirtilmek istenilmekteydi. Doğan bebeklere
Dede Korkut`un "altın-top" demesi bundandır. Altın küre (top) sahibi
olmayanların kızıl (alaz) renkli bir elma ile aynı şeyleri yapmaları
"kızıl-elma" inancını halka da maletmiş olmaktadır. Bu uygulama neticesinde de
KIZIL ELMA ÜLKÜSÜ şekillenmekte, devlet politikalarının, millet ülküsünün
hedeflerini tarif etmeleri de Türk Kültür hayatı içindeki yerini almaktadır.
Al renkli kumaştan elbise, özellikle Tük kızlarının gelinliği olarak binlerce
yıldan beri, günümüzde beyaz gelinlik batıdan alınıncaya kadar varlığını
sürdürmüştür. Geleneklerine bağlı köylerimizde al renkli gelinlik yaşatılmakta
ise de artık giderek kaybolmaya yüztutmuştur. Aynı al rengini en azından damadın
başlığında yahut bir boyun bağında hala yaşatmaya çalışanlar da vardır.
Al renginin kızıl adıyla başa giyilen börkte tüylerde ve kenarlıklarda varlığı
hep korunmuştur. Osmanlı, Fetret Devri öncesinde resmi-profesyonel ordu
yapılanmasına gittiğinde beyaz börk ve çeşitli başlıkları askerine giydirirken
ilk defa tarihteki gelenekten ayrılmaya başlamıştı. Zamanla, şehirlerde yaşayan
halkın asker başlıklarını giymeye başlamalarıyla börk özelliği tümüyle
değişmiştir. Şehirlerde halkın çoğunluğunun sünni mezheplerde ve tarikatlarda
olmaları başlıkların daha bir ayırıcı olmasına sebep oldu. Dağlık bölgelerde
yaşayan Bektaşi köylüleri eski kızıl başlıklarını kullanmaya devam edince,
Bektaşi tarikatını işaret etmek için Kızılbaş adı da ortaya çıktı. Daha
sonraları Bektaşi özelliklerini de yitiren dağlı halkın Ehli Beyt yanlısı
tarikat yapıları mezhepleşme olarak gelişti ve Kızılbaş adı Alevi adını da
karşılar oldu. Ancak, her şeye rağmen; cami görevlilerinde resmi başlık şeklini
alan sarıkların iç kısmında Al renkli feslerin bulunması, bu eski Türk geleneği
olan kızıl börkün yerini koruması olarak devam edebildi. Diğer yandan, Türkiye
Cumhuriyeti pasaportları ve Dışişleri Bakanlığı resmi amblemlerinde Bektaşi
sembolü de olan Al-Güneş kursu sembolü de korundu. Türk mimari sanatının, Türk
otağ/çadırı çıtalarını kubbelerde kurşun levha bindirme çizgileri olarak
koruyarak Türk Otağı`nı ibadethane kubbesinde baş tacı edişte önemli bir yeri
olurken, KIZIL ELMA`nın kubbe olarak yeri de belirtilmiş oldu. Cumhurbaşkanlığı
forsunda 16 yıldızla tarihini özetleyen güneş şekli yine bir başka Al-Güneş
(Kızıl Elma) olarak yerini aldı.
Türklerin İslam ile şereflendiği dönemde, Gök Bayrak kullanan Gök Türk
Devletinin Devlet arması: paralarında bir çift Ay-Yıldız olarak Türk Kültürü`nün
İslam`la buluşmasında başlayan anlam kaynaşması, İslam Tarihinin derinlerinden
gelen ALEM denen bayrakla beraber İslam Sancağı ile de buluşuyordu. Bu
buluşmanın Türk Tarihinde eşi görülmemiş sonuçları oldu. Türk cengaverliği
tarihinin en sağlam gerekçesine kavuşmuştu. Allah yolunda canlarıyla ve
mallarıyla cihad edenlerin tarihte görülmemiş örneğini Türk Milleti ortaya
koydu. Bu yolda; bilinen asker şehidinin sayısı 60 milyonu geçen yegane millet
Türk Milleti, bayrağındaki Al rengi şehid kanlarıyla özdeş hale getirdi. İslam
öncesinde; şehid olduğuna inandıkları askerleri üzerine beyaz bayrak örten
Türkler; İslam olduktan sonra bayrağa kanlarının rengiyle geçmeye başladılar.
İstanbul`u fetheden Fatih Sultan Mehmet ve Türk Milleti; Bizans kentine
girdiklerinde çok ilginç bir şeyle karşılaştılar: Bizans kentinin işaret bayrağı
da Ay-Yıldız idi. Bin yıldan beri bu Bizans kentinin sembolü de kendi bayrakları
gibiydi.
Pagan dinleri zamanında Ana Tanrıça karşılığı olarak ay sembolünü gören
Konstantin ve Roma inancı Hıristiyanlığı benimseyince ayın yanına Meryem Ana
karşılığı olarak da yıldızı eklemiş ve Bizans kenti olan bu İstanbul şehrine
bayrak yapmışlardı. Türk Müslümanlar burayı fethedince kendi bayraklarının
anlamını bu Bizans bayrağının yerine geçirerek bir fetih daha yapmış oldular.
Bilinen ilk Müslüman Türk ve sahabe olan Hz.Süreyc, Mekke’deki ilk ve yegane
demirci ve kılıç yapıcıydı. Süreyc’in mutlaka Türkçe bir adı da vardı. Ama onu
Mekke’ye getiren Resulullah’ın dedesi Abdulmuttalib ona bu demirci ustası
anlamındaki Arapça adı vermişti. Süreyc, 50 yaşlarındayken İslam’la şereflenmiş
sahabelerden biri olmuş, onun yaptığı kılıçlarla Bedir, Uhud, Hendek ve daha
başka savaşlarda sahabeler savaşmışlardı. Bu ilk sahabe Türk erkeği gibi bir de
ilk sahabe Türk kadını vardır. O da Hz.Sümeyye adını taşıyordu..
İslam Tarihi içinde İslam`ın ilk şehidi Ammar Bin Yasir`in de annesi olan
Hz.Sümeyye isimli bir kadındır. Sümeyye`nin asıl adı Pamuk idi. Pamuk yani
Sümeyye aslen Özbek Türkü olup, önce İranlı mecusilere esir düşmüş ve Mekkeli
Arap müşriklere satılmış bir köleydi. Kendisini satın alan Arap sahibi ona
Sümeyye adını vermiş, Sümeyye de ilk Müslüman olanlardan olduğu için işkenceyle
şehid edilmiş ve böylece İslam`ın ilk şehidi bir Türk ANA olmuştu.
İslam olarak, Allah yolunda Hz.Sümeyye ile başlayan ve 60 milyonu aşkın askerini
şehid veren Türk Milleti, Al Bayrak üzerinde al rengi hak eden bir yeni döneme
girmiş oluyordu. Yine; ilk Müslüman Türk devleti olan Karahanlılar`ın da
bayrakları Al Bayrak idi.
Bu AL rengi, tarihin geçmiş binlerce yılında taşıdığı bir anlamıyla da Karabudun
yani Halk demekti ve Devlet halkı temsil ederdi. Dolayısıyla, bayrakta Al
renginin bir anlamı da Devletin asli unsuru olan halkı temsil etmesi demekti.
Bayrağın üzerindeki işaret onun ülküsü ve idealleri gibi inancını yansıtırken,
bu anlamların sorumluluğunu erk olarak görevini devlete veriyor ve AY ile
YILDIZ`ın beyaz rengini Devlet olarak görüyor, beyazlığını saflık, temizlik,
barış ve bağımsızlık olarak tanımlıyordu. AL BAYRAĞ`ı gönderinde tutmak ve
oradan indirtmemek varlığını yaşatması demekti. O ay-yıldızlı AL BAYRAK
gönderinde dalgalandıkça Türk Milleti Devlettir ve hep vardır.
Özetlersek; Anadolu adı ANATOLU’ dan gelir. ANATOLU adı ANA SÜTÜ demektir. ANA
hilal, DOLU yıldızla gösterilir. AL rengin ifade ettiği millet bu ANA SÜTÜ’nü
helal ettirmelidir. Yani AY YILDIZ’ı hak etmeli, onun alına beyazlığına leke
sürdürmemelidir. Nerede Ay Yıldız gösek onu Anadolu diye okumak, Anadolu denilen
vatanda yaşamayı lekesiz kazanmak Türk Milleti’nin varlık gerekçesidir. Bu
gerekçenin binasına TÜRK DEVLETİ diyoruz.
İşte tüm bu nedenlerledir ki; netice olarak: İster Anadolu, ister Ana Sütü,
ister Ay Yıldız diyelim hepsi birdir. Türk Milleti`ne VATAN ana sütü kadar helal
ve kutsaldır. Ana sütü kadar kutsal ALBAYRAĞI vardır ve onun dibinde CENNET
vardır. Çünkü ALBAYRAK gönderi ANALARIN AYAĞIDIR. Çünkü: Cennet ANALARIN
ayakları altındadır.
Yazar: NUREDDİN ÇANKAYA
Tarih: 2008-05-08