
Tarih: 12 Mart 2007 Pazartesi KALABALIKLAR MUHAKEME YAPMAZ
Son zamanlarda seçimin de yaklaşmasıyla birlikte
anketler yapılmaya başladı ve neredeyse her anketin sonucunda “yükselen
milliyetçilik” gözle görülür biçimde kendisini hissettirdi. Son günlerde
Türkiye’de yaşanan çeşitli olayların buna etkisi herkes tarafından malumdur.
Avrupa Birliği müzakereleri, Kuzey Irak’ta gelinen nokta, Hırant Dink suikastı,
“hepimiz Ermeniyiz” sloganı, Ermeni soykırımı meselesi vs. Şu veya bu sebeple
memlekette milliyetçilik duygularının arttığına şüphe yok.
Milliyetçi siyasi partiler bu tabloyu nasıl değerlendirir bilemiyorum, bana
sorarsanız korkulması gereken bir tablodur. Bu şekilde yükselen milliyetçilik,
en fazla milliyetçilere zarar verecektir.
Meseleye günlük siyasi tartışmaların yakınında durarak ve seçim hesabı yaparak
bakanlar, ellerini ovuşturarak, gönül rahatlığıyla barajı geçmek, hatta iktidara
da ortak olmak hesapları yapabilirler. Oysa mesele bu kadar basit değil gibi.
Tepki milliyetçiliği en iptidai sosyal duygulardan biridir. Bu şekilde yükselen
milliyetçilik, ancak sokağın sesi olabilir ve sokağın taleplerini siyasi
partilere yüklemeye çalışır. Aslında beklenti gayet nettir: “yumruğunu masaya
vurmak, sınırı geçmek ve herkese haddini bildirmek” Gelin görün ki devlet bu
literatürle yönetilmiyor. Seçim sonrasında hükümet olacak siyasi parti veya
partiler, Türkiye’de yaşayan ermeni, kürt vb. etnik kökenli vatandaşlarımız
adına da devleti yönetecek, bütün vatandaşlar adına hükümet edeceklerdir.
Sokaktaki ses “Kürtler !!!…” derken, hükümet böyle bir ayrım yapmaktan ısrarla
kaçınacaktır.
İşin aslını sorarsanız, Türkiye’de hâl-i hazırda sokağın anladığı manada ihanet
içinde olmayan hatırı sayılır etnik kökenli vatandaşımız vardır. Sokaktan
yükselen milliyetçiliğin bunu süzmek için elinde ne bir akl-ı selim ne de
sağduyu mevcut. Kalabalıklar, muhakeme yapmaz. Oysa devlet, vatandaşlarına hukuk
sınırları içinde muamele etmekle yükümlüdür ve bu akl-ı selim zaman içinde
kalabalıklara “vurdumduymazlık” gibi gelecektir.
Tehlike de tam burada başlıyor. Devletin yapmadığını, sokak yapmaya başladığında
Türkiye kendi kendini sokan bir akrebe benziyor. Hırant Dink suikastından sonra
daha fazla içine kapanan Türkiye Ermenileri’nin ruh hallerinden nasıl bir fayda
sağlanabilir ki? Yurt dışında Türkiye’yi siyasi olarak mahkûm etmeye çalışan
lobilerin arayıp da bulamadığı imkânları sunmanın neresi milliyetçiliktir? Bir
ülkede yaşayan ve o ülkenin selametini isteyen vatanperverler, dışarıdan
ellerine tutuşturulan ateşi hangi akla hizmet memleketin her köşesine
bulaştırmayı “milli vazife” olarak görebilir? Söylemiş miydik, kalabalıklar
muhakeme yapmaz.
Bu açılardan bakınca, bir milliyetçi olarak “yükselen milliyetçilik”ten pek
hazzetmediğimi belirtmeliyim. Şayet, milliyetçi siyasi partilerin yönetim
kadroları bu şekilde “yükseltilen” milliyetçilikten memnunlarsa durup bir dakika
daha düşünmek durumundalar. Üstelik 99 seçiminden sonra kalabalıkların
beklentileriyle yüzleşen ve “yumruğunu masaya vurmayan” siyasi partinin durumu
gözler önündeyken.
Milliyetçiliğin aksiyoner mi reaksiyoner mi olduğu zaman içinde sıkıntı verecek
sıklıkla konuşuldu durdu. Sokakta yükselen milliyetçilikten memnun olanlar, bu
durumu fırsat bilip oy avcılığına çıkarak milletin tepkisini bünyesinde
toplamaya çalışanlar, beklenen hamleyi de yapmak zorunda kalacaklardır ki
“herkese iki anahtar” vaadi daha mantıklı ve masumdur.
Aksiyoner milliyetçiler, sokakta yeşeren öfke tabanlı, sığ, niteliksiz
milliyetçilikten uzak durmak mecburiyetindedir. Uzak durmak; duymazdan gelmek,
hor görmek, aşağılamak demek değildir. Halkının vicdanında temiz yer edinmiş
sağlam bir milliyetçilik, bu ateşten topu sinesinde söndürebilmelidir. Kin,
nefret, intikam ve güç gösterisinin sınırlarını belirlediği milliyetçilik
duygusunun komşusu da kin, nefret, intikam ve güç gösterisidir. Bütün bunlarla
Türkiye’nin ne dış politika ne de iç politika sorunlarını çözmenin imkânı
yoktur.
Öyleyse gelin iş bölümü yapalım. Bizler asırlardır yaptığımız gibi, Ermenilerle,
Kürtlerle, Çerkezlerle, Süryanilerle okul arkadaşlığı, asker arkadaşlığı,
hastane arkadaşlığı, kapı komşuluğu, dükkân komşuluğu, iş arkadaşlığı, dünürlük
vb. ilişkilerimize kaldığımız yerden devam edelim. Siyasiler, halkın arasına
nefret tohumu saçmak pahasına siyaset yapmaktan vazgeçip, dış politikanın
gereğini yerine getirsinler, tarihçiler kendi meselelerini kendi aralarında
halletsinler. Söz konusu iş bölümü, Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu
görmezden gelmek, önemsememek değil, bilakis durumun net fotoğrafını çekip
milletin selameti yönünde hareket etmektir.
Ahmet Turan TİRYAKİ

Bu köşe yazısı 389 defa okundu. Toplam 556 kelime
YAZIYA YORUM YAPMAK İÇİN TIKLAYINIZ
|