ÜYE OLMAK İÇİN TIKLAYIN

  Sık kullanılanlara Ekle  |  Açılış Sayfası
    Bölümler

  Ana Sayfa

  Radyo 3 Hilal

  Duvar Kağıtları

  Başbuğ Yazıları

  Ülkücü Hareket

  Bir Şehit Adı Yaşat

  E-Kartlar

  Programlarımız

  Yazarlarımız

  Haber Arşivi

  Anketler

  Türkçe İsimler

  Türk Dünyası

  Tavsiye Et

  İletişim

  Radyo Ekleyin

  Künyemiz

    Resimler

 Başbuğ Resimleri

 Bozkurt Resimleri

 Asker Resimleri

    Ses / Görüntü

 Müzik / MP3 Dinle

 Başbuğ Görüntüler

 Ülkücü Hareket

 Klipler

 Osmanlı Padişahları

 Çizgi Filmler

 Filmler

 Belgeseller

 İslam Büyükleri

    Sanatçılarımız

 Ahmet Şafak

 Ahmet Yılmaz

 Ali Aksoy

 Ali Kınık

 Aşık Sefai

 Araz Elses

 Arif Nazım

 Atilla Yılmaz

 Aybüke Ayberk

 Başkal

 Cafer Altun

 Grup Gökçen

 Grup Ötüken

 İbrahim Dülger

 İbrahim Sadri

 F. Kaya Kuzucu

 Mahmut Polat

 Mustafa Yıldızdoğan

 Osman Öztunç

 Ozan Arif

 Ozan Nihat

 Serdarcan

 Yıldırım Gürses

 Yıldırım Yıldızdoğan

 Zafer İşleyen

    Dede Korkut

    Destanlar

    Yatan Asker
    Günün Duası

    Proje
Siz de bir şehidimizin adını yaşatmak ister misiniz ?
 
Ahmet Kerse
Cevdet Karakaş
Dündar Taşer
Dursun Önkuzu
Fikri Arıkan
Halil Esendağ
Mustafa Pehlivanoğlu
Nurullah Ceren
Ruhi Kılıçkıran
Selçuk Duracık
Süleyman Özmen
Velican Oduncu
 


Talha Alp



Tarih: 17 Haziran 2007 Pazar

YAŞAMLA ÖLÜM ARASI NE KADAR Kİ


Biz insanların ömürleri yıllarla ifade edilir. Böceklerinki aylarla, bazı çiçeklerin ömrü ise günlerle, hatta belki de saatlerle. Ne kadar ıstırap vericidir çocuklar için bir böceğin ancak bir kaç aylık ömrü olduğunu öğrenmek.

Kendisini bir böceğin yerine koyarak yaşamın hemen bitivereceğini düşünmek. Nedense insanlar büyüdükçe böyle düşüncelerden uzaklaşırlar. Kendi yaşamlarının da bir an bitivereceğini her gün daha da iyi kavradıklarından olsa gerek, büyükler ellerindeki zamanı en iyi şekilde kullanma telaşına düşerler. "Boş düşüncelerden" uzaklaşırlar. Aslında belki de kendi yaşamlarının bir böceğin yaşamından çok da farksız olmadığını fark ederler. Ama bunu bir türlü itiraf edemezler. Yaşamın sonlu olduğu fikrinden hep uzak durmaya çalışırlar.

Ben yaşamanın ölümün habercisi olduğunu biliyorum
Her gün ölümü bekleyerek yaşanmaz ama
Ölüm kapımdaymış gibi yaşıyorum
Eğer ölüm yaşamın sonu ise
Ben ölümü yaşıyorum.


Dizelerinde de olduğu gibi, yaşarken ölümü görmek ve kabullenmek! Her nefs bunu kabul edermi? Bilmiyorum ama hazırlıklı olmak gerek. Bu fani alemde herkes yükünü tutmalı, yaşam sebebini gözden tekrar tekrar geçirmeli. Kendisine yapması yada yapmaması gerekenleri vazife bilmeli.
Zamanın izafi bir şey olduğunu fark ettiğimiz an, yaşama ve ölüme dair bazı yanılgılar içinde olduğumuzu da görebiliriz. Bunlardan bir tanesi hayatın sonlu bir şey olduğunu sürekli unutmaya çalışmamız. Bir diğeri ise ölümü yaşamın tersi olarak algılamamız. Oysa ölüm, doğumun tersi, yaşamsa doğum ve ölüm arasındaki çizgi değil midir? Öyleyse doğmak için ne kadar tasalandıysak, tersi için de o kadar tasalanmamız yeterli olacaktır.

İşte hikâyenin en güzel kısmı, tam da bu noktada başlar. Doğuşuna veya ölümüne dair korkulardan arınmış kişinin elinde sadece duru bir yaşam kalır. İster otuz yıllık olsun, ister yüz yıllık, yaşamın bütün mucizeleri su yüzüne çıkmaya başlar. Sevgi daha da bir tatlılaşır, çalışmak derin bir haz verir, ne kadar kırılırsa kırılsın hep yeni umutlar filizlenmeye devam eder, hatta acıların bıraktığı izler dahi gün gelir bir anlam ifade etmeye başlar. Zamanın kurduğu baskı erir gider. Yıllar birbirini kovalamaz, aksine uzun bir zincir oluşturur, iç içe geçer. Hayattaki her şey birbirini tamamlamaya başlar. Sonun ve sonsuzluğun alışageldik tanımları alt üst olur.

Böyle kişiler için değişmek ve yaşlanmak katlanması hiç de zor olmayan ve hatta arzu edilen bir şey haline dönüşür. Nasıl bir yıldaki dört mevsimin ayrı ayrı tatları varsa, yaşamın dört mevsimi de birbirine benzemeyen tatlar sunmaya başlar. Gün gelir, çocukluk, gençlik, yetişkinlik ve yaşlılık bir arada yaşanır. Ölüm korkusu, yaşam tutkusuna dönüşür. Bedenlerimizin dışında sürmekte olan diğer yaşamlar, en az bedenimizin taşıdığı can kadar heyecan vermeye başlar. Kabuk düşer, ruhun aynası su yüzüne çıkar.

Yaşamın dört mevsimini oluşturan halkaların tek başına bir zincir oluşturmakla kalmayıp, başka zincirlere bağlandığını ise bir süre sonra tabiattaki farklılıklar anlatacak size. Bu keşif sayesinde, yaşamın her saniyesini son saniye kadar derin yaşayacaksınız. Belki hatta son saniyeyi ise ilk saniye kadar tasasız ve sevinç içinde bekleyeceksiniz. Yeryüzündeki yaşamın bir bütün olduğunu, canlı cansız her şeyin birbirine muhtaç olduğunu ve biz insanların da güneşin beslediği bu eşsiz düzene ait olduğunu fark edeceksiniz.

Daha sonra, tabiatda hiç bir şeyin yok olmadığını, sadece varlıkların sürekli bir dönüşüm içinde olduğunu öğreneceksiniz. Böyle düşününce doğuma ve ölüme dair tasalarınız daha da hafifleyecek. Beğenmediğiniz burnunuz güzel görünmeye başlayacak, şakaklarınızda belirmeye başlayan aklar sadece yeni bir mevsime giriyor olmanın heyecanını yaşatacak. Derken yaşamınızın dört mevsimi ile tabiat arasındaki bağları daha da iyi kavramaya başlayacaksınız. Bedeninizin içindeki canı, Yaratandan emanet aldığınızı anlayacaksınız. Dağın başındaki yaşlı ardıç ağacına, eşine balık taşıyan bir sumruya ve yaz güneşine tutkun kır çiçeklerine olan saygınız hepten artacak. Kendi yaşamınızı izlemek, bütün diğer hayatlarla aranızdaki ortak yanları keşfetmenizi sağlayacak. Toprak, hava, su, diğer bütün canlılar ve insanlar, artık sizin için çok başka bir anlam ifade etmeye başlayacak. Onlar da "sizden" olacak. Gün gelecek, hiç beklemediğiniz bir anda, koskoca bir alemi kendi bedeninizin içinde hissedeceksiniz. Doğum ve ölüm arasında hiç el değmemiş bir çizgi belirecek. İşte o gün, yeniden doğduğunuz gün olacak.

Vakit Tamam
Ölüm ölümü düşünmediğimiz bir anda,
Misafir olur beyhude yaşamış bedenimize
Ve bizi alır götürür yaşantımızın seyri ile
Omuzlarda taşınırken sahibini merak ederiz,
Bakınırız etrafa sessizce
Ve toprağa verildiğimiz an,
Zeki YILDIZ


O gider, bu gider, şu gider
Dostluk, sen yanı başımızda kalırsın

Sen sağ ol levent, acın acımızdır.


  
Talha Alp




Bu köşe yazısı 366 defa okundu. Toplam 657 kelime



YAZIYA YORUM YAPMAK İÇİN TIKLAYINIZ



[ Geri Dön: Talha Alp ] - [ Yazarlar Bölümü ]

   
   

    Köşe Yazarları

AY YILDIZ - Son Bölüm

TERÖRÜN YENİ ADI “DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ”

KUANTUM FİZİĞİ - YARATILIŞ VE ANATOMİMİZ 3

NEDEN VE NE ZAMAN BİRLİK ?

    Hesabınız
Üye Olun
Kayıp Şifre

 
Üyelik:
Bugün: 44
Dün: 38
Toplam Üye: 20,207
Son Üye: ercan_66

Şu An Bağlı:
Misafir(ler): 150
Üye(ler): 19
Toplam: 169
    Anket
Yayınlarımız da aşağıdaki müzik türklerine yer verilsin mi ?

Arabesk
Fantezi
Türkçe Pop
Hepsi
Hiçbiri



Sonuçlar
Anketler

Toplam Oy: 2732
Yorum: 37
    AKP`nin İlkleri

    Günlük Ziyaretçi
Pazartesi3091
Salı3005
Çarşamba3058
Perşembe3315
Cuma3075
Cumartesi3333
Pazar3274
Toplam:5205666
En Çok:3678
    Destekleyenler
Aytwien.com

Kırşehirliler.net

Kielturkocagi.de

Mhpcanik.com

Reis66.net

Turklugundestani.com

Ulkucutavir.com

Sizin Siteniz
www.uchilal.net

Anti SPAM - SPAM Avcısı