
Tarih: 17 Haziran 2007 Pazar HÜKMETMEK Mİ? HÜKÜMET OLMAK MI?
Bir hükümet iyi midir, kötü müdür? Hangi hükümetin iyi veya kötü
olduğunu anlamak için, “Hükümetten amaç nedir?” bunu düşünmek lazımdır.
Hükümetin iki amacı vardır. Biri milletin korunması, ikincisi milletin refahını
sağlamak. Bu iki şeyi temin eden hükümet iyi, edemeyen kötüdür(1923). Başbuğ
Mustafa Kemal ATATÜRK yıllar önce siyasi iradenin asıl görevinin ne olduğunu çok
güzel belirlemiş değil mi?
İşte bugünlerde yaşanan bir çıkmazın içindeyiz. Neden mi? Şahsi hesaplarıyla
hükmetmeye çalışan, basiretsiz bir idare sergileyen, devletin kurumlarını
bırakın, asıl unsur olan MİLLET’LE hesaplaşmaya kalkan bir hükümetten, bunu
kendi hesaplarına çevirmeyi görev kabul eden bir muhalefetten bahsettiğimiz
aşikârdır değil mi. Hükümetleri yanlışlarından, hatalarından caydıracak irade
muhalefettir. Bu muhalefet yıkıcı değil yapıcı olmalıdır. Çözümleri ideolojisine
göre değil ülkenin gerçeklerine göre sıralamalıdır. Bakalım tarihin
derinliklerinde büyük devlet adamları neler demişlerdir.
Asırlardan beri Türkiye’yi idare edenler çok şey düşünmüşlerdir. Fakat yalnız
bir şeyi düşünmemişlerdir: TÜRKİYE’Yİ. Bu düşüncesizlik yüzünden Türk vatanının,
Türk milletinin uğradığı zararları ancak bir şekilde telafi edebiliriz. O da
Türkiye’den başka bir şey düşünmemek. Ancak bu zihniyetle hareket ederek her
türlü kurtuluş ve saadet hedeflerine erişebiliriz(1924).
Millet tarafından, millet adına devleti idareye yetkili kılınanlar için
gerektiği zaman, millete hesap vermek mecburiyeti, lâubalilik ve keyfi hareketle
uzlaşamaz(1930).
Milletiyle, tam teşekkülleriyle ilgilenmeyen ya da çare üretemeyen, birimleri
arsında doğru koordinasyonu sağlayamayan, asıl unsur olan milletin oylarıyla
“hükümet olmayı” “hükmetmekle” karıştıran bu basiretsizler açtıkları kaosun
farkında dahi değillerdir ne muhalefet nede iktidar olarak. Bakalım yine
büyüklerimize, neler demişlerdir.
Devletin, içine düştüğü yok olma tehlikesinin korkunç derinliğini görmekten aciz
olan zavallılar, elbette ciddi ve hakiki çareyi görmemek için gözlerini
yumarlar. Çünkü o ciddi ve hakiki çare, kendilerini daha da ürkütür(1927). Bir
ülkenin, bir ülke halkının düşmandan zarar görmesi acıdır. Fakat kendi ırkından,
büyük tanıdığı ve başlarında taşıdığı insanlardan vefasızlık, kötülük görmesi
ondan da acıdır(1924). Muhterem milletime şunu tavsiye ederim ki; sinesinde
yetişerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki öz
cevheri, çok iyi incelemek dikkatinden, bir an vazgeçilmesin(1925). Millete dost
görünüp de ilk fırsatta iktidar mevkiine geçtikten sonra onun gerçek
ihtiyaçlarını düşünecek yerde, ülkeyi kendi istediği yolda götüren, laf
anlamayan, yetkili kimselerin yol göstermesine kulak asmayan, millette mevcut
kuvvetleri şahsına bağlamaya çalışan kahraman yüzlü! İnsanlardan oldukça çok
zarar çekildi(1919).
Bu irade acaba taa o zamandan bu basiretsizleri görerek mi bunları dile getirdi
dersiniz ya da biz bunları her zaman yaşamaya mahkûm bir millet olduğumuzdan
tarih tekerrürümüdür dersiniz. Ama bildiğim bir şey var kendi kanaatimce. Eğer
ATATÜRK’ÜN yukarıda söyledikleri için ‘bu zamandaki sanki şu olayı görmüş gibi
anlatıyor’ diyorsanız, olduğumuz yerde kaldık demektir ki, her yerinde sayım
aynı zamanda gerilemedir.
Yüce MEVLAM bizlere bir daha basiretsiz insanlarla idare edilmeyi nasip etmesin.
TÜRK GİBİ YAŞAMAYIP TÜRK GİBİ DÜŞÜNMEYEN VE TÜRK’E GÖRE DAVRANMAYAN,
HÜKMETMEYEN’in kanında ne vardır artık siz karar verin.
Talha Alp

Bu köşe yazısı 559 defa okundu. Toplam 437 kelime
YAZIYA YORUM YAPMAK İÇİN TIKLAYINIZ
|