
Tarih: 17 Haziran 2007 Pazar SEVGİLİ İHANET
Kısacık bir ömür sürdüm ben, herkesin gördüğü ne ise ben de onu gördüm. Belki
iki fazlası vardır, üç de eksiği. Yine de tuhaf bir şeyler var anlam
veremediğim. Niye sadece ben?
Aslında her şey “ben” dediğim zaman başladı. Tamam, ben onu kurban etmeye razı
idim, fakat her defasında karşısında daha güçlü egoları bulup geri döndü. Dedi
ki bana: “beni ille de kurban edeceksen, hiç olmazsa başka benperestlere kurban
etme!”
Anladım. Demek ki hepimiz kurban etmemişiz, kimisi başkalarının benlerini köle
olarak alıp kullanmış. Demiş ki kendi kendine “işte benim bu dâvânın kıblesi,
başka yöne dönenler küfre düşenlerin ta kendisidir!” Vay o devirde kul köle
olmayana! Vay o hainlerin haline! Öncesi yasaksa, sonrası sürgündür. Ne yasağa
uyarsın ne de sürgünden dönersin. O “ben” ne bana aittir artık ne de bir
başkasına kul köle…
Kısacık bir ömür sürdüm ben, yine de çok şeyler gördüm. Nerden baktığına bağlı
biraz da tabi. Buradan bakarsan hüzünlü, yukarıdan bakarsan komik, karşıdan
bakarsan haince!
“Ben”lerini üç kuruşa satan adamlar gördüm. Üç kuruşa “ben” satın alanlar
bildim. Sonra küstüler birbirlerine. Niye kuzum? Sen üç kuruş fiyat biçtinse
beriki de beş kuruş biçerdi elbet bir gün. Hainlik bunun neresinde?
Profesyonel ideologlar gördüm. Ki en tuhafları bunlardır. Düşünürleri anlarım,
sanatkârları da anlarım, bilim adamlarını da. Bir fikrin “yılmaz savunucusu”
olduğu için para kazananları çözemedim bir türlü. Neden o gazeteden üç tane
birden alacakmışım, neden? Kalemi silah, imlâsı kurşun olan adamları, zikir
çeker gibi günde üç defa okumak için mi? Olur! Ben size hayallerimi vereyim,
üstü de kalsın…
İktidara tapanları tanıdım. Ki en karakteristik olanları bunlardır. Kolay
çözdüm, çabuk anladım. Bizden olan âlâ, ondan olan belâ… Erken gelip köşeleri
kapanlar mı dersin, “nah bu kadar param var, bu milletin vekili de ancak ben
olurum” diyenler mi? Tabi bir de babadan kalma tapu sahipleri var. Hâşâ onları
da anlatacak değilim.
Kısacık bir ömür sürdüm ben, yine de çok şeyler gördüm. Ezoterik bilgilerle
donatılanlar tanıdım. Ki baştan sona bir yalnızlık hikâyesidir. Mürşitleri
kitaptır, haritaları akıl.
Fî tarihinde almışlar “ben”lerini ellerine, pazar pazar gezdirip durmuşlar. “Yok
mu bir terazi sahibi, vursun vicdanını tartıya, satayım” diye bağırıp
çağırmışlar. Her seferinde pazar yeri karışmış. Kimi “parayla tartılmaz mı”
demiş, kimi “amcamın gücü yeter belki” demiş. Bir başkası kafasını uzatıp “ne
lazım bize vicdan, git, suları bulandırma” demiş.
“Hakikat size gelmez, siz hakikate gidin” diyene “dönek”, “aklınızı ipotek
etmeyin, sizin yerinize kimse düşünmesin” diyene “ukala” demişler. “Kutsal
etrafında rant toplayarak siyaset yapılmaz, vatan sokaktan kurtarılmaz” diyene
korkak, “bu yol uçuruma çıkar” diyene “hain” demişler.
Kısacık bir ömür sürdüm ben, yine de çok şeyler gördüm. Gâhi ukala oldum, gâhi
hain. Sen söyle, ey bir bardak çaya katık ettiğim sevgili ihanet, yalan mı
dünyanın yuvarlak olduğu?
Sen sus vicdanım, sen sus! Daha dün gibi değil miydi, sıcak bir ocakta toplaşıp
kutlu sevdalardan bahsettiğimiz, ne zaman aramıza sandık gelip girdi? Daha dün
değil miydi güz ayında kurultay hayali kurduğumuz, ne zaman aramıza delege gelip
girdi? Daha dün değil miydi büyüyüp bir olma ülkümüz, ne zaman aramıza ön seçim
gelip girdi?
Hiç kimsenin itibarı kalmadı sana, sen sus vicdanım. Büyük büyük kartvizitlerin
altında ezilmeye mi heves ediyorsun şimdi de? Sen olmasan belki biri “hamili
kart yakınımdır” derdi ama ne çare bir sıcak selamı bile çok görürler şimdi.
Kısacık bir ömür sürdüm ben, yine de çok şeyler gördüm. Bazısı da yazıya gelmez.
Payıma bir kütüphane, bir nazlı hayâl ve güzel hatıralar düştü. Yılgınlık mı?
Canına okurum ben onun…
Not: Sitemizin kıymetli yazarı Levent Bey arkadaşımın babasına Allah’tan rahmet,
yakınlarına başsağlığı dilerim. Mekânı Cennet olsun inşallah.
Ahmet Turan TİRYAKİ

Bu köşe yazısı 385 defa okundu. Toplam 568 kelime
YAZIYA YORUM YAPMAK İÇİN TIKLAYINIZ
|