
Tarih: 6 Haziran 2007 Çarşamba BAŞBUĞUN UÇMAĞA VARIŞINI SÖYLER
“Padişahın atlarının çayıra çıkışından” beş-on gün geçmişti. Şanlı Türk
Beğlerinin ilinde bahar gelmiş, tabiat gülümsemeye başlamıştı. Türk Dünya Nizamı
için vatan topraklarına düşen, coğrafyanın çizdiği haritaları kutlu bir davayla
şerefyâb eden ulu komutanlar dünyamızı seyrediyordu.
Kök Türk soyunun ele-avuca sığmayan, ihtilalci delikanlısı Kür Şad atını
çatlatırcasına koşturuyor ve belki de ömründe ilk defa sevinç gözyaşları
döküyordu. Tanrı dağlarının zirvesindeki otağın önüne geldiğinde atından bir
çırpıda indi. Sağ dizini toprağa koyup, muştuyu verdi.
Otağda söylenip, bütün dağ yamaçlarında yankılanan müjde savaşçıları
heyecanlandırmıştı. Bütün Tanrı Dağları’nda, bilinmeyen bir yerde, sevinçten
usunu yitirmiş bir bozkurdun çılgınca uluması duyuluyordu.
Tabiat çıldırmıştı. Toprak kaynıyor, uçmağın çiçekleri şanlı Türk’ü görmek
arzusuyla başlarını uzatmağa çalışıyordu. Güneş ortalığı kavuracak kadar
yaklaşmış, nehirler taşmıştı. Kayalar koptu, büyük gürültüler koptu, heyecandan
uçmaktakilerin yüreği koptu... Kar ve yağmur taneleri de haberi alır-almaz kopup
gelmişti. Seller oldu. Dağın eteklerinde çığlar düştü. Şimşekler sevinç naraları
atıyor, düştükleri yerlerde alevlerle göz yaşı döküyordu.
Yiğit Alp Er Tunga sabırsızlanıyor, yolcunun bir an evvel gelmesini istiyordu.
Otağın önünde, heyecandan bütün vücudu titriyordu. Nemli gözleri ufuklarda,
sanki yüreğiyle zamanın bir ucundan çekiyordu.
Otağ giderek kalabalıklaşıyordu. Büyük Türk Beğleri gelecek yiğidin oturacağı
yeri Kağan’ın sağ yanı olarak seçip bir ak keçe koydular. Otağa bir sessizlik
çöktü. Sevinçten uluyan kurdun sesi hâlâ Tanrı Dağları’nda yankılanıyordu.
Nihayet beklenen yolcu uzakta göründü. Tabiatın ve Tanrı Dağları’nın dengeleri
yine çalkalandı.
Al bir ata binen BAŞBUĞ, otağa doğru yaklaşmaktaydı. Başbuğ’u taşıyan at sanki
kanatlanmış uçuyor, Tanrı Dağları’nın zirvesine yaklaştıkça at da Başbuğda
gençleşiyordu.
Otağdakiler dışarı çıktı. Muhteşem bir kalabalık tek bir ağızdan “Tengri Kut”
nidalarını haykırıyordu. Başbuğ Alparslan atından Türk’e yakışır bir çeviklikle
atlayıp, Alp Er Tunga’nın önünde asırlardır hasret duyulan topraklara diz vurdu.
Tarihin yiğit evlatları da Başbuğ Türkeş’in önünde...
Tanrı Dağları’ndaki bütün bozkurtlar yüksek yerlerde hilâle uzanmışlardı. Hilâl,
bunca bozkurdun çığlıklarını duyunca yıllarca beklediği zamanın geldiğini
anlayıp birden “üç” oluverdi. Kara yere düşen şimşeklerin kırmızı alevleri
gökyüzünü kapladı. Milliyetçi Hareket’in bayrağı, Tanrı Dağları’nın semalarından
Başbuğ Alparslan Türkeş’i selamladı.
Otağa geçtiler. Kür Şad, Başbuğuna ak keçeyi gösterdi. Oturdular. Aklı geldiği
yerde kalan Başbuğ, diğer Başbuğlarla dünyamıza kulak verdi. Aynı anda büyük bir
gürültü Tanrı Dağları’nı kapladı. Milyonlarca Türk hep bir ağızdan, güzel bir
Türkçe’yle haykırıyordu:
“Allah’a, Vatan’a, Bayrağa, Silaha ve Kur’an’a yemin olsun. Şehitlerim,
gazilerim emin olsun...”
Hepsinin gözleri dolu dolu olmuştu. Başbuğ Alparslan dünyadaki son sözlerinden
birini bir kere daha söylemekten kendini alamadı: “ Siz neredeyseniz, Başbuğunuz
orada”
08.04.1997
“TANRI DAĞLARI’NDA KURULTAY ÖZLEMİYLE ŞAD OLAN RUHLAR İÇİN LİLLAHİL FATİHA.....”
Ahmet Turan TİRYAKİ

Bu köşe yazısı 448 defa okundu. Toplam 386 kelime
YAZIYA YORUM YAPMAK İÇİN TIKLAYINIZ
|