
Tarih: 28 Haziran 2007 Perşembe TASAVVUFU HÜMANİZME KURBAN VERDİK
Hz Mevlana’nın "Gel, gel, ne olursan ol yine gel. İster kafir, ister mecusi,
ister puta tapan ol yine gel. Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir. Yüz
kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel..." sözleri sakız gibi dilden dile
dolaşıyor. Uluslararası toplantılarda, doğu-batı sentezcilerinde, diyalogcuların
ellerinde hep aynı söz : ne olursan ol gel!
Sanki Hz Mevlânâ bir sevgi çemberi kurmuş da herkesi oraya davet ediyor. Herkes
olduğu gibi gelsin diyor. Hele bir de yanına Hacı Bektaş-ı Veli’nin aslanla
ceylanı kucağında tuttuğu resim eklenirse yemeyin de yanında yatın. Kimileri
dünyaya “bakın o bombaları patlatan biz değiliz, biz herkesi kucaklarız.” demek
için, kimileri bize “budur işte dininiz, sadece insanları sevin, herkesi olduğu
gibi kabul edin, yeter” demek için aynı şeyleri söyleyip duruyorlar.
Böyle midir aslı? Hz. Mevlânâ ne olursan ol gel demiş ama geldiğin gibi kal mı
demiş? Allah her şeyi affeder, O bolca bağışlayandır, yüz bin kere tövbeni
bozmuş olsan da gel, bizim gibi sev Allah’ı, bizim gibi iman ve ibadet et,
demektir hazretin çağrısı. Dosdoğru İslam’a ve Allah yoluna çağrıdır.
Yunus Emre’nin “ilim ilim bilmektir / ilim kendin bilmektir” sözleri de
hümanistlerin dilinde pelesenk. Öyle bir yerde kullanıyorlar ki, “sen karışma
sakın kimsenin işine gücüne, içine dön, kendini tanı, sen adam olmadıktan, iyi
insan olmadıktan sonra ilmin kıymeti yoktur” manası çıkıyor.
Oysa hemen sonrasında Hz Yunus maksadını açıkça söylüyor : “okumaktan mânâ
ne/kişi Hakk’ı bilmektir” Tamam, iyi insan ol, kendini tanı ama bunu yaparken
asıl maksadın Hakk’ı bilmektir. Kendini bilen Rabbini bilir diyor hadis. Önce
Rabbini bil, çünkü O’nu bilmeden tahsil edeceğin ilmin sana bir faydası olmaz,
gayen O’nu bilmek olursa her harfte ibadet eder, O’nun farzını yerine getirir ve
rızasına nail olursun. Yani önce iman, sonra ilim…Bugün imansız bir ilmin
dünyanın başına neler getirdiği düşünülürse hadisin de Hz. Yunus’un da neyi
söylemek istediği daha net anlaşılır.
Hacı Bektaş-ı Veli; Makalat’ın’da saydığı dört kapı kırk makamda da aynı
sıralamayı vermiştir. Daha birinci kapı olan şeriatın birinci makamı imandır.
İkinci makam ise ilim…
Hümanistlerin dillerinden düşürmedikleri bir başka söz ise “yaratılanı severim,
Yaradan’dan ötürü”dür. Yaradan kavramının bizzat içini doldursalar amenna ama o
bile yok. Herkesi, her şeyi sevin manasında kullanılıyor bu söz de. Katil de
olsa, hırsız da olsa, namussuz da olsa, kafir de olsa. Yine başa dönüyoruz, ne
olursa olsun sev, ne olursa olsun kabul et.
Tabi, niye sevmeyelim ki? Ama her şeyi sırasıyla yapmak lazım. Buyurun sırası :
Birinci Kapı : Seriat
1. Iman etmek,
2. Ilim ögrenmek,
3. Ibadet etmek,
4. Haramdan uzaklasmak,
5. Ailesine faydali olmak,
6. Cevreye zarar vermemek,
7. Peygamberin emirlerine uymak,
8. Sefkatli olmak,
9. Temiz olmak ve
10.Yaramaz islerden sakinmak.
Şartların hepsini yerine getirdik mi? Tek tek kontrol edelim, aman atlamayalım
sakın bir tanesini. Her şey tamam diyorsanız devam edebiliriz :
İkinci Kapı : Tarikat
1. Tövbe etmek,
2. Mürsidin ögütlerine uymak,
3. Temiz giyinmek,
4. Iyilik yolunda savasmak,
5. Hizmet etmeyi sevmek,
6. Haksızlıktan korkmak,
7. Ümitsizliğe düşmemek,
8. İbret almak,
9. Nimet dağıtmak ve
10.Özünü fakir görmek
Yaratılanı severim Yaradan’dan ötürü diyenlerin, söyleyişteki kolaylığına
bakarsanız kolaydır bunları yapmak, zaten hepimiz de yapmışızdır. Ben boşuna
yoruyorum aslında sizi, buyurun devam :
Üçüncü Kapı : Marifet
1. Edepli olmak,
2. Bencillik, kin ve garezden uzak olmak,
3. Perhizkarlık,
4. Sabır ve kanaat,
5. Haya,
6. Cömertlik,
7. İlim,
8. Hoşgörü,
9. Özünü bilmek ve
10.Ariflik.
Hâlâ yaratılanı sevmek diye bir şeye rastlamadık sanırım. Nasıl olsa bunları da
yapmışızdır, yolumuza devam edelim:
Dördüncü Kapı : Hakikat
1. Alçakgönüllü olmak,
2. Kimsenin ayıbını görmemek,
3. Yapabileceğin hiçbir iyiliği esirgememek,
4. Allah’ın her yarattığını sevmek,
5. Tüm insanları bir görmek,
6. Birliğe yönelmek ve yöneltmek,
7. Gerçeği gizlememek,
8. Manayı bilmek,
9. Tanrısal sırrı öğrenmek ve
10.Tanrısal varlığa ulaşmak
Eh nihayet, dördüncü kapının dört ve beşinci makamlarında “Allah’ın her
yarattığını sevmek ve tüm insanları bir görmek” makamlarına ulaştık. Hepimize
hayırlı uğurlu olsun inşallah. İşte, zaten bu kadar da kolaydır. Artık Hünkâr
gibi aslanla ceylanı da kucağımıza alıp sevebiliriz.
Hallac- Mansur “Enel Hakk” dediğinde, bir oluşa varmıştı. Derler ki Hallac orada
Enel Hakk demese küfre düşerdi, ama biz o oluşa varmadan enel Hakk dersek bu
sefer de biz küfre düşeriz. Hadi o kadar ağır olmasın ama yapmacık bir
hümanistlik için de “yaratılanı yaradandan ötürü sevelim” derken de biraz içini
dolduralım. Bulunduğumuz makam neresi? Herkes nefsini yoklasın, Allah için ve
onun emri olarak nefret etmek ve cihat etmek nedir öyleyse?
Yunus Emre de Mevlâna da Hacı Bektaş da birer tasavvuf ehlidir. Allah’ı öyle
tutkulu istemiştir ki Yunus, cenneti dahi umursamamış, “bana seni gerek seni”
demiştir. Öldüğü güne şeb-i arus, yani düğün gecesi denir Mevlana’nın. O makamda
bulunan insanların sözlerini alıp, böyle olalım demeden önce icraatını,
yaşantısını, imanını alıp böyle olalım demek gerekir. Zira onlar o yolu
katettikten sonra bunları söylediler.
Çoğumuz farkında değiliz. Hümanist ağızlara kurban verdik tasavvufu, ayağımızın
altından mânâ dünyamızı çalıp bambaşka bir şey koydular onun yerine. Allah’a kul
idik eskiden, şimdi her türlü sapkınlığa kul olduk. Olsun, her şey hümanizm
aşkına!
Ahmet Turan TİRYAKİ

Bu köşe yazısı 1042 defa okundu. Toplam 760 kelime
YAZIYA YORUM YAPMAK İÇİN TIKLAYINIZ
|