ÜYE OLMAK İÇİN TIKLAYIN

  Sık kullanılanlara Ekle  |  Açılış Sayfası
    Bölümler

  Ana Sayfa

  Radyo 3 Hilal

  Duvar Kağıtları

  Başbuğ Yazıları

  Ülkücü Hareket

  Bir Şehit Adı Yaşat

  E-Kartlar

  Programlarımız

  Yazarlarımız

  Haber Arşivi

  Anketler

  Türkçe İsimler

  Türk Dünyası

  Tavsiye Et

  İletişim

  Radyo Ekleyin

  Künyemiz

    Resimler

 Başbuğ Resimleri

 Bozkurt Resimleri

 Asker Resimleri

    Ses / Görüntü

 Müzik / MP3 Dinle

 Başbuğ Görüntüler

 Ülkücü Hareket

 Klipler

 Osmanlı Padişahları

 Çizgi Filmler

 Filmler

 Belgeseller

 İslam Büyükleri

    Sanatçılarımız

 Ahmet Şafak

 Ahmet Yılmaz

 Ali Aksoy

 Ali Kınık

 Aşık Sefai

 Araz Elses

 Arif Nazım

 Atilla Yılmaz

 Aybüke Ayberk

 Başkal

 Cafer Altun

 Grup Gökçen

 Grup Ötüken

 İbrahim Dülger

 İbrahim Sadri

 F. Kaya Kuzucu

 Mahmut Polat

 Mustafa Yıldızdoğan

 Osman Öztunç

 Ozan Arif

 Ozan Nihat

 Serdarcan

 Yıldırım Gürses

 Yıldırım Yıldızdoğan

 Zafer İşleyen

    Dede Korkut

    Destanlar

    Yatan Asker
    Günün Duası

    Proje
Siz de bir şehidimizin adını yaşatmak ister misiniz ?
 
Ahmet Kerse
Cevdet Karakaş
Dündar Taşer
Dursun Önkuzu
Fikri Arıkan
Halil Esendağ
Mustafa Pehlivanoğlu
Nurullah Ceren
Ruhi Kılıçkıran
Selçuk Duracık
Süleyman Özmen
Velican Oduncu
 


Ahmet Turan TİRYAKİ



Tarih: 28 Haziran 2007 Perşembe

TASAVVUFU HÜMANİZME KURBAN VERDİK


Hz Mevlana’nın "Gel, gel, ne olursan ol yine gel. İster kafir, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel. Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir. Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel..." sözleri sakız gibi dilden dile dolaşıyor. Uluslararası toplantılarda, doğu-batı sentezcilerinde, diyalogcuların ellerinde hep aynı söz : ne olursan ol gel!

Sanki Hz Mevlânâ bir sevgi çemberi kurmuş da herkesi oraya davet ediyor. Herkes olduğu gibi gelsin diyor. Hele bir de yanına Hacı Bektaş-ı Veli’nin aslanla ceylanı kucağında tuttuğu resim eklenirse yemeyin de yanında yatın. Kimileri dünyaya “bakın o bombaları patlatan biz değiliz, biz herkesi kucaklarız.” demek için, kimileri bize “budur işte dininiz, sadece insanları sevin, herkesi olduğu gibi kabul edin, yeter” demek için aynı şeyleri söyleyip duruyorlar.
Böyle midir aslı? Hz. Mevlânâ ne olursan ol gel demiş ama geldiğin gibi kal mı demiş? Allah her şeyi affeder, O bolca bağışlayandır, yüz bin kere tövbeni bozmuş olsan da gel, bizim gibi sev Allah’ı, bizim gibi iman ve ibadet et, demektir hazretin çağrısı. Dosdoğru İslam’a ve Allah yoluna çağrıdır.
Yunus Emre’nin “ilim ilim bilmektir / ilim kendin bilmektir” sözleri de hümanistlerin dilinde pelesenk. Öyle bir yerde kullanıyorlar ki, “sen karışma sakın kimsenin işine gücüne, içine dön, kendini tanı, sen adam olmadıktan, iyi insan olmadıktan sonra ilmin kıymeti yoktur” manası çıkıyor.
Oysa hemen sonrasında Hz Yunus maksadını açıkça söylüyor : “okumaktan mânâ ne/kişi Hakk’ı bilmektir” Tamam, iyi insan ol, kendini tanı ama bunu yaparken asıl maksadın Hakk’ı bilmektir. Kendini bilen Rabbini bilir diyor hadis. Önce Rabbini bil, çünkü O’nu bilmeden tahsil edeceğin ilmin sana bir faydası olmaz, gayen O’nu bilmek olursa her harfte ibadet eder, O’nun farzını yerine getirir ve rızasına nail olursun. Yani önce iman, sonra ilim…Bugün imansız bir ilmin dünyanın başına neler getirdiği düşünülürse hadisin de Hz. Yunus’un da neyi söylemek istediği daha net anlaşılır.

Hacı Bektaş-ı Veli; Makalat’ın’da saydığı dört kapı kırk makamda da aynı sıralamayı vermiştir. Daha birinci kapı olan şeriatın birinci makamı imandır. İkinci makam ise ilim…

Hümanistlerin dillerinden düşürmedikleri bir başka söz ise “yaratılanı severim, Yaradan’dan ötürü”dür. Yaradan kavramının bizzat içini doldursalar amenna ama o bile yok. Herkesi, her şeyi sevin manasında kullanılıyor bu söz de. Katil de olsa, hırsız da olsa, namussuz da olsa, kafir de olsa. Yine başa dönüyoruz, ne olursa olsun sev, ne olursa olsun kabul et.

Tabi, niye sevmeyelim ki? Ama her şeyi sırasıyla yapmak lazım. Buyurun sırası :
Birinci Kapı : Seriat
1. Iman etmek,
2. Ilim ögrenmek,
3. Ibadet etmek,
4. Haramdan uzaklasmak,
5. Ailesine faydali olmak,
6. Cevreye zarar vermemek,
7. Peygamberin emirlerine uymak,
8. Sefkatli olmak,
9. Temiz olmak ve
10.Yaramaz islerden sakinmak.

Şartların hepsini yerine getirdik mi? Tek tek kontrol edelim, aman atlamayalım sakın bir tanesini. Her şey tamam diyorsanız devam edebiliriz :

İkinci Kapı : Tarikat
1. Tövbe etmek,
2. Mürsidin ögütlerine uymak,
3. Temiz giyinmek,
4. Iyilik yolunda savasmak,
5. Hizmet etmeyi sevmek,
6. Haksızlıktan korkmak,
7. Ümitsizliğe düşmemek,
8. İbret almak,
9. Nimet dağıtmak ve
10.Özünü fakir görmek

Yaratılanı severim Yaradan’dan ötürü diyenlerin, söyleyişteki kolaylığına bakarsanız kolaydır bunları yapmak, zaten hepimiz de yapmışızdır. Ben boşuna yoruyorum aslında sizi, buyurun devam :

Üçüncü Kapı : Marifet
1. Edepli olmak,
2. Bencillik, kin ve garezden uzak olmak,
3. Perhizkarlık,
4. Sabır ve kanaat,
5. Haya,
6. Cömertlik,
7. İlim,
8. Hoşgörü,
9. Özünü bilmek ve
10.Ariflik.

Hâlâ yaratılanı sevmek diye bir şeye rastlamadık sanırım. Nasıl olsa bunları da yapmışızdır, yolumuza devam edelim:

Dördüncü Kapı : Hakikat
1. Alçakgönüllü olmak,
2. Kimsenin ayıbını görmemek,
3. Yapabileceğin hiçbir iyiliği esirgememek,
4. Allah’ın her yarattığını sevmek,
5. Tüm insanları bir görmek,

6. Birliğe yönelmek ve yöneltmek,
7. Gerçeği gizlememek,
8. Manayı bilmek,
9. Tanrısal sırrı öğrenmek ve
10.Tanrısal varlığa ulaşmak

Eh nihayet, dördüncü kapının dört ve beşinci makamlarında “Allah’ın her yarattığını sevmek ve tüm insanları bir görmek” makamlarına ulaştık. Hepimize hayırlı uğurlu olsun inşallah. İşte, zaten bu kadar da kolaydır. Artık Hünkâr gibi aslanla ceylanı da kucağımıza alıp sevebiliriz.

Hallac- Mansur “Enel Hakk” dediğinde, bir oluşa varmıştı. Derler ki Hallac orada Enel Hakk demese küfre düşerdi, ama biz o oluşa varmadan enel Hakk dersek bu sefer de biz küfre düşeriz. Hadi o kadar ağır olmasın ama yapmacık bir hümanistlik için de “yaratılanı yaradandan ötürü sevelim” derken de biraz içini dolduralım. Bulunduğumuz makam neresi? Herkes nefsini yoklasın, Allah için ve onun emri olarak nefret etmek ve cihat etmek nedir öyleyse?

Yunus Emre de Mevlâna da Hacı Bektaş da birer tasavvuf ehlidir. Allah’ı öyle tutkulu istemiştir ki Yunus, cenneti dahi umursamamış, “bana seni gerek seni” demiştir. Öldüğü güne şeb-i arus, yani düğün gecesi denir Mevlana’nın. O makamda bulunan insanların sözlerini alıp, böyle olalım demeden önce icraatını, yaşantısını, imanını alıp böyle olalım demek gerekir. Zira onlar o yolu katettikten sonra bunları söylediler.

Çoğumuz farkında değiliz. Hümanist ağızlara kurban verdik tasavvufu, ayağımızın altından mânâ dünyamızı çalıp bambaşka bir şey koydular onun yerine. Allah’a kul idik eskiden, şimdi her türlü sapkınlığa kul olduk. Olsun, her şey hümanizm aşkına!


  
Ahmet Turan TİRYAKİ




Bu köşe yazısı 1042 defa okundu. Toplam 760 kelime



YAZIYA YORUM YAPMAK İÇİN TIKLAYINIZ



[ Geri Dön: Ahmet Turan TİRYAKİ ] - [ Yazarlar Bölümü ]

   
   

    Köşe Yazarları

AY YILDIZ - Son Bölüm

TERÖRÜN YENİ ADI “DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ”

KUANTUM FİZİĞİ - YARATILIŞ VE ANATOMİMİZ 3

NEDEN VE NE ZAMAN BİRLİK ?

    Hesabınız
Üye Olun
Kayıp Şifre

 
Üyelik:
Bugün: 36
Dün: 38
Toplam Üye: 20,199
Son Üye: ahatcan

Şu An Bağlı:
Misafir(ler): 214
Üye(ler): 16
Toplam: 230
    Anket
Yayınlarımız da aşağıdaki müzik türklerine yer verilsin mi ?

Arabesk
Fantezi
Türkçe Pop
Hepsi
Hiçbiri



Sonuçlar
Anketler

Toplam Oy: 2730
Yorum: 37
    AKP`nin İlkleri

    Günlük Ziyaretçi
Pazartesi3091
Salı3005
Çarşamba2512
Perşembe3315
Cuma3075
Cumartesi3333
Pazar3274
Toplam:5205120
En Çok:3678
    Destekleyenler
Aytwien.com

Kırşehirliler.net

Kielturkocagi.de

Mhpcanik.com

Reis66.net

Turklugundestani.com

Ulkucutavir.com

Sizin Siteniz
www.uchilal.net

Anti SPAM - SPAM Avcısı