Ülkücü Harekete yeni ses, yeni soluk olarak hizmette bulunmaya yönelik olarak
kurulan www.uchilal.net bundan sonra duruşu ve tavrıyla genç beyinleri,
ülkemizin problemleriyle ilgili olarak bilgilendirme ve yönlendirme misyonunu
üstlenmiş bulunmaktadır. Yüce Mevla’m emeği geçenlerden inayetini ve ihsanını
esirgemesin. (Âmin)
Bugünlerde bölgemizde cereyan eden olaylara yönelik olarak bende düşüncelerimi
ve bu konuda daha önce yaptığım çalışmaları burada dile getirmek isterdim. Ama
gündeme bomba etkisi yapan bir olay özelde benim yazımı genelde ise ülke
gündemini değiştirmeye yetmiştir. Bende buna istianeden gündemi değiştiren gizli
güçler var mıdır? Sorusunun üzerine yoğunlaşmayı uygun buldum. Bu düşünceler
kimileri tarafından komplo teorisi olarak algılanmakta ve kamuoyunu
yanıltmaktadırlar. Bunun üzerine biraz araştırma yapınca şu ilginç sonuçları
elde etmek hiçte zor olmadı. Bende gereğini yapıp sizinle paylaşmak istedim.
Amerikan emperyalizminin çekirdek örgütleri olan; Dış İlişkiler Konseyi (Council
On Foreign Relations), Üçlü Komisyon (Trilateral Commission) ve Bilderberg Grup
(Bilderberg Group) gibi gizli örgütlerle ilgili herhangi bir kitap
yayımlandığında, Amerikancılar dünyanın neresinde olursa olsun duraksamaksızın
saldırıya geçerler ve araştırmacıları “komplo teorisi” üretmekle suçlarlar
(ülkemizdeki kartel medya ve sermayedarları gibi). Oysa onlar da bilirler ki, bu
yazarlar “komplo teorisi” üretmezler, var olan komploları ortaya çıkarırlar. Bu
yolla, emperyalizmin yeni komploları’nın önünü kesmeye çalışırlar.
Komploları açığa çıkaran güvenilir araştırmacılar, soruna ekonomik açıdan
bakarlar, çünkü komplolar özünde ekonomiktir. Konu’nun uzmanlarından Amerikalı
William Blase, “Dış İlişkiler Komisyonu” adlı bir makalesi’nde şunları yazıyor.
“Kaynağa atıfta bulunmak bilimsel yöntemdir. Ama bu kural, komplo teorileri için
pek geçerli görünmüyor. Bin tane kaynak gösterebilirim. Bu çaba, şüphecileri
yine de ikna etmeyecektir. Bana öyle geliyor ki, kanıtlara bakmayı reddederek,
zihin hastalığının tüm belirtilerini gösterirler. Kanıtları görmezden gelmek ve
gerçek olmayacağını ümit etmek, düşünce hastalığının temel göstergesidir. Eğer
bir güç, ulusal hükümetleri ve çokuluslu şirketleri kontrol ediyorsa, vakıf
bursları ve eğitim yoluyla bir dünya hükümeti propagandası yapıyorsa, medya da
günün sorunlarını denetleyip yönlendiriyorsa, geçerli seçeneklerin çoğu
denetleniyor demektir. Dış İlişkiler Konseyi ve gerisindeki finans gücü, 70
yıldır bunların tümünü yapmış ve Yeni Dünya Düzeni’nin propagandacısı olmuştur.
Gerçeği araştırmalara yapılan saldırılar, 20.yüzyılın önemli bilim felsefecisi
Sir Karl Raimund Popper’in düşüncelerinden esinlenmiştir. Onun düşüncelerini
kendilerine örnek alan komplocular ortada bir komplo olmadığını iddia ederler.
Bende bu düşünceye sahip olan ülkemizdeki antikomploculara şunu sormak isterdim.
1-Ülke gündeminde Kerkük, Musul ve Kuzey Irak da oluşturulmaya çalışılan
Kürdistan meselesi varken ve kamuoyunda dikkatler bu yöne çekilmişken neden bu
öldürme olayı gerçekleştirildi?
2-Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler konusu nasıl olurda biranda gündemden
düşürülebilirin sonucu bu öldürme olayımıydı?
3-Ekonomik istikrarsızlığın artık kendi kabine üyeleri ve vekilleri tarafından
da dile getirilmesinin önlenebilmesinin tek yolu bu öldürme olayımıydı?
Ben bunların cevabını biliyorum ama siz değerli arkadaşlarımın da düşüncelerini
almak ve belki de içimdeki komplo fikirlerinden vazgeçmek adına yorumlarınıza
bırakıyorum.
İnşallah gündemi kendimizin belirleyeceği Her şey TÜRK için TÜRK’e göre duruşunu
sergileyeceğimiz güzel günlerin beklentisiyle Allaha emanet olun.