UZAKTAN SEVMEK
“bir gurbet yazısı”
“Gidiyom gidemiyom, az doldur içemiyom
Sen benden geçtin amma ben senden geçemiyom”
(Zonguldak / Çaycuma türküsü)
Kimi zaman mâşuk uzaklaşır, kimi zaman âşık… Kaç mesut ademoğlu var ki
kıskanalım. Sevdanın yarısı zaten hasrete dair gibi durur, yanı başındakini
sevse sevse yarım sever insan. Okuyucu buna kıymet bilmezlik de diyebilir ama o
kadar da basit değildir.
Bilinen en meşhur sevda hikayeleri, âşığın düştüğü müşkül veya fedakarlık
üzerine kurulu değil midir? Mecnun olmak istiyorsan seni çöl paklar! Ferhad
mizaçlıyım diyorsan deldiğin dağ nerede? Kıssadan hisse, sevdanın tartısı
emektir ve insan yakındakine ulaşmak için zahmete katlanmadığından tartıya
gelmez sevdası.
Bizim sevdaya düştüğümüz de üç aşağı-beş yukarı böyle bir hikâye işte. Önce
yüzünü çevirdi bizden, sonra kapılarını kapattı. Anladık ki eşiğinde bize yer
yok. Varsın olsun deyip gittik kapısından. Ne ilk ne de sonduk ve biliyorduk
bunu, “elnen (el ile) gelen düğün bayram” dedik, çektik sineye. Gerisi sevdaya
dair…
Gerisi sevdaya dair dedik, okuyup geçtiniz. Dile kolay desek o da klişe
olacaktı. Oraya bir mim koyun siz en iyisi… Çünkü giden de gittiği ân’a bir mim
koyar. Sevda ateşinin kılıç yarası açtığı andır, mim dediğimiz oluk oluk akan
kandır. Böyle olur bizde sevdalar…
Bugün hâlâ Sıcak Çermiğin alt tarafından geçen Yıldız Irmağı’nın, gurbete giden
ilk kişinin koyduğu mim olduğunu söylesek kim inkâr eder ki! Irmağın batısına
geçince kalbinizden akan sıcacık kanı hissedersiniz, geriye dönüp baksanız serin
serin akan bir ırmak… Ateş düştüğü yeri yakar derler ya öyle bir durum işte.
“Deryalarda yüzer bahri, doldur ver içeyim zehri
Zalim gurbet elin kahrı, ya çekilir ya çekilmez”
(Gaziantep türküsü)
Zaman geriye işlemez artık. Size tek bir çıkar yol kalmıştır, uzaktan sevmek!
Biz de öyle yaptık, ara sıra fotoğraflarına bakarız, bayramda seyranda
ziyaretine gideriz, gidenle gelenle selam alır-veririz dedik. Meğer hiçbiri çare
değilmiş sevdaya, meğer uzaktan sevmek dermansız dert imiş.
Öyle ki insan uzaktan sevmeye başlayınca, ayrıntıya takılmıyor. Aklında ne kadar
güzellik kalmışsa gözlerinin önünden geçiyor bir bir, üstelik hayalle karışık.
Hasret, maşuğun bütün kusurlarını büyük bir ustalıkla kapatıp, güzelliklerini
dev aynasında gösteriyor aşığa. Hangi yürek dayanır ki!
Onu tanıyan, bilen, gören herkesi sanki onu kucaklar gibi kucaklıyor insan
O’ndan bir selam, bir koku, bir haber alabilmek için. Âh bu yollar tek taraflı
olmasaydı!
Buna benzer bir şeydir “Sivas” denildiğinde içimizden kızıl bir ırmak geçtiğini
hissetmemiz. O mim’i koyduk koyalı, kimselere hissettirmeden dönüp dönüp doğuya
doğru bakmamız da buna benzer bir şeydir. Geriye baksak bir sevgili şehir,
ileriye baksak bu kahır ya çekilir…
Üstelik acemi bir âşığız biz. Seneler evvel ömrünü bir mim’le ikiye ayıran öyle
büyük üstatlar var ki ne haddimize onların yanında sevdiğimize bir güzel söz
söylemek. Kimi zaman kıskanarak, kimi zaman imrenerek, kimi zaman öykünerek
meselâ bir Yavuz Bülent Bâkiler’in arkasına saklanıp Sivas’ı sevmek… “Müslüman
müslüman uyanan şehir” diye bir sevgilinin saçlarını okşar gibi, uzaktan sevmek!
“Hasretle akar ta geceler didey-i
eşkim
Bir katredir amma yeddi deryalara sığmaz”
(Şanlıurfa türküsü)
Gelin siz buna memleket hasreti deyip geçmeyin, hafife almış olursunuz. Bu öyle
bir yara ki en acıtıcı tarafı iyileşmeyeceğini bilmek. Bu saatten sonra eş-dost
sohbetlerinde gururla “Sivaslıyım” demenin, bırakın yaraya su serpmesini,
kanatmasını bile acı tecrübelerle öğreniyoruz. Hesabımızın “gurbetteki
Sivaslılar” hanesine yazılması, “kalmak için ne yaptın” diye sorulması ve sair.
Geçtik bütün bunlardan da bir daha çadırla Çermiğe gidemeyecek miyiz?
Kıskandığım Sivaslı yazarlardan birisi “insan bir bayram sabahı uyandığında
nerede olmak istiyorsa oralıdır” diye yazmıştı. Öyle değilmiş üstadım, insan
öldüğünde nereye gömülmek istiyorsa asıl oralıdır demeliymişsiniz. Zira zaman
zaman başka şehirlerde geçirmek zorunda kaldığımız bayramları, edepsizlik yapıp
dinlenme fırsatı olarak görebiliyoruz ama öldüğünde başka şehrin mezarlığına
gömülmek fikri sanırım her insanı korkutuyordur.
Bu bahsi buracıkta kapatmak gerek sanırım, yedi deryalara sığmayacak meseleyi
tamamlayacak değiliz ya. Kim ki gurbetteyse yarasının kabuğunu kavlatmıştır
yerinden. Ne sandınız? Bu da gelir bu da geçer mi diyecektik…