
Tarih: 21 Nisan 2008 Pazartesi AY YILDIZ - 2.Bölüm
(Ay-Yıldız = Anadolu)
(2.Bölüm)
Türkçe prototip söyleyişlerde (antik çağda) Allah ve
anne kelimeleri karşılığı “hilal” resmi; kozmik “yıldız”: yağış türü olan “dolu”
ve “süt” kelimelerini göstermek için de “yıldız” şekili-işareti (sembol)
kullanıldığı gibi kültürel hayatta, milli değerlerin temsilinde de kullanılması
sembolizmin gelişimi sürecinde millet ve devlet tarif etmeye başladığında BAYRAK
karşılığı olarak “hilal” şekili-işareti benimsendi. Aynı tarif edişin yine
Sümerlilerde başladığını tabletlerde görüyoruz. Sümer tabletleri yazılarında
“bayrak” kelimesi denileceği zaman ay ve yıldız yine yan yatmış ( C ) harfi gibi
bir şekil içinde beş nokta yerleştirilmiş bir işaret-resimle gösteriliyordu.
Bazı tarih yazanlar, bayrakların tarihini anlatırlarken
ilk bayrak kullanılmasını İran topraklarında bir isyan hareketinin
kahramanlarından olan bir kasabın önlüğünü-peştamalını bir sırığa bağlamasıyla
başlar diye anlatırlar. İlk bayrağın, bir kasap peştemalı diye tarif eden
anlayışın ise Türk kültür tarihini bilmeyen bir düşünceye sahip olunduğunu
göstermektedir. Aslında böyle bir anlayış, isyan ve ihtilaller tarihinde
işlenmekte, böyle bir kasap peştemalı iddiasıyla marxist-sosyalist
değerlendirmelerden hareket ederek emek-sermaye çatışmasına gönderme gayretinden
doğmaktadır. Yine bu anlayışın sahiplenilmesinde bir diğer kolaylık, bayrağı
manevi anlamlardan sıyıran, hatta manevi değerleri anlamayan ve kendi kültürel
değerlerinin Türk kültür-zihniyeti gelişiminden çok başka olmasından
kaynaklanmaktadır. Türk kültürü tarihinde bayrak
kadar eski bir diğer
kutlu değer de TUĞ’dur. Tuğ da çok kez bayrak yerine taşınmış, bayrak
kadar kutsal sayılmıştır.
Ancak, tuğun taşıdığı anlam bayrağın taşıdığı bütüncül anlamın biraz altında
kalmış, bayrağın yaşatılması yahut savunulması için taşınan ikinci derece varlık
alametiydi. Tuğlar, Türk tarihi içindeki anlamı bakımından; tuğ taşıma hatta tuğ
sahibi olmak anlamını da kapsayacak
kadar geniş olmakla
beraber bayrak sahibi bütünün alt değerlerinin işareti sayılmıştır.
Türk kültürü için; bayrak kavramını, isyan duygularına
dayandırmak, sınıfsal yahut egemenlik haklarının paylaşılmasını anlatmak için
kullanıldığını iddia etmek Türk kültür-zihniyeti gelişmesi tarihiyle hiçbir
zaman bağdaşmamıştır. Türk tarihinin hiçbir döneminde bayrak yahut semboller
başlayan bir hareketin işareti olmamıştır. Eylem sona erdiğinde bayrağın anlamı
da eylemin bitişiyle bitmek zorunda olacağından, Türk düşüncesinin geçici
dönemlere yönelik bir bayrak tarifi olmayacaktır. Özellikle ay-yıldız’lı
bayrağın kullanımında böyle bir kesinti söz konusu olmamıştır.Ay-yıldızlı
bayrağın kesintisiz taşınması, Türk devlet tarihi gibi kesintisizdir. Türk
devletleri kuruluş yıkılış yaşamış gibi görülmekle hata yapılır. Yıkılan devlet
yöneten kadro değişiminden ibarettir. Halk-millet hep aynıdır ve devlette
devamlılık asla bozulmamıştır.
Kurulan Türk devlet ve beylikleri yahut başka boy-sop
ongunlarının, işaretlerinin, damgalarının gösterildiği bayraklara bakılarak
başlama ve bitme devreleri olduğu söylenebilir. Sözgelişi Karahanlı, Selçuklu
yahut Osmanlı devletleri tarihin kronolojik zamanı içinde başlamış ve
bitmişlerdir. Bunların ve diğer bütün Türk devletlerinin böyle başlayış ve
bitişleri vardır. Bu devletlerin de kendi bayrakları için başlayış ve bitişleri
olmuştur denilebilir. İşte yanlış olan budur. Bu devletlerin olduğu söylenen
yine sözgelişi çift başlı kartalıyla Selçuklu, üç hilaliyle Osmanlı bu gün
yoktur. Ancak bu çift başlı kartal, üç hilal bu devletlerin hanedanlarını ve o
devletin ana anlayışını
anlatır; devletlerini değil. Türk kültür-zihniyeti yapılanmasında devlet-i ebed
müddet asıldır. Hanedanlar ve devlete hakim olanların ebed müddet oluşları
hiçbir zaman devlette esas olmamıştır. Dolayısıyla Türk kültür-zihniyetinde
devlet esası kültür değerleri mutabakatı sağlamış bir milletin kendisi ve onun
bütünleşmesi olan devletinin karşılığı anlamında bir bayrak olarak binlerce
yıldan beri AY-YILDIZ bayrağı olmuştur.
Hilal, sadece kozmik anlamda gökyüzündeki ayın bir hali
olarak düşünülmemiştir derken; bir başka noktayı daha göstermek istiyoruz: Savaş
aracı olan, av aracı olan ok ve yay da söz konusudur. Ok nasıl milletin Oğuz
adının “Oğ-“ kısmında kök söz olmuş ise, milletin mutabakat bütünlüğünü gösteren
devletin yeryüzünde ve zaman boyutunda durumunu anlatmak için de yay
gösterilmiştir. Gök yüzü “yay” şeklinde anlatılmış, doğudan batıya, kuzeyden
güneye kısaca dört yönde küresel olarak “Türklük cihan hakimiyeti mefkuresi”
diye söylenen dünyaya hükümran olmak Türklüğün ideali olarak benimsendiği
anlatılmak isteniyordu. Bu idealin ok ve yay anlamları Bozok-Üçok isimlerinde
bütünleştirilmesi de vardır. Osmanlı Hanları’nın mühürlerinde “tuğra” olarak
gördüğümüz işaret içinde üç tane yay ve üç tane ok şekli Oğuzluk-Türklük mührü
olarak gösterildiği gibi Üçok ve Bozok unsurları da gösterilmiştir. İşte
buradaki evrensel hükümranlık idealinin anlatıldığı yay şekli, hilal şekliyle de
anlatılmaktadır. Tek olan hilal, doğudan batıya gökyüzü yayının (hilalinin de)
altında hakimiyet sahibi olmaktır.
Mustafa Necati Sepetçioğlu’nun “Yaratılış ve Türeyiş”
isimli eserinde var oluşun Türkler’deki efsaneleri bir bakıma Hun, Altay, Uygur,
Göktürk ve diğer yaratılış-türeyiş efsanelerinin birleştirilmesidir. Bu anlatım
içinden anlıyoruz ki, Ay ve Yıldız’a Türkler’in bakış açısı yaratılışın hemen
ardından çoğalmanın, millet olmanın içinde ortaya çıkmaktadır. Bu ortaya çıkış
kesintisiz olarak devam etmiş, Göktürk Devleti’nde İslam öncesi en yüksek anlam
zirvesine ulaşmıştır.
Devlet olmanın, hükümran olmanın, bağımsız olmanın
alameti olan para basmak Göktürk Devleti için de önemliydi ve altın para
basmışlardı. Göktürk Devleti paralarının bir yüzünde orta motifin altında
birbirine bakan iki ay-yıldız şekli çok muntazam olarak yer almaktadır. Üstelik
şekil oranları, günümüzdeki Türkiye Cumhuriyeti bayrağı ile eşit ölçülerde
gösterilmişti. Göktürk Devleti, ilk defa İslam ile tanışmaya başladığında
devletini, bağımsızlığını ve diğer anlamlarını İslam içinde yeniden buluyor ve
bu buluşla İslam’la bütünleşmede Ay-Yıldız’ı da İslam Çağı Türk Tarihi içine
taşıyordu.
Ne var ki, aniden İslam oluş meydana gelmemiş, bu da
uzun bir zaman gerektirmiştir. Çünkü, bir yanda büyüyen bir İslam devleti, diğer
yanda güçlenmiş bir Çin, jeopolitiği o zamanki dünya dengelerinde önemli bir yeri olan Bizans Devleti arasında Dünya hakimiyetini
paylaşma hatta ele geçirme gayretleri çatışmaktadır. Bu hakimiyet ve etkileme
sahaları üçgeni arasında Türklük alemi ayrı bir kaos yaşamaktadır. Bu coğrafya
kaosu içinde İslam ile tanışma olmaktadır. İhtimal ki, ilk bağdaşan husus ilk
yaratılışta olduğuna inanılan insanın balçıktan yaratılmayı Türk din anlayışının
da Kur’an-ı Kerim’de olduğu gibi kabul ediyor olmasıdır. Bunun ardından İslam’ın
hürriyet zorunluluğunu emretmesi, gerekirse uğrunda savaşılması, devlete bakış
açısı ile toplumun ve aile bütünlüğünün bütün değerlerinde büyük bir yakınlık
görülmesi İslam’ın yaygınlaşmasında çok önemli bir yer tutmuştu. Aynı yakınlığı
sağlayan bir diğer husus: kültürel yaklaşma sürerken, Türklüğün ayı’nın “hilal”
olarak kelimeleşmesi, hilal kelimesinin de “Allah” adının hecelenmesiyle elde
ediliyor olması sağlamıştı. Yine dolayısıyla İslam bu yakınlığıyla HİLAL olarak
bayrağın anlamına taşınabilmişti. Kufi yazı üslubuyla Muhammed (s.a.v.) adının
yazılışını da YILDIZ benzerliğinden yola çıkarak bayrağa taşıyınca “kelime-i
tevhid” ve “”kelime-i şahadet” de kolayca bayrak içinde yerini almış oluyordu.
Dünyanın nerdeyse bütün sosyologları, dünya
milletlerini kültür-zihniyet sistemleri bakımından bazı guruplarda toplarlar. Bu
guruplar beş ana kültür-zihniyet gurubu olarak belirlenir. Bunları genel kabul gördüğü şekliyle
şöyle gösterebiliriz:
1- Prometheuscu kültür-zihniyet : Ruslar, Slavlar,
Grekler (Helenler-Yunanlılar) vbg.
2- Mesihci kültür-zihniyet : Sami milletler, Araplar,
İbraniler, Farslar, vbg.
3- İdeci kültür-zihniyet : Hintliler, Çinliler,
Tibetliler, Afrika milletleri, vbg.
4- Militarist kültür-zihniyet : Cermen kavimler,
Yankee’ler (Amerikanlar), Almanlar, İngilizler, İtalyanlar, Fransızlar,
Japonlar, Bhutanlılar, vbg.
5- Bütüncül kültür-zihniyet : Türkler (bu gurupta
yalnızca Türkler vardır).
Bu kültür zihniyet guruplandırması tarih boyunca her
bir gurubun içinde bulunan milletlerin kültür-zihniyet yapılarını meydana
getiren temel düşünme yapılarının da göstergesidir.
Beşinci gurupta gösterilen “Bütüncül kültür zihniyet”
dışında kalanların tümü, diğer dört gurupta bulunanlar; düşünce yapıları
sonucunda felsefe tanımlamasıyla tümevarımcı metodolojiyi esas almışlardır. Yine
bu dört gurupta bulunan milletlerin kültür-zihniyet yapılarının inanç tarafında
dini formatları da tümevarımcı özelliklerle meydana gelmiştir.
Tümevarımcı düşünce ve tümevarımcı dini anlayışları
nedeniyle; dinsel değerlerini ister kendileri yapılandırsınlar isterse vahiy
yoluyla kendilerine gelen dinler olsun, vahyi dahi kısa zamanda kendi dünya
hayatları şartlarında formatlayarak tümevarımcı çerçeveye sıkıştırmakta
gecikmemişlerdir. Hz.İbrahim’in Hanif Dini, Hz.Musa ve Tevrat, Hz.Davut ve
Zebur, Hz.İsa ve İncil ile bu vahye dayalı din değerleri tümevarımcı şekle
sokulmuşlar ve tahrif edilebilmişlerdir. İhtimal ki, bir peygamber varlığına
işaret eden Hammurabi yasaları ile Babil medeniyeti, Özbek asıllı Türk olan
Budha (Buda) öğretileri Hindistan kaynaklı inanç sistemlerinde bu tümevarımcı
kalıplarla şekillendirici olmuşlardır.
Etrüsk ruhunu çoktan kaybetmiş Romalı kimliğiyle
Romalılar Hıristiyan yapısını önce kendi çok tanrılı ilahiyatlarına adapte
etmişler, sonra bundan Bizans ruhunu meydana getirirken kavimler göçü sonucunda
tanıştıkları Cermen kavimlere, Slavlara da bu tümevarımcı formda
şekillendirdikleri Hıristiyanlığı kolayca transfer etmeye yol bulabilmişlerdir.
Antik çağ paganizmi dediğimiz çok tanrılı dinlerin değerleriyle neredeyse tüm
ilahi vahiy dinlerini deforme ederek kendi kültür-zihniyet değerleriyle
şekillendirdiklerini görmek zor değildir.
Tümdengelimci tek kültür-zihniyet yapısına sahip olan
Türk düşünce yapısı ile yine vahyedilişinden beri yaşayan şekliyle tümdengelimci
yegane din olan İslam Dini vahyolunduğu tümdengelimci metodolojisiyle kolayca
birbirlerini hazmetmişlerdir. İşte bu ortak özellikleriyle birleşen Türklük ve
İslam Dini değerleri, “bayrak” değerinde de aynı ortak nitelikleri
göstermektedirler.
(ikinci bölüm sonu)
NUREDDİN ÇANKAYA

Bu köşe yazısı 441 defa okundu. Toplam 1300 kelime
YAZIYA YORUM YAPMAK İÇİN TIKLAYINIZ
|