Gazetemiz Başyazı Rüştü Aydın yaptığı araştırmayla gündem oluşturmaya devam
ediyor. Mustafa Kemal Atatürk 9 yaşındayken basılan kitapta tarih öyle güzel
anlatılmış ki, herkesin 131 yıl önceden tespit edilen ibrelik olaylardan ders
çıkarması gerekir.
Yapılan araştırma kültür ve tarih hizmetidir. Burada
Rumlar’ın, Bulgarlar’ın, Sırp’ların Devlet oluşlarının nedenleri bugünkü Irak’ın kuzeyinde ki oluşumlarla
bire-bir örtüşüyor.
İşte bir Rum’un Osmanlı’ya baş kaldırışının bir ifadesi: “…bir Rum
palikaryası ise, kendisini Makedonyalı İskender’in öz torunu zanneder. Öyle bir
çalımla yürür, kabadayılıklar taslar ki yollarda, canlı kanlı askeroğlu askerdir
dersin!”
“Hiç İbret alınsaydı tarih tekerrür eder miydi?” Moskof harbinin destani
şiirler yazdırdığı İstiklal Marşı şairimiz Mehmet Akif Ersoy, bu meşhur sözleri
ile hala gündem oluşturuyor.
Dost ve Düşmanı nasıl tespit ederiz?
Konu tarih olunca, ilgi çekeceğini de düşündüğüm zaman; araştırmayı hemen siz
kıymetli okurlar ile paylaşmayı hedefliyorum.
Yaşadığımız tarih 2008, yaşanılan tarih 1877-1878. Yani bundan 131 yıl önce
ve hatta Atatürk doğmadan 4 yıl önce ki olaylar ve Atatürk 9 yaşında iken bir
kitap basılmış.(Basım tarihi 1890) Kitabın adı “93 Moskof Harbi ve Başımıza
Gelenler; Yazarı Mehmet Arif Bey, Sadeleştiren Nihad Yazar, Basım yeri Hamle
yayınevi İstanbul/1996”
Kitabın yeni sadeleştiricisi ve yeni yayınevleri ile çoğaltılmış ve
kitapçılarda bulunan nüshaları da vardır.
Başımıza gelen hadiseleri ilk kaleme alan merhum Mehmet Arif Bey’e ve Arapça
yazılı nüshasını kaldırım üzerinde bulup sadeleştiren Nihad Yazar Bey’e ve
bugünlerde emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.
Bu kadar iltifata değen konu neydi diye düşünmeye başladınız bile…Aslında tek
kelime ile verilecek yanıt şudur:
“Hiç ibret alınsaydı tarih tekerrür eder miydi?
2007 yılının 22 Temmuz seçimlerinden bu yana gelişen sosyolojik, siyasi ve
askeri gelişmeleri şöyle gözünüzün önünde film şeridi gibi geçirmeyi bir
deneyin.
Bende 131 yıl önce kaleme alınmış bu eserin satır aralarındaki kıymetsiz gibi
görünen sözcükleri film şeridi gibi gözlerimizin önüne sereyim… Ondan sonra
düşünelim “Tarih nedir, tarihi bilgiler ne işe yarar, tarihi kimler yazar?”
gibisinden bir çok sorunun yanıtını araştıralım.
Altı da üstüde zenginliklerle dolu güzel ülkemizin düşmanları ne işle
uğraşırken bizim dediğimiz siyasetçisi, iş adamı, askeri velhasıl karar veren o
güzel insanları ne işle uğraşır bir bakalım.
131 yıl önce en büyük dostumuz komşu Ruslar’dır. Aynı zamanda en büyük
düşmanımızdı.
131 yıl sonra (2008’de) en büyük dostumuz(!?) Amerika Birleşik Devletleri…
ama en büyük düşmanımızı şu an tespit etmek çok zor. Tarihteki örneğine bir
bakalım. Ve tespit için bir öneride bulunayım.
***
131 yıl önce Düşman nasıl tespit edilmiş. Ruslar’a Erzurum’dan-Kars’tan
yiyecek ihraç eden Buğday ambarlarını Ruslara boşaltan Vali Samih Paşa hakkında
“hainlik” damgası bile vurulmuş. Yazar: “ Samih Paşa’nın bu müsamahayı kötü bir
maksat ve hain bir düşünceyle göstermiş olması, hatır ve hayale gelmeyeceği
gibi, hiçbir Türk’ün de böyle bir vatansızlığı yapacağı düşünülemez, mümkün de
değildir. Fakat Paşa’nın bu işteki düşünce ve görüş sakatlığı açıktır. Zira o,
meseleyi şöyle mütalaa ediyordu: (Osmanlı Devleti ile Rusya Arasındaki
gerginlik bir harp ilanına kadar gitmez. Devletler arası bir anlaşma şekli
bulunur ve gevşer. Şayet işin sonunda bir harp de olsa, Allah’a şükür, Kars
kalesindeki yiyecek orduya yeter. Halkın elindeki mahsul fazlası da, bir yabancı
memlekete ihraç olunarak para getirse fena mı olur? Bu yönden varsın Kars
havalisindeki yiyecek de Rusya’ya gitsin.)”
Bu düşünce ile bir şekilde aldatılmış ve kandırılmış olarak düşmana yardım ve
yataklık eden Vali Samih Paşa, Padişah’ın Yiyecek ihracını yasaklaması ile
birlikte Girit’e sürgün edilir. Tabi ki yiyeceklere Türk ordusu tarafından el
konulmadan önce Ruslar Kars ve yöresini kuşatarak yiyeceklere el koyar.
Günümüzde ise adı konmamış Düşman Devlet ile istihbarat adı altında bütün
sırlarımızı paylaşan bir yapı ile karşı karşıyayız. Öyle ki ABD’nin dost olup
olmadığını anlamak için yiyeceklerini kısmak gerekir. Ben diyorum ki; Sayın
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan Bey, ABD ile tüm ilişkileri
dondurun. Ülkemizde ABD Pasaportlu ne kadar kişi varsa sınır dışı edin. Edin ki
Bush’un ve ABD’nin Düşman mı dost mu olduğunu anlayalım. Çünkü Tarih ibrettir.
Eğer tarihi bilginiz varsa Amerika’dan da Bush’tan da dost olmayacağını
bilmeniz gerekir.
GERÇEKTEN HAÇLI ve İSLAM SAVAŞI MIY DI?
“Başımıza Gelenler” kitabının önsözünde:
“ Hicretin 1294 senesinde (Miladi 1877’de), Osmanlı Devleti ile Rusya
arasında, düzcesi Müslümanlarla Haçlıların(1) mutaassıp bir kısmı arasında,
patlak veren muharebe, İslam aleminde ve Osmanlı ülkelerinde büyük
değişikliklere sebep oldu.”
RUSLAR: İSA’YA YAKIN OLMAK AYASOFYA’YI PİSLİKLERDEN KURTARMAKTIR
(1) “Haçlı, deyimini bilhassa kullandım. Sebep: Rusların,(Ayasofya
Müslümanlarının elinde esirdir. Hazreti İsa’ya yakınlık, ancak Ayasofya’yı
Muhammedilerin küfür pisliklerinden kurtarmakla olur.) inancını taşıdıklarını,
açıkca söyleyip yazdıklarını bildiğim; papaz efendilerin de dile ve kaleme
gelmez iftira ve yalanlarla halkın beynini nasıl şartlayarak doldurduklarını
gördüğüm ve nihayet Rus Devlet adamlarının yaratılan bu kin ve düşmanlığı nasıl
bizzat körükleyip istismar ederek politikalarına alet ve tatbik ettiklerine
şahit olduğum içindir. Onun için bilerek yazdım. Yoksa, niyetim soğuk ve yersiz
bir taassup gösterisi değildir.”
***
AB’YE GİRMEK NE ANLAMA GELİYOR
Bugün Avrupa Birliği Devletleri ile birleşmek için yırtınıp duruyoruz, taviz
üstüne tavizler veriyoruz, Türk kimliğimizi tartışmaya bile açarken
Müslümanlığımızı üften püften sebeplerle tartışarak ayaklar altına almaya gayret
ediyoruz. Günümüzdeki siyasi iktidarlar bunun için yarışıyor.
Ya 131 yıl öncesinde ne yapılıyordu… Yazar Mehmet Arif Bey’in kaleminden:
“Politik münasebetleri, devletler arası kıskançlık ve çekememezliğin
doğurduğu hal ve icapları bir tarafa bırakalım, değil mi ki, TEVHİD (İslam) ile
SALİB (Haç) birbirine aykırıdır; değilmi ki, Cami ve Kilise vardır ve inananları
ayrı ayrıdır, müşterek bir menfaat içinde olsa, bunlara inanmış ve bağlanmış
milletlerin aynı gaye ve emelde birleşmeleri hayaldir, imkansızdır.”
DOSTUMUZ ALMANLAR(!?) KUDÜS DÜŞÜNCE
ÇANLAR ÇALIP EĞLENDİLER
1973 yılında ilk baskısını yaptıran Sadeleştiren Nihad Yazar, “Almanlarla
birinci dünya harbine girdik galip iken mağlup olduk.” Derken kitabının
dipnotunda İngilizler hakkında da bakın neler diyor; “ Zaferden sonra İngiliz
Genarali Allenby, Hıristiyanlığın kıble ve kabesi olan KUDÜS şehrine doğru
yürüdü. Yaklaşınca atından indi, hükümet ve takdis olsun diye, çizmelerini de
çıkararak KUDÜS’e kadar yaya ve yalın ayak yürüdü. Şehre girince bütün dünyaya
ve Hıristiyanlık alemine hitaben bir askeri tebliğ neşretti. Bu tebliğinde
General Allenby; (Yüz yıllardan beri, Müslümanlarla Hıristiyanlar arasında
süregelen HAÇLI SAVAŞLARI, bugün HAÇLILARIN zaferi ile son bulmuştur. Kutlu
olsun!”diyordu.
Müttefikimiz olan Almanlar’da Kudüs’ün düştüğü ve bizim yere serildiğimiz o
gün, İngilizlerle, Fransızlarla ve bütün Hıristiyanlık alemi ile birlikte
günlerce BAYRAM ettiler!.. Kiliselerde çanlar çalınıp, şükür duaları edildi.
Ey Müslüman Türkoğlu! Uyuma, aldanma!.. Küpe olsun kulağına şu ayet-i
kerimeleri de unutma:
HIRİSTİYANLARI DOST EDİNMEYİN!
“Ey İman edenler Yahudi ve Hıristiyanları kendinize dost edinmeyin. Onlar,
-ancak-, birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları benimser ve dost edinirse,
şüphesiz o, sizden ayrılıp onlardan olmuştur. Düşmanlarını dost edinerek
kendisine zulmeden bir milleti, ALLAH asla doğru yola iletmez!”(Maide
suresi:ayet:51)
“Ne Yahudiler, ne Hıristiyanlar, kendi dinlerine dönüp kendilerinden oluncaya
kadar ne seni kendilerinden bilir, ne de senden hoşnut olurlar.” (Bakara suresi,
ayet:120) / Nihad Yazar
Şimdi burada günümüze dönelim:
DOSTUMUZ BUSH !? TERÖRÜ BAHANE EDEREK
HAÇLI SEFERLERİNİ BAŞLATTI
Herkes biliyor ki “Haçlı Seferleri” başlatılınca aklımıza Türk Milleti
geliyor. Batı alemi haçlı seferlerinde hep mağlup olarak boynu bükük gerisin
geriye dönmüşlerdir. Ta ki 1900’ün başlarına kadar…
“ABD Başkanı George Bush, terörle mücadele kampanyası için Haçlı Seferleri’
ne atfen de kullanılan ’crusade’ kelimesini sarf edince, Müslümanların tepkisini
çekti. Bush, 11 Eylül`deki intihar saldırılarının ardından yaptığı açıklamada,
terörizme karşı "haçlı seferi" başlattığını, ancak bunun zaman alacağını, bu
yüzden de Amerikan vatandaşlarının sabırlı olmasını istediğini söylemişti.”
BUSH İLE ERDOĞAN
NASIL BİR ARAYA GELİR? DOST OLURLAR?
Evet tarih tekerrür ediyor da ondan.
Almanlarla bir olduk, yenildik. Bir İmparatorluktan olduk. Almanlar’a işçi
gönderdik 1960 lı yıllarda…2000’li yıllarda ise işçilerimizi yakmaya evlerini
yıkmaya başladılar.
“Hiç tarih ibret alınsaydı tekrar eder miydi?” sorusunu şimdi siz
kıymetli okurlarımıza soruyorum.
Hıristiyan ABD Başbakanı Corc Bush ile dayanışma içinde olan, Onların emir ve
direktiflerini “Stratejik ortak” adı altında alıp uygulayan Türkiye
Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’dür.
Türkiye Cumhuriyetini kuran Türklerin dini İslamdır ve Müslüman olarak yaşarlar.
Hıristiyan emperyalist Devletler ile dost olan ülkemiz Başbakan; ülkesi adına
başarılı olur mu?
Tarih diyor ki olmaz.
İşte Moskof harbi, işte 1.Dünya savaşı…İşte Filistin, İşte Afganistan, İşte
Irak, İşte Pakistan tarihten birer sayfa ve ibret dolu… ABD gözüyle görmeyen,
ABD kulağıyla duymayan, ABD ağzıyla konuşmayan asker-sivil tüm yöneticilerimiz
yakın tarihi, yani ABD’nin kan dökücülüğünü tekrar tekrar okusun. Adeta
beyinlerine kazısınlar!..
İBRET ALINSAYDI TARİH, TEKRAR ETMEZDİ
Tarihin Önemini: Yazar Mehmet Arif Bey, “Başımıza Gelenler” kitabının
önsözünde tarihin önemini 131 yıl önceki gerçekler ışığında devamla şöyle
anlatıyor: “ … Akıl bu ya, önceleri tarih ilmine hiç önem vermez, ‘Adam
sendeee…Bilinmezse ne olur? Gereksiz, faydasız, yalnızca lafazanlık edip
akıllılık taslamaktır.) der ve adeta bilinmesiyle bilinmemesini bir ve eşit
tutardım. Böyle düşünmekte hakkım da vardı ya… Çünkü, bizde tarihe istinadla hiç
bir hakkın muhafaza olunduğunu, yahut kaybedilmiş bir hakkın, yeniden
alındığını veya milli bir intikam fikrinin tarih ilmi ve dersleriyle
beslenmesini, yetiştiğim asır içerisinde görmemiştim. Oysa, geçirdiğim
tecrübelerle aklım başıma geldi ve anladım ki, gerçek, hiçte benim zannettiğim
gibi değilmiş.
TARİH OLMAZSA DEVLET DÜMENİ
İSTENİLEN YÖNE ÇEVRİLMEZ
Tarih o kadar önemli, o kadar itina olunmağa değer bir ilimmiş ki, tarih
bilinmezse, meğer devlet gemisinin dümenini istenilen semte çevirmek mümkün
değilmiş. Tarihten habersiz olmak, siyasi alanda devletçe telafisi imkansız
büyük büyük hata ve noksanlıklara sebep olurmuş.
Tarih, bir milletin bakıp bakıp da, varsa ayıplarını, noksanlarını görüp
gözetip düzelteceği; yoksa, cemal ve kemaline şükredecek çeşitli milletlerin
kaynaştığı şu dünya pazarında kuvvetli ve dinç bir şekilde arzı endam edebilmesi
için, gelecek nesillerin geçmişlerini olduğu gibi tanıyıp dersler alacağı, bir
hakikatler aynası imiş.
MORA, YUNAN OLDU….
Başkalarını ve geçmiş devirleri bırakalım da, şu yakın zamanları (2008 yılına
göre :1890 li yılları 120 yıl öncelerini demek isteniyor…)” ele alalım. Daha
dört gün önce, Osmanlı Devletinin emir ve fermanına mahkum olan ehemmiyetsiz
Mora eyaletini, Yunanistan yapan tarihtir. Sebebini her tarih anlattığı için
herkes bilir. Burada uzun uzun anlatmaya gerek yok.
Romanyalıları, Sırpları, Karadağlıları, Bulgarları birer müstakil devlet
halinde, Balkan devletleri namı ile ihya edip, karşımıza diken yine tarihtir.
Ermenilerin dilinin altında bir şeyler bulunduran, yani dünyanın gözleri
önüne kuvvetli bir siyasi varlık olarak çıkıp, görünüvermek hevesini, onlarda da
zamanın modasına uyarak milliyet aşkı, ırkçılık sevgisi şeklinde doğurtan şey
yine tarihtir.
Tarih olmasaydı, 1877 yılında Rumeli’miz ateşlere yanmaz, kanlara
bulanmazdı.
Hasılı bizim kolumuzu kanadımızı kırıp nefesimizi kesen, belimizi büken şey,
devlet adamlarımızın çoğunun tarih bilgilerinin noksan oluşu ve ibret
almayışlarıdır. Buna karşılık, düşmanlarımızın her gün artan bir güçle şan
ve şöhretlerinin yükselmesinin sebebi ise, her ferdinin kendi milli tarihini,
bütün incelikleriyle ve hakkiyle bilmesi, bağlanması ve inanmasıdır.
Canım bu ne güzel, bu ne müthiş, bu ne müessir bir ilim ve öğretimdir ki,
bırakınız Batı’nın müstakil milletlerini, içimizde yaşayan vatandaş dediğimiz
Rumlara bakın. İşte bu Rumlar, yok olup tarihe karışmış eski Yunanla, bozuk bir dilden başka hal,
ahlak, ırk ve nesep olarak hiçbir ilintileri olmadığı halde, okutulan tarih
kitaplarının tesiri ile öylesine azgınlaşmış ve kudurmuşlardır ki: Meyhanede
sakilik yapan garson Diyakosları bile kendisini Aristo ve Eflatun’un halka-i
tedrisinde ilmü kemale erip, hünerler kazanmış bir allame-i cihan;günlük
geçimini tedarikten aciz zavallı bir Rum palikaryası ise, kendisini Makedonyalı
İskender’in öz torunu zanneder. Öyle bir çalımla yürür, kabadayılıklar taslar ki
yollarda, canlı kanlı askeroğlu askerdir dersin!”
(Bugün Bulgarlar, Bulgaristan;Rumlar, Yunanistan;
Sırplar, Sırbistan(Eski Yugoslavya) şeklinde bağımsız devlet oldular. )
….
TARİH OLUŞTURUP DEVLET OLDULAR
Şimdi şu milletlerin, eski tarihlerini bulup buluşturarak, arayıp tarayarak,
gelecekte nasıl bir merhaleye erişmek için hazırlandıklarına dikkatle, ibretle
bir bakınız. ( Günümüzde Kürtler için değerlendirebilirsiniz.)
Zannederim, biz de tevazu olsun diye, zillet; merhamet olsun diye, pısırıklık
göstermek, kişinin edep ve terbiyesine delil sayıldığı için, birbirimize
bakarak, iş adamı sandığımız bu zincirsiz aslanlar karşısında küçüle küçüle,
kendimize olan güveni yitire yitire öyle bir hale gelmişiz ki, değil tarihimizi
unutmak, fakat neredeyse hayatımız demek olan biçare dilimizi de yutarak
büsbütün yok olup gideceğiz. ( O günün cephede savaşmayan tebaa denilen
Ermeni ve azınlıkların iş adamları kastediliyor. Günümüzde ise teslimiyet
siyaseti izleyen bazı TÜSİAD’çılar buna bir örnek olarak gösterilebilir.)
TARİH ÖLÜLERİ MEZARDAN ÇIKARTIR
Bu tedavisi zor hastalığın ilacı, her ne kadar çeşitli unsurlardan mürekkep
ise de, en önemlisi tarihtir. Hemen iddia edebilirim ki, adamcasına yazılmış
muhakemeli bir tarih, yalnız başına insanı canlandıracak, fevkalade bir kudret
ve sihre sahiptir. Öyle bir tarih, ölüleri mezardan çıkarır derlerse, inanılsın,
doğrudur. Fakat en önemlisi, tarihteki bu yücelik ruhu, gerçekten akıllı,
gerçekten münevver ve milliyetçi hocalar tarafından genç nesillerin beyinlerine,
mermerler üzerine nakşedilir gibi yazılıp işlenmelidir.
ÖĞRETMENLER KAHRAMAN YARATIR
Din alimlerine ruh terbiyecileri demek ne kadar yerindeyse, masalcılara değil
ama, gerçek tarih hocalarına da destani kahramanlıkların yapıcı ve yaratıcıları
demek, o kadar yerinde ve doğru olur. Çünkü, nesillerin siyasi varlık ve devamı
ancak, imanla, feragat ve kahramanlıkla mümkündür. ( Öyle ki; Günümüz
hükümetleri Kahraman Mustafa Kemal Atatürk’ü küçülterek, yeni neslin gözünde
kahramanlığını basitleştirirken; İmanımızla ilgili olarakta; Yüce Dinimiz
İslamiyet’i hoşgörü sınırları içersinde “Dinler Arası diyalog” kıskacı ile
kutsallığını boşaltıp (Tıp ki bozulmuş İncil kitabı ve Sapık Hıristiyanlık
gibi) şekilde bir din haline getirme yarışındalar. Feragat sahibi insanlar için
ise haklı düşüncelerinde çeşitli suçlamalar ile pasif hale getiriyorlar.)
TARİH ÖĞRETİLMEDİ, EZBERLETİLDİ
Tarih öğretmeni deyip de geçmeyelim. Bir milletin seciye toprağına
ancak vazife ve mesuliyetini müdrik bir tarih öğretmeni, hamiyet tohumunu
saçar;yarının iş erleri olmak üzere yetişecek vatan çocuklarını, milletinin
istiklal ve saadetini temin yollarına irşad ve sevk eder, ders ve konferanslarda
vereceği mantıki örnek ve delillerle onları hayalperest olmaktan kurtar. Halkın
zihnine, hak ve makul olana inanmak ölçü ve melekesini o yerleştirir. Yoksa,
bizde şimdiki halde okutulan tarihe,(1870 li yılarda okutulan) tarih
dersi demek abestir. Öğreten masalcı, öğrenen hafızlayıp sınıf geçendir.
Masalcıların, (Hamzaname) ezbercilerinin meclislerde ziynet diye kabul
edildikleri devirlerde bile, (Kıssadan maksat azizim, hissedir.) atasözü, halkın
ağzında, laf ola padişahım, kabilinden döner dolaşırdı.”
Yazar Mehmet Arif Bey, Almanların Fransa’yı 1870 yılında yenmelerini
tarihçilerin tarihe “Öğretmenlerin zaferi” olarak geçtiğini yazar ve Türk
Milletine 1890 yılında şu öğütleri verir:
KENDİ GÜCÜMÜZLE KENDİMİZE YETMELİYİZ
“ Amanın a dostlar! Zaman, aman vermiyor. Masalcılıkla iş bitmiyor. Asrın,
ilerleyen ilmi ve tekniği, insanı büyüleyip dilsiz bırakan yüz bin eseri birden
ortaya atıyor. Karşı koymak ve ayakta durabilmek için, ne pahasına olursa olsun,
akıllıca ve durmadan çalışmamız gerekiyor. Yaşamak hakkı, ancak bu hakka sahip
olmasını bilenindir. Türkçesi, (Ya bu diyardan gitmeli, ya bu deveyi gütmeli.)
Akıl sahiplerinin kulağına her taraftan bağırıp bu gerçeği iletmeli. Ve bir gün
kendi gücümüzle kendimize yetmeliyiz. Yoksa Nesibi’nin şu acı hitabına maruz
kalırız:
“Çalındı kıyametin nefiri,-Ey sağır işitmedin safiri”( Ey Sağır!Kıyametin
borusu çalındı, fakat sen işitmedin.)
Siyasi varlık ve istiklalimiz henüz elde iken, gelecek nesiller, millet
ahlakına musallat olan fesadı yok edip, Allah için birliğe uğraşıp çağırmalı.
Kahramanlık ruhunu, milliyet aşkının devamını, en ücra yerlerdeki köylerimizin
okullarına kadar ulaştırmayı, milli bir vazife bilen fedakar ve münevver
öğretmenler bulmalı;yoksa, icad etmelidirler. Bize (1890 yılındakilere) ve
bizden öncekilere (1890 yılından öncekilere) ait olan tarihleri tedkik ile
geçmişlerin durumunu iyice öğrenmeli ve bilmelidirler. (2008 li yıllardaki bizim
nesiller)
Ta ki şu 1877 Moskof Harbi ile ikinci bir Endülüs katliamına uğramş olan
Balkanlardaki kardeşlerimizin başlarına gelen felaket ve tecavüzlerin, bir
üçüncüsüne uğramamak için daima uyanık bulunsunlar ve asla unutmasınlar! Ve eğer
fırsatını bulurlarsa bizimde intikamımızı alarak ruhlarımızı şad eyleyip
güldürsünler.
Muvaffakiyet Allah’tandır.
Hicri: 5 Muharrem 1306
Miladi: 12 Eylül 1888”
Yazar Mehmet Arif Bey, 14 Haziran 1898 yılında vefat etti. Mustafa Kemal
Atatürk’ü ve İstiklal Harbini göremedi. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde
yaşayamadı… sadece hayal etti. Ama arzusu-hayali gerçekleşti. İntikamı alındı.
Şimdi ikinci arzusu olan Türk Milletinin “Başımıza gelenlerin üçüncüsüne
uğramamak için” var gücüyle zor şartlarda çalıştığı günlerdeyiz.
İnşallah o üçüncüsüne uğramadan AB-D ye teslim olan iktidar yapısından hızla
uzaklaşırız. Bu uğurda var olan yeni nesil arzuludur. İnançlıdır. İmanlıdır.
Feragat sahibi ve çalışkandır. Kahramandır. Sen rahat uyu Mehmet Arif Bey.