ÜYE OLMAK İÇİN TIKLAYIN

  Sık kullanılanlar  |  Açılış Sayfası
    Bölümler

  Ana Sayfa

  Duvar Kağıtları

  Başbuğ Yazıları

  Ülkücü Hareket

  E-Kartlar

  Programlarımız

  Yazarlarımız

  Haber Arşivi

  Anketler

  Türkçe İsimler

  Türk Dünyası

  Tavsiye Et

  İletişim

  Radyo Ekleyin

  Yayın Akışımız

  Künyemiz

    Resimler

 Başbuğ Resimleri

 Bozkurt Resimleri

 Asker Resimleri

    Ses / Görüntü

 Müzik / MP3 Dinle

 Başbuğ Görüntüler

 Ülkücü Hareket

 Klipler

 Osmanlı Padişahları

 Çizgi Filmler

 Filmler

 Belgeseller

 İslam Büyükleri

    Sanatçılarımız

 Ahmet Şafak

 Ahmet Yılmaz

 Ali Aksoy

 Ali Kınık

 Aşık Sefai

 Araz Elses

 Arif Nazım

 Atilla Yılmaz

 Aybüke Ayberk

 Başkal

 Cafer Altun

 Grup Gökçen

 Grup Ötüken

 İbrahim Dülger

 İbrahim Sadri

 F. Kaya Kuzucu

 Mahmut Polat

 Mustafa Yıldızdoğan

 Osman Öztunç

 Ozan Arif

 Ozan Nihat

 Serdarcan

 Yıldırım Gürses

 Yıldırım Yıldızdoğan

 Zafer İşleyen

    Dede Korkut

    Destanlar

    Yatan Asker
    Günün Duası

    Proje
Siz de bir şehidimizin adını yaşatmak ister misiniz ?
 
Ahmet Kerse
Cevdet Karakaş
Dündar Taşer
Dursun Önkuzu
Fikri Arıkan
Halil Esendağ
Mustafa Pehlivanoğlu
Nurullah Ceren
Ruhi Kılıçkıran
Selçuk Duracık
Süleyman Özmen
Velican Oduncu
 


Rüştü Aydın



Tarih: 21 Nisan 2008 Pazartesi

RUMLAR NASIL YUNAN OLDU?


Gazetemiz  Başyazı  Rüştü Aydın yaptığı araştırmayla gündem oluşturmaya devam ediyor. Mustafa Kemal Atatürk 9 yaşındayken basılan kitapta tarih öyle güzel anlatılmış ki, herkesin 131 yıl önceden  tespit edilen ibrelik olaylardan ders çıkarması gerekir.

Yapılan araştırma kültür ve tarih hizmetidir. Burada Rumlar’ın, Bulgarlar’ın, Sırp’ların Devlet oluşlarının nedenleri bugünkü Irak’ın kuzeyinde ki oluşumlarla bire-bir örtüşüyor.

İşte bir Rum’un Osmanlı’ya baş kaldırışının bir ifadesi: “…bir Rum palikaryası ise, kendisini Makedonyalı İskender’in öz torunu zanneder. Öyle bir çalımla yürür, kabadayılıklar taslar ki yollarda, canlı kanlı askeroğlu askerdir dersin!”

 “Hiç İbret alınsaydı tarih tekerrür eder miydi?” Moskof harbinin destani şiirler yazdırdığı İstiklal Marşı şairimiz Mehmet Akif Ersoy, bu meşhur sözleri ile hala gündem oluşturuyor.

 Dost ve Düşmanı nasıl tespit ederiz? 

Konu tarih olunca, ilgi çekeceğini de düşündüğüm zaman; araştırmayı hemen siz kıymetli okurlar ile paylaşmayı hedefliyorum.

Yaşadığımız tarih  2008, yaşanılan tarih 1877-1878. Yani bundan 131 yıl önce ve hatta Atatürk doğmadan 4 yıl önce ki olaylar ve Atatürk 9 yaşında iken bir kitap basılmış.(Basım tarihi 1890)  Kitabın adı “93 Moskof Harbi ve Başımıza Gelenler; Yazarı Mehmet Arif Bey, Sadeleştiren Nihad Yazar, Basım yeri Hamle yayınevi İstanbul/1996”

Kitabın yeni sadeleştiricisi ve yeni yayınevleri ile çoğaltılmış ve kitapçılarda bulunan nüshaları da vardır.

Başımıza gelen hadiseleri ilk kaleme alan merhum Mehmet Arif Bey’e ve Arapça yazılı nüshasını kaldırım üzerinde bulup sadeleştiren Nihad Yazar Bey’e ve bugünlerde emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

Bu kadar iltifata değen konu neydi diye düşünmeye başladınız bile…Aslında tek kelime ile verilecek yanıt şudur:

“Hiç ibret alınsaydı tarih tekerrür eder miydi?

2007 yılının 22 Temmuz seçimlerinden bu yana gelişen sosyolojik, siyasi ve askeri gelişmeleri şöyle gözünüzün önünde film şeridi gibi geçirmeyi bir deneyin.

Bende 131 yıl önce kaleme alınmış bu eserin satır aralarındaki kıymetsiz gibi görünen sözcükleri film şeridi gibi gözlerimizin önüne sereyim… Ondan sonra düşünelim “Tarih nedir, tarihi bilgiler ne işe yarar, tarihi kimler yazar?” gibisinden bir çok sorunun yanıtını araştıralım.

Altı da üstüde zenginliklerle dolu güzel ülkemizin düşmanları ne işle uğraşırken bizim dediğimiz siyasetçisi, iş adamı, askeri velhasıl karar veren o güzel insanları ne işle uğraşır bir bakalım.

131 yıl önce en büyük dostumuz komşu Ruslar’dır. Aynı zamanda en büyük düşmanımızdı.

131 yıl sonra (2008’de) en büyük dostumuz(!?) Amerika Birleşik Devletleri… ama en büyük düşmanımızı şu an tespit etmek çok zor. Tarihteki örneğine bir bakalım. Ve tespit için bir öneride bulunayım.

***

131 yıl önce Düşman nasıl tespit edilmiş. Ruslar’a Erzurum’dan-Kars’tan yiyecek ihraç eden Buğday ambarlarını Ruslara boşaltan Vali Samih Paşa hakkında “hainlik” damgası bile vurulmuş. Yazar: “ Samih Paşa’nın bu müsamahayı kötü bir maksat ve hain bir düşünceyle göstermiş olması, hatır ve hayale gelmeyeceği gibi, hiçbir Türk’ün de böyle bir vatansızlığı yapacağı düşünülemez, mümkün de değildir. Fakat Paşa’nın bu işteki düşünce ve görüş sakatlığı açıktır. Zira o, meseleyi şöyle mütalaa ediyordu: (Osmanlı Devleti ile Rusya Arasındaki gerginlik bir harp ilanına kadar gitmez. Devletler arası bir anlaşma şekli bulunur ve gevşer. Şayet işin sonunda bir harp de olsa, Allah’a şükür, Kars kalesindeki yiyecek orduya yeter. Halkın elindeki mahsul fazlası da, bir yabancı memlekete ihraç olunarak para getirse fena mı olur? Bu yönden varsın Kars havalisindeki yiyecek de Rusya’ya gitsin.)”

Bu düşünce ile bir şekilde aldatılmış ve kandırılmış olarak düşmana yardım ve yataklık eden Vali Samih  Paşa, Padişah’ın Yiyecek ihracını yasaklaması ile birlikte  Girit’e sürgün edilir.  Tabi ki yiyeceklere Türk ordusu  tarafından el konulmadan önce Ruslar Kars ve yöresini kuşatarak yiyeceklere el koyar.

Günümüzde ise adı konmamış Düşman Devlet ile istihbarat adı altında bütün sırlarımızı paylaşan bir yapı ile karşı karşıyayız. Öyle ki ABD’nin dost olup olmadığını anlamak için yiyeceklerini kısmak gerekir. Ben diyorum ki; Sayın Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan Bey, ABD ile tüm ilişkileri dondurun. Ülkemizde ABD Pasaportlu ne kadar kişi varsa sınır dışı edin. Edin ki Bush’un ve ABD’nin Düşman mı dost mu olduğunu anlayalım. Çünkü Tarih ibrettir. Eğer tarihi bilginiz varsa Amerika’dan da Bush’tan da  dost olmayacağını bilmeniz gerekir. 

GERÇEKTEN HAÇLI ve İSLAM SAVAŞI MIY DI?

 “Başımıza Gelenler” kitabının önsözünde:

 “ Hicretin 1294 senesinde (Miladi 1877’de), Osmanlı Devleti ile Rusya arasında, düzcesi Müslümanlarla Haçlıların(1) mutaassıp bir kısmı arasında, patlak veren muharebe, İslam aleminde ve Osmanlı ülkelerinde büyük değişikliklere sebep oldu.”

RUSLAR: İSA’YA  YAKIN  OLMAK  AYASOFYA’YI  PİSLİKLERDEN KURTARMAKTIR

(1) “Haçlı, deyimini bilhassa kullandım. Sebep: Rusların,(Ayasofya Müslümanlarının elinde esirdir. Hazreti İsa’ya yakınlık, ancak Ayasofya’yı Muhammedilerin küfür pisliklerinden kurtarmakla olur.) inancını taşıdıklarını, açıkca söyleyip yazdıklarını bildiğim; papaz efendilerin de dile ve kaleme gelmez iftira ve yalanlarla halkın beynini nasıl şartlayarak doldurduklarını gördüğüm ve nihayet Rus Devlet adamlarının yaratılan bu kin ve düşmanlığı nasıl bizzat körükleyip istismar ederek politikalarına  alet ve tatbik ettiklerine şahit olduğum içindir. Onun için bilerek yazdım. Yoksa, niyetim soğuk ve yersiz bir taassup gösterisi değildir.”

***

AB’YE GİRMEK NE ANLAMA GELİYOR

Bugün Avrupa Birliği Devletleri ile birleşmek için yırtınıp duruyoruz, taviz üstüne tavizler veriyoruz, Türk kimliğimizi tartışmaya bile açarken Müslümanlığımızı üften püften sebeplerle tartışarak ayaklar altına almaya gayret ediyoruz. Günümüzdeki siyasi iktidarlar bunun için yarışıyor.

Ya 131 yıl öncesinde ne yapılıyordu… Yazar Mehmet Arif Bey’in kaleminden: “Politik münasebetleri, devletler arası kıskançlık ve çekememezliğin doğurduğu hal ve icapları bir tarafa bırakalım, değil mi ki, TEVHİD (İslam) ile SALİB (Haç) birbirine aykırıdır; değilmi ki, Cami ve Kilise vardır ve inananları ayrı ayrıdır, müşterek bir menfaat içinde olsa, bunlara inanmış ve bağlanmış milletlerin aynı gaye ve emelde birleşmeleri hayaldir, imkansızdır.”

DOSTUMUZ ALMANLAR(!?) KUDÜS DÜŞÜNCE

ÇANLAR ÇALIP EĞLENDİLER

 1973 yılında ilk baskısını yaptıran Sadeleştiren Nihad Yazar, “Almanlarla birinci dünya harbine girdik galip iken mağlup olduk.” Derken  kitabının dipnotunda İngilizler hakkında da bakın neler diyor; “ Zaferden sonra İngiliz Genarali Allenby, Hıristiyanlığın kıble ve kabesi olan  KUDÜS şehrine doğru yürüdü. Yaklaşınca atından indi, hükümet ve takdis olsun diye, çizmelerini de çıkararak KUDÜS’e kadar yaya ve yalın ayak yürüdü.  Şehre girince bütün dünyaya ve Hıristiyanlık alemine hitaben bir askeri tebliğ neşretti. Bu tebliğinde General Allenby; (Yüz yıllardan beri, Müslümanlarla Hıristiyanlar arasında süregelen HAÇLI SAVAŞLARI, bugün HAÇLILARIN zaferi ile son bulmuştur. Kutlu olsun!”diyordu.

Müttefikimiz olan Almanlar’da Kudüs’ün düştüğü ve bizim yere serildiğimiz o gün, İngilizlerle, Fransızlarla ve bütün Hıristiyanlık alemi ile birlikte günlerce BAYRAM ettiler!.. Kiliselerde çanlar çalınıp, şükür duaları edildi.

Ey Müslüman Türkoğlu! Uyuma, aldanma!.. Küpe olsun kulağına şu ayet-i kerimeleri de unutma:

HIRİSTİYANLARI DOST EDİNMEYİN!

“Ey İman edenler Yahudi ve Hıristiyanları kendinize dost edinmeyin. Onlar, -ancak-, birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları benimser ve dost edinirse, şüphesiz o, sizden ayrılıp onlardan olmuştur. Düşmanlarını dost edinerek kendisine zulmeden bir milleti, ALLAH asla doğru yola iletmez!”(Maide suresi:ayet:51)

“Ne Yahudiler, ne Hıristiyanlar, kendi dinlerine dönüp kendilerinden oluncaya kadar ne seni kendilerinden bilir, ne de senden hoşnut olurlar.” (Bakara suresi, ayet:120)  / Nihad Yazar

Şimdi burada günümüze dönelim:

DOSTUMUZ BUSH !?  TERÖRÜ BAHANE EDEREK

HAÇLI SEFERLERİNİ BAŞLATTI

Herkes biliyor ki  “Haçlı Seferleri” başlatılınca aklımıza Türk Milleti geliyor. Batı alemi haçlı seferlerinde hep mağlup olarak boynu bükük gerisin geriye dönmüşlerdir. Ta ki 1900’ün başlarına kadar…

“ABD Başkanı George Bush, terörle mücadele kampanyası için Haçlı Seferleri’ ne atfen de kullanılan ’crusade’ kelimesini sarf edince, Müslümanların tepkisini çekti. Bush, 11 Eylül`deki intihar saldırılarının ardından yaptığı açıklamada, terörizme karşı "haçlı seferi" başlattığını, ancak bunun zaman alacağını, bu yüzden de Amerikan vatandaşlarının sabırlı olmasını istediğini söylemişti.”

BUSH İLE ERDOĞAN

NASIL BİR ARAYA GELİR? DOST OLURLAR?

Evet tarih tekerrür ediyor da ondan.

Almanlarla bir olduk, yenildik. Bir İmparatorluktan olduk.  Almanlar’a işçi gönderdik 1960 lı yıllarda…2000’li yıllarda ise  işçilerimizi yakmaya evlerini yıkmaya başladılar.

“Hiç tarih ibret alınsaydı tekrar eder miydi?” sorusunu şimdi siz kıymetli okurlarımıza soruyorum.

Hıristiyan ABD Başbakanı Corc Bush ile dayanışma içinde olan, Onların emir ve direktiflerini “Stratejik ortak” adı altında alıp uygulayan Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’dür. Türkiye Cumhuriyetini kuran Türklerin dini İslamdır ve Müslüman olarak yaşarlar. Hıristiyan emperyalist Devletler ile dost olan ülkemiz Başbakan; ülkesi adına başarılı olur mu?

Tarih diyor ki olmaz.

İşte Moskof harbi, işte 1.Dünya savaşı…İşte Filistin, İşte Afganistan, İşte Irak, İşte Pakistan tarihten birer sayfa ve ibret dolu… ABD gözüyle görmeyen, ABD kulağıyla duymayan, ABD ağzıyla konuşmayan asker-sivil tüm yöneticilerimiz yakın tarihi, yani ABD’nin kan dökücülüğünü tekrar tekrar okusun. Adeta beyinlerine kazısınlar!..

İBRET ALINSAYDI TARİH, TEKRAR ETMEZDİ

Tarihin Önemini: Yazar Mehmet Arif Bey, “Başımıza Gelenler” kitabının önsözünde tarihin önemini 131 yıl önceki gerçekler ışığında devamla şöyle anlatıyor: “ … Akıl bu ya, önceleri tarih ilmine hiç önem vermez, ‘Adam sendeee…Bilinmezse ne olur? Gereksiz, faydasız, yalnızca lafazanlık edip akıllılık taslamaktır.) der ve adeta bilinmesiyle bilinmemesini bir ve eşit tutardım. Böyle düşünmekte hakkım da vardı ya… Çünkü, bizde tarihe istinadla hiç bir hakkın muhafaza olunduğunu, yahut kaybedilmiş bir hakkın,  yeniden alındığını veya milli bir intikam fikrinin tarih ilmi ve dersleriyle beslenmesini, yetiştiğim asır içerisinde görmemiştim. Oysa, geçirdiğim tecrübelerle aklım başıma geldi ve anladım ki, gerçek, hiçte benim zannettiğim gibi değilmiş.

TARİH OLMAZSA DEVLET DÜMENİ

İSTENİLEN YÖNE ÇEVRİLMEZ

Tarih o kadar önemli, o kadar itina olunmağa değer bir ilimmiş ki, tarih bilinmezse, meğer devlet gemisinin dümenini istenilen semte çevirmek mümkün değilmiş. Tarihten habersiz olmak, siyasi alanda devletçe telafisi imkansız büyük büyük hata ve noksanlıklara sebep olurmuş.

Tarih, bir milletin bakıp bakıp da, varsa ayıplarını, noksanlarını görüp gözetip düzelteceği; yoksa, cemal ve kemaline şükredecek çeşitli milletlerin kaynaştığı şu dünya pazarında kuvvetli ve dinç bir şekilde arzı endam edebilmesi için, gelecek nesillerin geçmişlerini olduğu gibi tanıyıp dersler alacağı, bir hakikatler aynası imiş.

MORA, YUNAN OLDU….

Başkalarını ve geçmiş devirleri bırakalım da, şu yakın zamanları (2008 yılına göre :1890 li yılları 120 yıl öncelerini demek isteniyor…)” ele alalım. Daha dört gün önce, Osmanlı Devletinin emir ve fermanına mahkum olan ehemmiyetsiz Mora eyaletini, Yunanistan yapan tarihtir. Sebebini her tarih anlattığı için herkes bilir. Burada uzun uzun anlatmaya gerek yok.

Romanyalıları, Sırpları, Karadağlıları, Bulgarları birer müstakil devlet halinde, Balkan devletleri namı ile ihya edip, karşımıza diken yine tarihtir.

Ermenilerin dilinin altında bir şeyler bulunduran, yani dünyanın gözleri önüne kuvvetli bir siyasi varlık olarak çıkıp, görünüvermek hevesini, onlarda da zamanın modasına uyarak milliyet aşkı, ırkçılık sevgisi şeklinde doğurtan şey yine tarihtir.

Tarih olmasaydı, 1877 yılında Rumeli’miz ateşlere yanmaz, kanlara bulanmazdı.

Hasılı bizim kolumuzu kanadımızı kırıp nefesimizi kesen, belimizi büken şey, devlet adamlarımızın çoğunun tarih bilgilerinin noksan oluşu ve ibret almayışlarıdır. Buna karşılık, düşmanlarımızın her gün artan bir güçle şan ve şöhretlerinin yükselmesinin sebebi ise, her ferdinin kendi milli tarihini, bütün incelikleriyle ve hakkiyle bilmesi, bağlanması ve inanmasıdır.

Canım bu ne güzel, bu ne müthiş, bu ne müessir bir ilim ve öğretimdir ki, bırakınız Batı’nın müstakil milletlerini, içimizde yaşayan vatandaş dediğimiz Rumlara bakın. İşte bu Rumlar, yok olup tarihe karışmış eski Yunanla, bozuk bir dilden başka hal, ahlak, ırk ve nesep olarak hiçbir ilintileri olmadığı halde, okutulan tarih kitaplarının tesiri ile öylesine azgınlaşmış ve kudurmuşlardır ki: Meyhanede sakilik yapan garson Diyakosları bile kendisini Aristo  ve Eflatun’un halka-i tedrisinde ilmü kemale erip, hünerler kazanmış bir allame-i cihan;günlük geçimini tedarikten aciz zavallı bir Rum palikaryası ise, kendisini Makedonyalı İskender’in öz torunu zanneder. Öyle bir çalımla yürür, kabadayılıklar taslar ki yollarda, canlı kanlı askeroğlu askerdir dersin!”

(Bugün Bulgarlar, Bulgaristan;Rumlar, Yunanistan; Sırplar, Sırbistan(Eski Yugoslavya) şeklinde bağımsız devlet oldular. )

….

TARİH OLUŞTURUP DEVLET OLDULAR

Şimdi şu milletlerin, eski tarihlerini bulup buluşturarak, arayıp tarayarak, gelecekte nasıl bir merhaleye erişmek için hazırlandıklarına dikkatle, ibretle bir bakınız. ( Günümüzde Kürtler için değerlendirebilirsiniz.)

Zannederim, biz de tevazu olsun diye, zillet; merhamet olsun diye, pısırıklık göstermek, kişinin edep ve terbiyesine delil sayıldığı için, birbirimize bakarak, iş adamı sandığımız bu zincirsiz aslanlar karşısında küçüle küçüle, kendimize olan güveni yitire yitire öyle bir hale gelmişiz ki, değil tarihimizi unutmak, fakat neredeyse hayatımız demek olan biçare dilimizi de yutarak büsbütün yok olup gideceğiz. ( O günün cephede savaşmayan tebaa denilen Ermeni ve azınlıkların iş adamları kastediliyor. Günümüzde ise teslimiyet siyaseti izleyen bazı TÜSİAD’çılar buna bir örnek olarak gösterilebilir.)

TARİH ÖLÜLERİ MEZARDAN ÇIKARTIR

Bu tedavisi zor hastalığın ilacı, her ne kadar çeşitli unsurlardan mürekkep ise de, en önemlisi tarihtir. Hemen iddia edebilirim ki, adamcasına yazılmış muhakemeli bir tarih, yalnız başına insanı canlandıracak, fevkalade bir kudret ve sihre sahiptir. Öyle bir tarih, ölüleri mezardan çıkarır derlerse, inanılsın, doğrudur. Fakat en önemlisi, tarihteki bu yücelik ruhu, gerçekten akıllı, gerçekten münevver ve milliyetçi hocalar tarafından genç nesillerin beyinlerine, mermerler üzerine nakşedilir gibi yazılıp işlenmelidir.

ÖĞRETMENLER KAHRAMAN YARATIR

Din alimlerine ruh terbiyecileri demek ne kadar yerindeyse, masalcılara değil ama, gerçek tarih hocalarına da destani kahramanlıkların yapıcı ve yaratıcıları demek, o kadar yerinde ve doğru olur. Çünkü, nesillerin siyasi varlık ve devamı ancak, imanla, feragat ve kahramanlıkla mümkündür. ( Öyle ki; Günümüz hükümetleri Kahraman Mustafa Kemal Atatürk’ü küçülterek, yeni neslin gözünde kahramanlığını basitleştirirken; İmanımızla ilgili olarakta; Yüce Dinimiz İslamiyet’i hoşgörü sınırları içersinde “Dinler Arası diyalog” kıskacı ile kutsallığını boşaltıp (Tıp ki bozulmuş İncil kitabı ve Sapık Hıristiyanlık gibi)  şekilde bir din haline getirme yarışındalar. Feragat sahibi insanlar için ise haklı düşüncelerinde çeşitli suçlamalar ile pasif hale getiriyorlar.)

TARİH ÖĞRETİLMEDİ, EZBERLETİLDİ

Tarih öğretmeni deyip de geçmeyelim. Bir milletin seciye toprağına ancak vazife ve mesuliyetini müdrik bir tarih öğretmeni, hamiyet tohumunu saçar;yarının iş erleri olmak üzere yetişecek vatan çocuklarını, milletinin istiklal ve saadetini temin yollarına irşad ve sevk eder, ders ve konferanslarda vereceği mantıki örnek ve delillerle onları hayalperest olmaktan kurtar. Halkın zihnine, hak ve makul olana inanmak ölçü ve melekesini o yerleştirir. Yoksa, bizde şimdiki halde okutulan tarihe,(1870 li yılarda okutulan) tarih dersi demek abestir. Öğreten masalcı, öğrenen hafızlayıp sınıf geçendir. Masalcıların, (Hamzaname) ezbercilerinin meclislerde ziynet diye kabul edildikleri devirlerde bile, (Kıssadan maksat azizim, hissedir.) atasözü, halkın ağzında, laf ola padişahım, kabilinden döner dolaşırdı.”

Yazar Mehmet Arif Bey, Almanların Fransa’yı 1870 yılında yenmelerini tarihçilerin tarihe “Öğretmenlerin zaferi” olarak geçtiğini yazar ve Türk Milletine 1890 yılında şu öğütleri verir:

KENDİ GÜCÜMÜZLE KENDİMİZE YETMELİYİZ

“ Amanın a dostlar! Zaman, aman vermiyor. Masalcılıkla iş bitmiyor. Asrın, ilerleyen ilmi ve tekniği, insanı büyüleyip dilsiz bırakan yüz bin eseri birden ortaya atıyor. Karşı koymak ve ayakta durabilmek için, ne pahasına olursa olsun, akıllıca ve durmadan çalışmamız gerekiyor. Yaşamak hakkı, ancak bu hakka sahip olmasını bilenindir. Türkçesi, (Ya bu diyardan gitmeli, ya bu deveyi gütmeli.) Akıl sahiplerinin kulağına her taraftan bağırıp bu gerçeği iletmeli. Ve bir gün kendi gücümüzle kendimize yetmeliyiz. Yoksa Nesibi’nin şu acı hitabına maruz kalırız:

“Çalındı kıyametin nefiri,-Ey sağır işitmedin safiri”( Ey Sağır!Kıyametin borusu çalındı, fakat sen işitmedin.)

Siyasi varlık ve istiklalimiz henüz elde iken, gelecek nesiller, millet ahlakına musallat olan fesadı yok edip, Allah için birliğe uğraşıp çağırmalı. Kahramanlık ruhunu, milliyet aşkının devamını, en ücra yerlerdeki köylerimizin okullarına kadar ulaştırmayı, milli bir vazife bilen fedakar ve münevver öğretmenler bulmalı;yoksa, icad etmelidirler. Bize (1890 yılındakilere) ve bizden öncekilere (1890 yılından öncekilere) ait olan tarihleri tedkik ile geçmişlerin durumunu iyice öğrenmeli ve bilmelidirler. (2008 li yıllardaki bizim nesiller)

Ta ki şu 1877 Moskof Harbi ile ikinci bir Endülüs katliamına uğramş olan Balkanlardaki kardeşlerimizin başlarına gelen felaket ve tecavüzlerin, bir üçüncüsüne uğramamak için daima uyanık bulunsunlar ve asla unutmasınlar! Ve eğer fırsatını bulurlarsa  bizimde intikamımızı alarak ruhlarımızı şad eyleyip güldürsünler.

Muvaffakiyet Allah’tandır.

Hicri: 5 Muharrem 1306

Miladi: 12 Eylül 1888”

Yazar Mehmet Arif Bey, 14 Haziran 1898 yılında vefat etti. Mustafa Kemal Atatürk’ü ve İstiklal Harbini göremedi. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde yaşayamadı… sadece hayal etti. Ama arzusu-hayali  gerçekleşti. İntikamı alındı. Şimdi ikinci arzusu olan Türk Milletinin “Başımıza gelenlerin üçüncüsüne uğramamak için” var gücüyle zor şartlarda çalıştığı günlerdeyiz.

İnşallah o üçüncüsüne uğramadan  AB-D ye teslim olan iktidar yapısından hızla uzaklaşırız. Bu uğurda var olan yeni nesil arzuludur. İnançlıdır. İmanlıdır. Feragat sahibi ve çalışkandır.  Kahramandır. Sen rahat uyu Mehmet Arif Bey.



  
Rüştü Aydın




Bu köşe yazısı 720 defa okundu. Toplam 2425 kelime



YAZIYA YORUM YAPMAK İÇİN TIKLAYINIZ



[ Geri Dön: Rüştü Aydın ] - [ Yazarlar Bölümü ]

   
   

    Köşe Yazarları

ATEŞ İLE SU - 2. Bölüm

AY YILDIZ - Son Bölüm

RUMLAR NASIL YUNAN OLDU?

KUANTUM FİZİĞİ - YARATILIŞ VE ANATOMİMİZ 1

SADECE ANALAR MI AĞLAR!

    Hesabınız
Üye Olun
Kayıp Şifre

 
Üyelik:
Bugün: 7
Dün: 20
Toplam Üye: 16,139
Son Üye: Boz_Kurt03

Şu An Bağlı:
Misafir(ler): 77
Üye(ler): 2
Toplam: 79
    Anket
Erciyes Zafer Kurultayı`nın sonlandırılması doğru mu ?

Evet
Hayır
Kararsızım



Sonuçlar
Anketler

Toplam Oy: 2810
Yorum: 47
    Yeni Duvar Kağıdı

    Destekleyenler
Aytwien.com

Kırşehirliler.net

Kutsalvatan.com

Mhpcanik.com

Reis66.net

Ulkucutavir.com

Turkislamdevletleri.com

Sizin Siteniz
    Günlük Ziyaretçi
Pazartesi2489
Salı2455
Çarşamba2340
Perşembe386
Cuma2659
Cumartesi2665
Pazar2599
Toplam:4828866
En Çok:3588
www.uchilal.net

 

Elazığ Haber eXTReMe Tracker
Anti SPAM - SPAM Avcısı