ÜYE OLMAK İÇİN TIKLAYIN

  Sık kullanılanlara Ekle  |  Açılış Sayfası
    Bölümler

  Ana Sayfa

  Radyo 3 Hilal

  Duvar Kağıtları

  Başbuğ Yazıları

  Ülkücü Hareket

  Bir Şehit Adı Yaşat

  E-Kartlar

  Programlarımız

  Yazarlarımız

  Haber Arşivi

  Anketler

  Türkçe İsimler

  Türk Dünyası

  Tavsiye Et

  İletişim

  Radyo Ekleyin

  Künyemiz

    Resimler

 Başbuğ Resimleri

 Bozkurt Resimleri

 Asker Resimleri

    Ses / Görüntü

 Müzik / MP3 Dinle

 Başbuğ Görüntüler

 Ülkücü Hareket

 Klipler

 Osmanlı Padişahları

 Çizgi Filmler

 Filmler

 Belgeseller

 İslam Büyükleri

    Sanatçılarımız

 Ahmet Şafak

 Ahmet Yılmaz

 Ali Aksoy

 Ali Kınık

 Aşık Sefai

 Araz Elses

 Arif Nazım

 Atilla Yılmaz

 Aybüke Ayberk

 Başkal

 Cafer Altun

 Grup Gökçen

 Grup Ötüken

 İbrahim Dülger

 İbrahim Sadri

 F. Kaya Kuzucu

 Mahmut Polat

 Mustafa Yıldızdoğan

 Osman Öztunç

 Ozan Arif

 Ozan Nihat

 Serdarcan

 Yıldırım Gürses

 Yıldırım Yıldızdoğan

 Zafer İşleyen

    Dede Korkut

    Destanlar

    Yatan Asker
    Günün Duası

    Proje
Siz de bir şehidimizin adını yaşatmak ister misiniz ?
 
Ahmet Kerse
Cevdet Karakaş
Dündar Taşer
Dursun Önkuzu
Fikri Arıkan
Halil Esendağ
Mustafa Pehlivanoğlu
Nurullah Ceren
Ruhi Kılıçkıran
Selçuk Duracık
Süleyman Özmen
Velican Oduncu
 


SEMİNERLERİMİZ



Tarih: 26 Ağustos 2008 Salı

KUANTUM FİZİĞİ - YARATILIŞ VE ANATOMİMİZ 1


<alpurungu> Bi-ismillah-ir-rahmanurrahim
<alpurungu> 1900 yılında Max Planck,siyah cisim ışımasını açıklamak için ışığın kuantumlu olabileceğini ileri sürdü. O zamana dek,ışığın şiddetiyle enerjisinin doğru orantılı olduğu sanılıyordu. Oysa ışığın frekansıyla enerjisi doğru orantılıydı... 1905`te Einstein bu kurama dayanarak fotoelektrik olayı açıkladı.
<alpurungu> Işık,dalga özelliği yanında foton denen kuantum (enerji paketleri) özelliği de gösteriyordu. 1924`te Fransız fizikçi Louis de Broglie, çok çarpıcı bir düşünce üretti. Basit bir matematikle, hareketli her parçacığın aynı zamanda dalga özelliği göstermesi gerektiğini ileri sürdü.
<alpurungu> 1927`de Amerikalı bilimciler C.Davisson ve L.Germer, elektronların tıpkı bir ışık gibi,kristallerde kırınım gösterdiğini buldular. Yine aynı yıl Werner Heisenberg, ünlü belirsizlik ilkesini ortaya koydu .
<alpurungu> Fizikçiler arasındaki görüş ayrılıkları 1927 Solvay konferansında dışa vurdu. Tartışmaların başını N.Bohr ile A.Enstein çekiyordu. 1930`da yine büyük bir tartışma yaşandı.
<alpurungu> Kuantum kuramının doğuşunu kavrayabilmek için biraz gerilere gitmemiz gerekiyor. 19. yy sonlarına. Üç önemli problem,klasik görüşlerle açıklanamıyordu:
<alpurungu> 1. Siyah cisim ışımasının enerji dağılımı (morötesi felaket!)
<alpurungu> 2. Fotoelektrik olay
<alpurungu> 3. Atomların kararlılığı
<alpurungu> Gazların kinetik kuramı, klasik fiziğin çok önemli başarılarından biriydi. Bu kurama göre, hiç bir molekülü dışarı kaçırmayacak ideal bir gaz kabındaki N molekülün toplam enerjisi E olsun. Bu toplam enerji (E) , enerjinin eşit dağılımı yasası diye bilinen temel bir istatistiksel teoreme göre ortalama olarak moleküllere eşit olarak dağılmıştır. Ortalama diyoruz, çünkü istatistiksel açıdan kesin veriler değil, ancak ortalama değerler elde edilebilir
<alpurungu> Bu dalgalar, duvarlarda zamanla genliğin kaybolacağını söyleyen sınır koşullarına uymalıdır... Bunu üç boyutta düşündüğümüzde "sonsuzluk" sayısının daha da artacağı açıktır. Titreşim modu (düğüm noktası) sayısı sonsuz, ama enerji sonlu. Yani titreşim modu başına düşen enerji = E/ sonsuz = tanımsız.
<alpurungu> Bu, kuşkusuz saçma bir sonuçtur. Yani açıkça, klasik kuram, artık cisimlerin doğasına ilişkin bilgilerimizle çelişmekteydi. Atomik ölçekte,maddenin davranışını açıklamak için klasik fiziğin uygulama denemeleri tamamen başarısız oldu.
<alpurungu> Lord Rayleigh (1842-1919)ve Sir James Jeans(1877-1946)gazların kinetik kuramına başarıyla uygulanan istatistiksel modeli, iç duvarları kusursuz ayna olan kutuda hapsedilmiş "ışık" dalgalarına uygulamaya çalıştılar. Ama burada temel bir zorlukla karşılaştılar. Bir gaz kabındaki molekül sayısı çoktu; ama "sonlu" ydu,oysa ışığın hapsolduğu ideal bir ayna cidarlı kutuda farklı titreşim tiplerinin sayısı "sonsuz"du. İşi basitleştirmek için
<alpurungu> Siyah cisim ışıması,fotoelektrik olay ve bir gaz deşarjında atomların yaydığı keskin çizgiler klasik fizik çerçevesinde anlaşılamadı. George Gamow `un dediği gibi:" Bir kuram, cisimlerin doğası ile ilgili bilgilerimizle çeliştiği zaman, cisimlerin yapısı değil kuram yanlış olmalıdır".
<alpurungu> Doğaya yeni bir bakış açısıyla bakmak gerekiyordu. Bu devrim, 1900 ile 1930 arasında gerçekleşti. Kuantum Mekaniği denen bu yeni yaklaşım atom,molekül ve çekirdeklerin davranışını başarıyla açıkladı.
<alpurungu> Kuantum kuramının ilginç,gizemli,şaşırtıcı sağ duyuya aykırı dünyasında yeterince donanımlı dolaşabilmek için atomlardan yayılan ışık hakkındaki bilgilerimizin gelişimine kısaca göz atmalıyız. Bir ışımanın, içerdiği farklı frekanslı(farklı dalga boylu) bileşenlerine ayrılmasına tayf (spektrum) denir. Belirli bir sıcaklıktaki tüm cisimler, dalga boylarının sürekli bir dağılımı ile karakterize edilen termik ışınım yayınlar. Dağılımın şekli cismin ö
<alpurungu> Kızgın katıların yaydığı ışınlar bir prizmadan geçirilirse,bütün frekansların yan yana bulunduğu kesiksiz (sürekli) tayf elde edilir. Yani arada karanlık çizgiler olmaksızın tüm renkler birbirini izler. Elektrik ampulü ve mum ışığı kesiksiz tayf oluşturur. Bir gaz ya da buharın yaydığı ışık ise iki tür olabilir: Gaz molekülleri (iki ya da daha çok atomlu moleküller) şeritli (bantlı) tayf verir; gaz atomları ve bir atomlu iyonlar ise çizgili (hatlı
<alpurungu> Verilen bir çizgi spekturumunda dalga boyları,ışığı yayan elementin karakteristiğidir. Yani her element,tıpkı bir insandaki parmak izi gibi,kendine özgü bir tayf oluşturur. En basit çizgi spektrumu, atom halindeki hidrojende gözlenmiştir. İki element aynı çizgi tayfında yayınlamadıkları için bu olay bize bir örnekteki elementleri tanımak için pratik ve duyarlı bir teknik sunar(spektral analiz). Helyum, talyum ve indiyum elementleri, bu yöntemle b
<alpurungu> Bilim adamları, 1860`tan 1885`e kadar spektroskopik ölçümleri kullanarak önemli veriler topladılar. İsviçreli bir öğretmen olan Johann Jacob Balmer (1825-1898) 1885`te hidrojenin dört görünür yayınlama çizgisinin (kırmızı, yeşil,mavi ve mor) dalga boylarını doğru olarak öngören bir formül türetti. Balmer` in keşfinden sonra hidrojenin diğer tayf çizgileri de bulundu.
<alpurungu> Bu tayflara bulucularının onuruna Lyman(1874-1954), Paschen (1865-1947)ve Brackett (1896-..)serileri denir. Atomların yaydığı ve soğurduğu karakteristik tayf çizgilerinin anlamı klasik fiziğin açıklayamadığı bir olaydı. Her elementin belirli dalga boyunda tayf çizgileri yayınlamasını nasıl açıklamalıyız?
<alpurungu> Ayrıca her elementin yalnızca yayınladığı dalga boylarını soğurmasını nasıl açıklayacaktık?Bu soruların açıklamasını Bohr yaptı. Bohr, Planck`ın kuantum kuramını, Einstein`in ışığın foton kuramını ve Rutherford`un atom modelini birleştirdi.
<alpurungu> Elektron yüksek enerjili durumdan daha düşük enerjili duruma sıçrayarak düşer,bu sırada ışık yayınlanır. Bohr modeli hidrojen atomunun yanı sıra bir elektronlu helyum(+1 yüklü helyum iyonu) ve lityum iyonu (+2 yüklü lityum iyonu) tayf çizgilerini başarıyla açıkladı. Bununla birlikte,kuram çok elektronlu atom ve iyonların karmaşık tayf çizgilerini açıklamakta yetersiz kaldı
<alpurungu> 1913`te Danimarkalı fizikçi Niels Bohr (1885-1962), hidrojen atomunun tayf çizgilerini kuantum kuramına dayanarak açıkladı. Buna göre çekirdek çevresindeki elektron, her enerjiyi değil, ancak belirli enerjileri alabiliyordu. En düşük enerjili durumdaki atoma temel durumdaki atom,enerji verilmiş atomlara da uyarılmış atom denir.
<alpurungu> Özetle Kuantum Kuramı
<alpurungu> Kuantum kuramının özetlenmesine geldik.
<alpurungu> Özeti iki noktada toplayabiliriz: Birinci nokta, kuntum gerçekliği belirli (kesin) değil, istatistikseldir. Olgular ve olaylar (fenomenler) arasında nedensellik bağı değil, olasılık bağı vardır. İki olay arasındaki etkileşimde ya da bir olayın gelecekteki evriminde hangi sonuçların doğacağını değil, hangi sonuçların daha olası olduğunu kestirebiliriz.
<alpurungu> Ama kestirimlerimiz doğru olmayabilir. Her bir olaya bir neden arayan insanlar, yalnız düşünce dünyasında değil, gündelik yaşamda da sıkıcıdır. Onlar gerçekten çok sıkı ve sıkıcı deterministlerdir. İkinci sorun, kuantum nesnelerini gözleme için kullanacağımız ölçme düzenimiz. Kuantum gerçekliği, kısmen " gözlemcinin yarattığı bir gerçekliktir" .
<alpurungu> Kara deliklere adını koyan John Wheeler şöyle demişti: " Gözlemlenmiş bir fenomen olana kadar hiçbir fenomen, bir fenomen değildir".
<alpurungu> Niels Bohr, yalnızca bir fizikçi değildi, bir filozoftu, bir kompozitördü, yorumcuydu. Felsenin fiziğini değil, fiziğin felsefesini o yarattı. Fiziğin, daha doğrusu doğal bilimlerin sorunlarıyla insansal sorunlar arasında bağ kurmaktan kaçınmadı.
<alpurungu> Parçacık ve dalga özelliklerinin birlikteliğini " bütünlerlik" olarak yorumladı ve bunu yaşama uyguladı. Örneğin Sofokles` in Antigone adlı eserinde "topluma karşı görev" ile " ailesel görev" kavramları tamamlayıcı ( birbirini bütünleyen, tamamlayan) kavramlardı. Ama bunlar, aynı zamanda, birbirini dışlayan kavramlardı.
<alpurungu> Antigon, "iyi" bir yurttaştı. Kardeşi, kralı öldürmeye çalışırken öldürülmüştü. Kral ve topluma karşı görevi, kardeşini reddetmesini gerektiriyordu, kardeşi bir haindi! Yine de ailesel ve belki de dinsel duyguları onun vücudunu gömmesini ve anısına saygı gösterilmesini istiyordu. Bu örnek ne anlama geliyor?
<alpurungu> Biz, bir organizmanın moleküler yapısını öğrenmek için onu "öldürmeliyiz". Bu durumda biz ölü şeyin yapısını biliyor oluruz.Yaşayan bir organizmada yapıyı bilemeyiz. Çünkü " yapıyı belirleme hareketi, aynı zamanda organizmayı öldürür. Şüphesiz, molekül biyologlarının yaşamın moleküler temelini kurarken gösterdikleri gibi, bu son görüş tümüyle yanlıştır. Bu örneği verişimin nedeni, Bohr, kadar akıllı olsanız bile, bilimin ilkelerinin her zamanki uy
<alpurungu> İngilizce`de Quantum (Latince: `quantus`, "ne kadar") olarak kulanılan terim, kuramın belirli fiziksel nicelikler için kullandığı kesikli birimlere gönderme yapar.
<alpurungu>Kuantum mekaniği her ne kadar çok küçüklerin dünyasını modelleyen bir kuram olsada uygulama alanları gerek dolaysız gerek dolaylı yollarla çok geniştir. Kuantum mekaniği kimya, biyoloji, malzeme bilimi, elektronik gibi birçok alanın günümüzdeki anlamına kavuşmasını sağlamıştır.
<alpurungu> LASER, MASER, yarı iletkenler gibi günümüzün olmazsa olmazlarının icatları, kuantum mekaniği sayesinde mümkün olmuştur. Ayrıca elektron mikroskobu, atomik kuvvet mikroskobu, taramalı tünellemeli mikroskop gibi biyoloji ve nanoteknolojik uygulamaların olmazsa olmazları; PET-Scan(Positron Emmission Topography), MRI(Magnetic Resonance Imaging), Tomografi gibi tıbbi görüntüleme cihazları yine kuantum mekaniğinin bize gösterdiği belli doğa olgularını k
<alpurungu> Yine tıp, telekom nanoteknoloji, elektronik gibi birçok alanda sayısız kullanımı olan fiberler kuantum mekaniğinin doğrudan uygulamasına örnektir. Bu örnekler dışında aslında hepimiz kuantum mekaniğini öyle yada böyle kullanıyoruz. Modern kimya, kuantum fikirleri üzerine inşa edilmiş ve çok karmaşık moleküller bu sayede anlaşılmıştır.
<alpurungu> Kimya ise giydiğimiz çoraplardan, içtğimiz suya kadar her alanda hayatımızdadır. Ayrıca yarı iletkenlerin yapısal özellikleri yine kuantum mekaniği sayesinde anlaşılmış,cep telefonundan, bilgisayara, televizyondan, saatlere kadar bütün elektronik cihazların icadı için kapılar aralanmıştır....
<alpurungu> 2004 yılında araştırmacılar, kanser hücrelerinin kendilerini göstermelerini sağlayacak bir görüntüleme tekniği geliştirdiler.
<alpurungu> "Kuantum Nokta"ları denilen nanometre boyunda dizayn edilmiş, boyutları çok küçük olduğu için ışıkla etkileştiklerinde değişik renklerle yanıt veren bu molekül toplulukları, kanserli fare hücrelerini görüntülemekte kullanıldı. Boyutuna bağlı olarak farklı renk ışık yayan bu kuantum noktalar, prostat kanserli hücrelerde bulunan bir proteine tutunan `antibody` ler ile kaplandı.
<alpurungu> Bu kuantum noktalar, dışarıdan ışık tutulmasıyla, canlı hayvan içinde kanserli hücre görüntülenmesinde ilk kez kullanılabildiler. Bazı sorunları olmakla birlikte teknik gelecek için umut vaadetmektedir.
<alpurungu> Kuantum mekaniği çok sağlam matematik temelleri üzerine kurulmuştur. Sistemlerin doğası bu matematikle modellenir. Ancak başlı başına bu modelleme kuantum mekaniğinin temel kavramlarının çözümlenmesinde yetersizdir. Örnek verecek olursak, ?(x,t) bir dalga fonksiyonudur.
<alpurungu> Bu dalga fonksiyonunun mutlak karesinin ise olasılık genliği olduğu ise bir yorumdur. Eğer bu yorumu araştırır ve genel bir çerçeveye oturtmak istersek, o zaman, kuantum mekaniği felsefesi yapmış oluruz.
<alpurungu> Kuantum Mekaniği Tamamlanmış Bir Teorimidir? Kuantum mekaniğinin temelleri; 1927 yılından, yani Heisenberg belirsizlik ilkesinin formule edildiği yıldan bu zamana dek hiçbir değişikliğe uğramamıştır. Kuantum mekaniğinin uzantısı olarak ortaya çıkan teorilerde ortaya çıkan kavramlarda bildiğimiz kadarıyla bu temel ilkelerde değişiklik yapılmasını gerektirmezler.
<alpurungu> Kuantum mekaniği doğduğu andan itibaren temel ilkelerin anlaşılması bakımından büyük tartışmalara yol açmıştır. Bu tartışmalardan biride halen daha önemini yititmemiş "EPR Paradoksu", A. Einstein, B. Podolsky ve N.Rosen tarafından 1935 yılında ileri sürürlmüş; "Doğanın Kuantum Mekaniksel Tasviri Tamamlanmış Kabul Edilebilir mi?" yayınlanmış makalede dile getirildi.
<alpurungu> Buraya kadar yaptığımız açıklamalarda kuantum ve kuantum teoreminin tarihçesi ve neden bahsettiğini ortaya koymaya çalıştık.
<alpurungu> Yine de bu açıklamaları bir kenara bırakarak, herkesin daha net bir düşünce edinebilmesi bakımından
<alpurungu> teknik terimleri mümkün olduğu kadar bir kenara bırakarak
<alpurungu> basit bir açıklama yapmakta fayda görüyoruz
<alpurungu> Atom kelimesi bilim literatüründe yani bilimsel yazılı kaynaklarda genel olarak Latince veya Yunanca bir kelime olarak gösterilir
<alpurungu> fakat bu kelimenin Atom, A-tum, Adom, Edom, Adam vbg pek çok şekliyle Avustralya yerli kabilelerinden Afrika yerli kabilelerine
<alpurungu> kızılderililerin dillerinden Sanskristçe`ye kadar çok geniş bir coğrafyada kullanıldığını biliyoruz. Genel olarak da Atom kelimesi karşılığının
<alpurungu> ilk bütün, ilk varlık, ilk insan, temel nesne, parçalanamaz en küçük parça gibi anlamlar olduğu belirtildiğini görürüz
<alpurungu> en ortak şekli de
<alpurungu> Atom ve Adem kelimeleri olarak görülmektedir ve her ikisi de aynı temel kelimeler olan
<alpurungu> A (tek-ilk-başlangıç demek) kelimesi ile
<alpurungu> tom (bütün, nesne, parça, kişi demek) kelimesinin birleşik şekli olan ATOM olduğu söylenebilir.
<alpurungu> buna göre maddenin en küçük ve büyüyerek daha kütleli şekil olacak olan madde şeklinin en alt başlangıç parçası demek olduğu gibi
<alpurungu> ilk insan anlamında da kullanılmıştır
<alpurungu> buna göre
<alpurungu> ADEM ve ATOM aynı kökten ve aynı anlamdan
<alpurungu> hatta aynı A-TOM kelime kombinasyonundan meydana gelmiştir
<alpurungu> bu nedenle bu günkü konumuzun maddenin en küçük parçası olan ATOM ve ADEM kelimeleri olduğunu da söyleyebiliriz
<alpurungu> bilinen bilinmeyen bütün insanlığın ilk başlangıcında ADEM vardır
<alpurungu> Atom enerjileri çalışmaları başlayıncaya kadar da en temel ilk madde parçacığı ATOM olduğu söylenegelmiş ise de Atom altı temel parçacıkları için kullanılan KUANT ve bunun kuramını ortaya koyan genellemeye adını veren KUANTUM
<alpurungu> insanın da ilk başlangıcı ADEM olarak gösterildiğinden
<alpurungu> her ikisinin de ortak payda olan ilk olmak olduğundan hareketle
<alpurungu> Kuantum fiziği ile insan ve yaratılışını birlikte ele almak gerektiğini düşündük
<alpurungu> Nobel Fizik ödülü sahibi ve gizli Müslümanlardan olan
<alpurungu> Tanrı ve Yeni Fizik isimli eserin de sahibi bulunan Paul Davies`in bahsettiği ve bilimsel açıklamalarını en anlaşılır şekle koyduğu gibi
<alpurungu> Madde ve dolayısıyla bu evren yaklaşık olarak 16 milyar ışık yılı zaman/mesafe önce ortaya çıkmıştır
<alpurungu> bu ortaya çıkışla beraber bir de pozitif evren dediğimiz bu evrenin pozitif istikametli zaman koordinatları sistemi yani zaman boyutu beraber ortaya çıkmıştır
<alpurungu> en boy derinlik dediğimiz üç boyuta işte bu pozitif istikametli koordinatlar sistemli zaman da bir boyut olarak eklendiğinde
<alpurungu> dört boyutlu bir evrenimiz meydana gelmiştir
<alpurungu> bu dört boyutlu evrenin Big-Bang denilen büyük bir patlama ile ortaya çıktığı, George Gamow`un anafor kuramıyla açıkladığı
<alpurungu> enerji topaklarının yoğunlaşmasından (ilk üç saniyenin sonuna doğru) partiküllerin yani Kuantların ortaya çıktığı artık bilimsel bir gerçekliktir
<alpurungu> yine de bu gerçekliği ve kuantum mekaniğinin ileri evrelerini tam olarak belirlemek için
<alpurungu> İsviçre`nin Cern şehrindeki 30 km dairesel uzunluktaki askaleratorde süper hızlandırıcılarla mikro Big-Bang deneyi gerçekleştirme deneyi bu yıl belki de yakın aylar içinde laboratuar ortamında yapılacaktır
<alpurungu> bilim çevrelerinde bazı kimseler yapılacak bu deneyin mikro seviyede bir kara delik meydana getirebileceği yahut ortaya çıkacak muazzam enerji nedeniyle maddenin zincirleme reaksiyona girerek füzyon gerçekleştirebileceği ve bunun da dünyanın belki de Gzegenemize yakın çevrenin sonu olabileceği endişelerini taşımaktadırlar
<alpurungu> maddenin Plank sabiti ötesindeki 11 boyutlu mini Hilbert Uzayı tüneller ve paralel süper uzay engelleri nedeniyle ödeme dengeleri kurulacağı nedeniyle bu endişelerin yersiz olduğunu düşünüyoruz ve bu deneyin yapılmasını bekliyoruz
<alpurungu> bu deney beklenen sonuçları müspet anlamda ortaya koyabilirse
<alpurungu> zaman koordinatlarının eksi paradokslarının da varlığını ispat edeceğinden
<alpurungu> eksi evren ispatı da yapılacak ve bu da yaratılmışlığın fizik delili olarak kesinleşmiş olacaktır
<alpurungu> böyle bir sonucun elde edilmesi
<alpurungu> Kur`an`daki evren yaratılışı tarifinin de bir deneyi olacağından
<alpurungu> İslam dininin geleceğinde batılı toplumların itiraz kabul etmez deliller bularak büyük katılımları olacağına inanıyoruz
<alpurungu> biz burada evrenin yaratılış yahut ortaya çıkışı olarak tanımlanan Big-Bang olayından çok Kuantlar bakımından değerlendirmeler yapmak istiyoruz
<alpurungu> bu da Atom içine girerek Atom içindeki evrende bir keşif seyahati yapmakla başlamayı tercih ediyoruz
<alpurungu> bilindiği üzere Atom
<alpurungu> merkezinde proton ve elektronlardan ödemeler dengesi de sağlandıysa nötronlar bulunmaktadır
<alpurungu> bu çekirdeğin çevresinde çekirdeğin temel parçacığı olan protonun yaklaşık 1/1700 küçüklüğünde elektronlar vardır
<alpurungu> elektronlar madde ve dalga özellikleri gösteren ve spin adı verilen kayıp kütle özelliği gösteren bir dönüş hareketiyle çekirdeğin çevresinde dolaşmaktadır
<alpurungu> Atom`u meydana getiren temel parçacık pozitif yük taşıyan protondur
<alpurungu> protona indirgenen bakışla bakınca atomun içine ilk adımı attık demektir
<alpurungu> şimdi biz de en az elektron küçüklüğünde küçülerek ve hiçbir enerji yükü taşımıyor gibi ama ışık hızında hareket ederek bu protonu incelemeye başlayalım
<alpurungu> proton bilimim yapabildiği en güçlü elektron ve iyon mikroskopları ile dahi küre şeklinde görülebilmektedir
<alpurungu> bu proton kendi etrafında makro evrendeki güneş ve dünya gibi dönmektedir
<alpurungu> biz de hızımızı bu kendi etrafındaki dönüşle eşitleyerek protona biraz daha yaklaşalım
<alpurungu> üç adet pinpon topu şekilli nesnenin hep barber soldan sağa bir dönüş yaparken birbirlerinin üzerinden ve ayrışmadan geçişler yaptığını bu geçişlerin de ışık hızına yakın olduğunu göreceğiz
<alpurungu> işte bu üç pinpon topunun birbirinin çevresinde ayrışmayan dönüşle dönme hareketleri
<alpurungu> onları bize tek bir futbol topu gibi göstermeye neden olduğunu görürüz
<alpurungu> öyleyse protonu tutup üç pinpon topunun dönüşünü durduracak olursak
<alpurungu> üç tane bitişik pinpon topumuz olacaktır
<alpurungu> bu üç toptan birini alıp incelemek istesek ayrılmamak için akılalmaz bir direnç gösterecektir
<alpurungu> çünkü evrenin kurallarından biri de
<alpurungu> makro ve mikro alanlarda teklik yasağı yasası olmasıdır
<alpurungu> söz gelişi Samanyolu Galaksisi içinde hiçbir yıldız yani Güneş tek değildir ve tümü Güneş çiftleri meydana getirirler
<alpurungu> bunlardan sadece bizim Güneş`imiz tek gibidir
<alpurungu> fakat bizim güneşimizin ikizi Güneş sistemi ile birlikte Köpek takım yıldızı istikametli bir yörüngede bir karadeliktir
<alpurungu> işte bu karadeliğin süper çekimci dalgaları nedeniyle Güneş sistemi olması gerekenden daha fazla yörünge bükülmesi yaparak
<alpurungu> Herkül Takımyıldızı antiapandiks yönünden gelip Sirius yani Köpek Takımyıldızı yönüne doğru
<alpurungu> ivme yapmakta ve saatte yaklaşık 250.000 km hızla ilerlemektedir
<alpurungu> Protonumuzu da meydana getiren üç pinpon topumuzdan birini çekip almaya kalkarsak işte bu teklik yasağı engel olmaktadır
<alpurungu> 3-1=2 işlemine göre bir çift bir de tek topumuz olsun istiyorsak
<alpurungu> süper hızlandırıcılarda protonları çarpıştırmalı ve bir proton plazması elde etmeliyiz
<alpurungu> işte Cern askelatorü bunu yapabilmektedir
<alpurungu> o toplardan birini protondan kopardığımızda geri kalan iki top iki kuark çifti olacak ve buna Fizik bilimi diliyle Rişon veya Mezon adını vereceğiz
<alpurungu> elimizdeki tek topa da kuark diyeceğiz
<alpurungu> bu üç topun akılalmaz hızla birbiri çevresindeki dönüşlerine onları hem bir arada tutan hem de bu dönüşü sağlayan Gluon (tutkal demek) enerjisi neden olmaktadır
<alpurungu> bu enerji açıkta olmayıp bu kuarkların içine giriş çıkış yaparak ışık hızında topları dolaşmaktadır
<alpurungu> bu dolaşma sırasında enerji toplayan her top mavi-kırmızı- sarı renklerle tarif edilen bir farklılık gösterecektir
<alpurungu> bu dönüş bu renkli ifade ediş sebebiyle kromodinamik denilen bir makanik hareket yapmakla tanımlanırlar
<alpurungu> Kuran bu hareketliliğe kuvve-i ırk (renk kuvveti) demekte, kuvve-i ırk sözü de batılı fizikçiler tarafından bilmeden (ilahi bir müdahale ile) batılıların lisanına göre bir telafuz kazanarak aynı anlama gelen kuark şeklinde söylenmektedir
<alpurungu> gerçekten de batılı dillerin hiçbirinde Kuark kelimesi bulunmamaktadır ve bu adı veren bilimadamları da bu adı neden verdiklerini sadece ilham olarak söylemektedirler
<alpurungu> pinpon toplarımız olan bu kuarklara dönelim tekrar
<alpurungu> kalan rişon yahut mezon adını alan kuark çifti duradursun elimizdeki tek kuarkı incelemeye çalışalım ama çok az bir zamanımız vardır
<alpurungu> çünkü
<alpurungu> bu tek kuarkı öteki iki arkadaşından daha ilk ayırdığımız anda nerden geldiğini görme imkanımız olmayan ortaya çıkan bir dördüncü
<alpurungu> elimizdeki tek kuarkı tek olmaktan çıkartacak ve elimizde de bir kuark çifti olacaktır
<alpurungu> bir farkla ki
<alpurungu> bu son yani dördüncü kuark proton ve onu meydana getiren kuarklar gibi pozitif değil negatif yükle yüklüdür
<alpurungu> ve bilinen bu evren neslerinden değildir
<alpurungu> buna bilim antimadde adını veriyor
<alpurungu> öyleyse elimizde bir kuark (madde) bir de antikuark (antimadde) vardır
<alpurungu> matematiksel cebir ilkeleri işlemeye başlar hemen
<alpurungu> en çok 17 saniye süren bir kendi çevrelerinde dönüş hareketi gösteren bu zıt kutuplu kuarklarımız cebirsel kurla gereği
<alpurungu> eksi artıyı siler ilkesi gereği
<alpurungu> silinirler ve yok olurlar
<alpurungu> oysa maddenin sakınımı kanunu da vardır
<alpurungu> hiçbir şey yoktan var olamaz, vardan da yok olamaz
<alpurungu> bu elimizdeki 17 saniye ömürlü kuark çiftlerinden biri eksi değredeydi
<alpurungu> bu evrende anti-değerli hiçbir nesne sözkonusu değildir
<alpurungu> bunu anlaşılması için şöyle söyleyelim
<alpurungu> bir teaziye çıkıp tartıldığımızda kilomuz +70 kg diyebiliriz ama -70 kg diyemeyiz
<alpurungu> oysa bu sonradan gelen antikuark aynen böyle (-)kg değerlidir
<alpurungu> işte bu eksi kg değer (+) değere göre daha dinamik etken olduğundan kendi geldiği (-) tarafa taşıyacaktır
<alpurungu> bu (-) taraf ise bu evren olan (+) taraf dışındadır
<alpurungu> bu kuark ve antikuark çiftini önümüzdeki 17 saniyeyi yaşamadan incelemeye çalışalım
<alpurungu> ikisi arasında bir enerji iplikçik bağı olduğunu görürdük
<alpurungu> bu iplikçiğe fizik bilimi süper sicim, solucan deliği gibi isimler verir
<alpurungu> bu sicimi de büyüterek incelemeye yönelirsek
<alpurungu> içinin tünel şeklinde olduğunu
<alpurungu> enerji fazında hareket edilirse kuarkın içinden enerji dalgaboyunda ilerleyebileceğini
<alpurungu> bu tünele girdiğimizde tünel içinin evrenimizden çok farklı bir yer olduğunu görürüz
<alpurungu> çünkü burada bizim evrenimizdeki 4 boyuttan başka 7 boyut daha olduğunu buluruz
<alpurungu> bu tünel içinde 11 boyut vardır
<alpurungu> onbir boyut kavramını dört boyut kavramı içinde yaşayan ve düşünen bizlerin tam bir tanım ile tarif etmeleri asla mümkün değildir ama yaklaşık olarak bir şeyler söyleyelim
<alpurungu> bir oda büyüklüğünde bir cam bartdağın içine girelim
<alpurungu> evrenimizin dört boyut sınırlaması gereği sadece dışarıyı şeffaf camdan görecektik
<alpurungu> oysa bu onbir boyutlu cam odada içerde olduğumuz halde hem içerden dışarıyı hem de dışardan içerdeki kendimizi görebilecektik
<alpurungu> bir adım daha atarsak saatimiz de 1, 2, 3, diye değil
<alpurungu> 3, 2, 1, 12, 11 diye çalışacaktır
<alpurungu> ancak kendimiz (+) evren insanı olduğuımuzdan (-) / (+) ödeme dengesi gereği (0) zamanlı olacak sadece saatimiz geriye doğru çalışacaktı
<alpurungu> burada bu süper sicim, solucan deliği denen bu tüneli bırakalım tekrar kuarkımızı daha yakından inceleyelim
<alpurungu> kuarkımızın da küre yani pinpon topu gibi olduğunu belirtmiştik
<alpurungu> zamanını sıfırlayıp baktığımızda ise bu pinpon topunun daha küçük iki bilyeden meydana geldiğini görmeye başlarız
<alpurungu> bu bilyeler de birbiri çevresinde süper hızlarda döndüklerinden biz bu ikiliyi tek top gibi görmekteydik diye anlarız
<alpurungu> bu bilyelere de bilim Takyon çifti adını veriyor
<alpurungu> Takyon çifti de Kur`an bünyesinde Takiyyun adıyla mevcuttur
<alpurungu> Takyon kelimesi kendini olduğundan başka gösteren demektir
<alpurungu> Arapça olan Takiyyun ise takiyye kelimesinden gelmekte, takiyye de aynı anlamda olup takiyyun şeklinde olunca da takiyye yapan çift demektir
<alpurungu> Kuark nasıl Kuvve-i ırak yapısının Batılı telafuzu olmuştu ise bu Takyon da Takiyyun`un telafuzundan başkası değildir
<alpurungu> Takyon çiftini hareketsiz yaparak her birine tek tek bakalım
<alpurungu> galaksilerden Takyonlara kadar evrende ne görüyorsak küreseldir
<alpurungu> ama ilk defa Takyon çiftlerinden birini durdurup tek başına ele alırsak bu küreselliğin ortadan kalktığını
<alpurungu> yine birbiri çevresinde döndükleri için küre gibi görünen fakat durduğumuzda bir çift borucuk olduğunu gördüğümüz Tardyon çiftine ulaşırız
<alpurungu> Tardyon kelimesi ortaya çift olarak çıkan demektir
<alpurungu> Tardyon kelimesi yine diğerleri gibi Kuran ifadesiyle Tardiyyun kelimesinden başkası değildir
<alpurungu> Tard = atılan, çıkartılan demektir
<alpurungu> Tardiyyun dışarı atılan çift demekt
<alpurungu> ir
<alpurungu> Tardiyyun kelimesi fiziğin anlatmak istediğini daha yerinde söylemektedir
<alpurungu> evren yaratılışında meydana gelen olay Big-Bang denen büyük patlama olayı idi
<alpurungu> bu olay patlama şeklindedir ve evrenin ortaya çışı anını söylemektedir
<alpurungu> Kuran ise bu olayı "aşağıların aşağısına itilmek (çıkartılmak)" demektedir
<alpurungu> insan yani Adem ve eşi için
<alpurungu> çok boyutlu Cennet ve Araf ortamından 4 boyutlu bu evrene gönderilme boyut indirgemesi
<alpurungu> aşağıların aşağısında olmaktır
<alpurungu> bu evren de onların geldiği oradaki NUR evrenden buraya atılan bir parçacık NUR`un NAR denen enerjisidir
<alpurungu> öyleyse Tard edilmişidir
<alpurungu> işte bu nedenle maddenin en temel Atom altı parçacığına Tardyon denmesi çok yerindedir
<alpurungu> Kuran bu Tardyona başka bir isim daha vermektedir
<alpurungu> SUR BORUSU
<alpurungu> Tardyon çifti iki borucuktur demiştik
<alpurungu> işte bu borucukların her biri tek bir SUR BORUSU olmaktdır
<alpurungu> kıyamet kopması için üflenecek olan SUR BORUSU da bundan başkası değildir
<alpurungu> bir tekine öz titreşimi yakalayacak frekans ile üflendiğinde
<alpurungu> bütün evrenin öz titreşimi yakalanmış olur
<alpurungu> kristal bir bardağın ses ile öz titreşim yakalanarak parçalanması gibi bütün evren de paramparça oluverecektir
<alpurungu> bu Tardyon borucuklarının birleşme noktasından çıkan süper sicim tüneli sadece bir noktadır
<alpurungu> nokta işaretinin bir çapı yoktur
<alpurungu> Arapça matematik değeri de (0) sıfır demektir
<alpurungu> Maddenin en temel parçacığı olan Tardyon çiftinin göbek bağı aynı zamanda Kuark`ın, hatta Proton`un da göbek bağıdır
<alpurungu> bu bağ bir nokta şeklindeki Tardyon borucuk çiftleri birleşme noktasıdır ve bu nokta tünelin ağzını ifade eder
<alpurungu> işte o noktayı büyütüp içine girersek 11 boyutlu tünele girmiş oluyorduk
<alpurungu> bu tünel nereye çıkıyor
<alpurungu> sonunda ne var
<alpurungu> bu 11 boyut alemine Muhiddini Arabi "Berzah" tarfini yapıyor
<alpurungu> Hz.Ali
<alpurungu> "B" (Arapça B) harfinin noktasıyım diyerek tanımlıyor,
<alpurungu> Resulullah ise "Dar kapı, kabir, dar geçit" tanımlarını getiriyor
<alpurungu> Hz Ali, Resulullah`ın geçit dediği yerin girişiyim diyerek sadece noktayım diyor
<alpurungu> buna evrensel ve zmanlar ötesi bir gönderme yaparak da Kuran surelerinin başına getirilen Besmele sözünün
<alpurungu> ilk harfi olan "B" harfi de müstakil ve tek harf olarak yazılır
<alpurungu> işte Besmelenin başındaki tek bağımsız harf olan B`nin nokta işaretiyle biz kullara
<alpurungu> ey o nokta gibi olan kapıdan gelenler
<alpurungu> Rahman ve Rahim adlarının da üzerinde olan Allah`ın halifelerisiniz
<alpurungu> anlamı yüklenerek bize Besmele okutulmaktadır
<alpurungu> bu nedenle her işin başı Besmele olmalıdır
<alpurungu> Bu noktanın devamı olan bütünün şekli de ilk surenin ilk harfi olan Elif şekliyle
<alpurungu> süper sicim denen bağlantımız işaret edilmektedir
<alpurungu> bu öyle bir kapıdır ki
<alpurungu> o kapıdan bütün insanları geçirip anne rahminde nutfe olan cenine ikinci ayında yerleştiren Azrail
<alpurungu> o kapıdan getirdiği gibi de geri götürmek için ölümü taddırarak getirdiğini aynı kapıdan geri
<alpurungu> Berzah ötesine
<alpurungu> Ahiret alemine
<alpurungu> NUR EVREN EŞİĞİNE götürüp emaneti sahibine ulaştırmaktadır
<alpurungu>
<alpurungu> .Konumuzun ağır bir konu olması ve anlaşılırlığının sağlanabilmesi için
<alpurungu> bu geceki bölümünde Kuantum Fiziği - İnsan ilişkisine bir bakış girişi yapmaya çalıştık
<alpurungu> Yaratılış ve Anatomimiz bölümüne bu konunun devamı olarak gelecek seminerimizde devam edeceğiz
<alpurungu> İnşallah
<alpurungu>
<alpurungu> Başta Resul-i Kibriya efendimiz olmak üzere
<alpurungu> cümle ehl-i İslam!a
<alpurungu> cümle şühedaya
<alpurungu> hasseten Başbuğ Alparslan Türkeş ruhuna
<alpurungu> lillahül Fatiha
<alpurungu>
<alpurungu> Hakkınızı helal ediniz
<alpurungu>
<alpurungu> amin


  
SEMİNERLERİMİZ




Bu köşe yazısı 334 defa okundu. Toplam 4093 kelime



YAZIYA YORUM YAPMAK İÇİN TIKLAYINIZ



[ Geri Dön: SEMİNERLERİMİZ ] - [ Yazarlar Bölümü ]

   
   

    Köşe Yazarları

AY YILDIZ - Son Bölüm

TERÖRÜN YENİ ADI “DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ”

KUANTUM FİZİĞİ - YARATILIŞ VE ANATOMİMİZ 3

NEDEN VE NE ZAMAN BİRLİK ?

    Hesabınız
Üye Olun
Kayıp Şifre

 
Üyelik:
Bugün: 3
Dün: 44
Toplam Üye: 20,210
Son Üye: aldirma_reis

Şu An Bağlı:
Misafir(ler): 58
Üye(ler): 9
Toplam: 67
    Anket
Yayınlarımız da aşağıdaki müzik türklerine yer verilsin mi ?

Arabesk
Fantezi
Türkçe Pop
Hepsi
Hiçbiri



Sonuçlar
Anketler

Toplam Oy: 2733
Yorum: 38
    AKP`nin İlkleri

    Günlük Ziyaretçi
Pazartesi3091
Salı3005
Çarşamba3079
Perşembe114
Cuma3075
Cumartesi3333
Pazar3274
Toplam:5205801
En Çok:3678
    Destekleyenler
Aytwien.com

Kırşehirliler.net

Kielturkocagi.de

Mhpcanik.com

Reis66.net

Turklugundestani.com

Ulkucutavir.com

Sizin Siteniz
www.uchilal.net

Anti SPAM - SPAM Avcısı