Türk aile yapısı; dünyada ki ülkelerde görülmeyen bir güce sahiptir. Ana,
baba, evlat, amca-dayı, hala, yeğen, gelin, kaynana, kayınbaba, kirve,
kelimeleri yakın akrabalıklar için kullanılır. Bu güçlü aile bağlarının kopması
pek söz konusu değildi.
Dostluk için de aynı; yakın akrabalıkta olduğu gibi güçlü bağlarla bağlı
duyguları çağrıştıran kelimeler vardır. Dostum, canım, ciğerim, ciğerparem,
birader, yoldaşım, karındaşım, kandaşım, evladım, oğlum, yeğenim gibi…
Yakınlığa ve dostluğa destek veren deyimlerde güçlüdür. Dostumun dostu,
arkadaşımın arkadaşı, canım kardeşim, canın sağ olsun, eyvallah birader, gibi…
Selam üzerine de dostluk pekiştirilir. “Selamını getirdim” deyimi üzerine,
selamı alan kişi dostunun hatırına, sevgisine, hürmetine karşılık gelen kişiye
de; karşısında samimi dostu varmış gibi kolaylık gösterir.
Türkün örf ve adetlerine göre dostluğu-kardeşliği-birlikteliği pekiştirecek pek
çok güzel kelimeler yöre ağızlarına göre de kullanılır.
Türklerin Müslüman olmasından sonra bu değerler birleştirici yönü itibari ile
daha da kuvvetlenmiş ve kuvvetli irade 600 sene Osmanlı imparatorluğu adı ile
dünyaya hükmetmiştir. Türk insanının hükümran olduğu 600 sene içerisinde
“sömürgeciliği” düşünmeyen bir irade ile hükümran olmasının acı faturası genç
Türkiye Cumhuriyeti’ne çıkartılmaktadır.
Hür ve mutlu bir şekilde, fırsat eşitliği ile yaşam sürmesi sağlanan Osmanlı
tebası 600 sene boyunca ezilmemiş, ezdirmemiş ve ezmemiştir. Çünkü Türk
insanında ki aile yapısı, dostluk ilişkileri en üst düzeydedir.
1914 tarihi, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü, 1914-1918 tarihleri arasında
İstanbul ve Anadolu: medeni!? Fransa, İngiltere ve diğer Avrupa ülkelerince
işgal edildiği tarih olmuştur. 1919 tarihi ise “Türk” adı ile kurulan Türkiye
Cumhuriyeti Devleti’nin doğuş tarihi olmuş, 1923’te de tüm dünya ülkeleri,
varlığını kabul etmiştir. Bu yıkılışa zemin hazırlayan bir çok sebep vardır.
İçlerinde en önemli sebep ise aile bağları ve dostluk ilişkilerinin bozulması
yol açmıştır.
KÜLTÜR DEĞERLERİMİZİ AİLE KORUR
Baba, evladına her zaman iyi olmasını nasihat eder. “Oğlum, kötü yola gitme,
kimsenin malında gözün olmasın, namazında niyazında ol, dostunu düşmanını iyi
seç, helalinden kazan, haram lokmadan uzak dur.” “Körle yatan şaşı kalkar”,
“Arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim” atasözleri bu nasihatleri
pekiştirir. Evlat nasıl iyi olur, nasıl namazında niyazında olur, nasıl
helalinden kazanır? Sorularını açarsak, kişi öncelikli olarak aldığı aile
öğütleri gereğini yapar ve doğru olur, fitneden, fesattan, yalancılıktan, kin
beslemekten uzak durur. Helalinden çalışıp” Alın teri” ile kazanır ve yaşamını
sürdürür. Kimseye de kötülük düşünmez. Alie’nin kültür değerlerini koruduğu Türk
devletini hangi çirkin emel, yıkabilir?
ÖYLEYSE AİLEYİ YOK ETMELİ!
Evet tespit doğrudur. Ailenin kuvvetli bağlarını oluşturan o güzel
Türkçemizin kelimelerini kullanmaz olursak, kelimelerin yüklediği anlamları
teper atarsak yada attırırlarsa Türk Milleti’de yıkılır ve yok olur gider.
2008 yılının Kasım ayındayız. 15-20 yaş arasında evladı olan bir baba, kendi
oğluna söz geçirebiliyor mu?... Eğlence mekanlarından, internet kafeler den beri
gelmeyen oğluna kızabiliyor mu? Yararlı bir kitap okutturabiliyor mu? Namazını
kılmayan oğluna söz geçirebiliyor mu? Amca’yı, Hala’yı, Dayı’yı, kardeşi bacıyı
sayıp sevebiliyor mu?
Elbette ki bu olumsuzlukları yaşayan babalar, annelerin sayısının az olmasını
isterdik. Ama 2004 yılında gelinen nokta Türk aile yapısının değerlerini
oluşturan o güzelim kelimeleri kullanmaz olduk. Dostluğu pekiştiren bağları
kopardık. Umursamazlık had safhada.
“Tırnağın varsa başını kaşı”, “Her koyun kendi bacağından asılır”, sözlerini
uyduran içimizdeki işbirlikçi misyonerlerin aile kavramı içine soktuğu birer
ajan deyimlerdir bunlar.
Yıllardır nakış nakış beyinleri işlenen gençler artık baba nasihatleri dinlemez
oldu. Aldığımız cevaplar şöyle: Akrabalar için: “Bana ne onlardan”, “Babamsa
babam, bana karışamaz” “Arkadaşlarımı kendim seçerim” Kız çocukları: “Ağbiyse
abi ne yapalım yani”, Hovardalık yapan evlat: “Canım istiyor”, çalışmak
istemeyen evlat::“Elimden gelen bu üstüme gelmeyin” vs….
Tabiî ki ümitsizliğe düşmüş Türk insanı çıkış yolu arayacak halde de
olmayacaktır. Gününü gün etmenin hesabını yapmakta. Açlık sınırında olan kişi,
günlük ekmeğinin derdindedir. Onu bulduğu zaman bayram yapar. O’nun yarından
endişesi veya istekleri yoktur. Şu anda Türkiye’de yönetimin maaş (bordo)
bağladığı Memur, işçi açlık sınırındadır. Bunlar, ülkenin birliği ve dirliği
konusunda pek kafa yormak istemezler. Aile bağları, maddiyatın yeterli
olmayışından kaynaklanan sebeplerden dolayı bir hayli zayıflamıştır. Yok olmaya
yüz tutmuştur.
Açlık sınırının altında ki (asgari ücretli dahil) insan sayısı ülkemizde sayısı
her geçen gün artan bir çoğunluk haline gelmiştir. Bu çoğunluk şehir
merkezlerinin uzaklarına yerleşmiş kıt kanaat geçinen insanlardır. Bunlar
karınlarını doyurmanın peşindedir. Yarını hiç düşünmezler. Bu kişilerde ki aile
bağları toplumun genel kabul görmüş aile bağlarını yansıtmaz hale gelmiştir.
Kendileri gibi olan insanlar ile birlik olan bu gurup çok ciddi bir oy
potansiyeli oluşturmuştur.
Açlık sınırının üzerinde rahat bir şekilde yaşam süren insanların sayısı
ülkemizde oldukça azdır. Bu insanlarda aile bağları, kültürü yaşatma düşüncesi
emperyalizmin hedeflediği şekilde sürdürülmektedir. “Yani etliye –sütlüye
dokunmayacaksın” “Hoşgörü içinde olacaksın”, “Gelen ağam, giden paşam
diyeceksin” vb…leri…
TÜRK İNSANI YARININI DÜŞÜNMEZ HALE GETİRİLDİ
1923’ten beri ülkemiz üzerinde oynanan oyunları defalarca dile getirdik. Her
ortamda yazdık, söyledik. Yine tekrar ediyoruz. Avrupa’nın sömürgeci devletleri
İngiltere ve Fransa Türk’lerden intikam alma sevdasıyla yanıp tutuşmaktadırlar.
Onlar bize dost olmazlar. Onlar Türkiye’nin ekonomik yönden kalkınmasını
istemezler. “Türkün Türk’ten başka dostu yoktur” sözleri yıllarca nakaratlar
halinde söylendi durdu. Ama nedense bir türlü ciddiye alınmadı. Sebepleri
çoktur. Ben konu itibari ile detaya inmeden tek bir cümle ile izah edeceğim. “
Türk insanını Türkler yönetmediği için” bu tespitin geçerliliğini her Türk
vatandaşı araştırıp, doğruluğunu bulabilir.
Türklük bilinci, İslam ahlak ve fazileti ile yaşamak isteyen, aile bağlarını
hala koruyan insan sayısının yeterince var olması, günümüzdeki mevcut hükümete
2002 yılında verilen oylarda aramalıyız.
Öyle ki, Hükümetin Başbakanı Recep Tayip Erdoğan, İstanbul Belediye Başkanı
olarak “ün” yaptı. “Camilerden, süngülerden bahseden Dini-Milli bir şiir okudu.
Ve hapis yatarak siyasi yasaklı oldu. Ün’lü, başarılı, dindar ve millici birinin
ülkenin başına gelmesini kim istemezdi. Çünkü yarını düşünen Türklerin sayısı,
onlara göre hala fazlaydı ve Türk ailesinin bağları çözülmemişti, sımsıkıydı…
bir birine bağlıydı. Kuvvetli ve güçlüydü. Onlara göre bu aile bağları
çözülmeliydi. Yok edilmeliydi… Bu amaçla; Başbakan Recep Tayip Erdoğan, yasaklı
lider konumunda, mağdur ve ünlü bir kişi olarak Türkiye’ye başbakan
yapılmalıydı.
Yapıldı da.
Geçen iki yıl içerisinde; umutları olan dini-milli yöndeki icraatları bekleyen
Türk insanının beklentilerinin aksine; aile bağlarını koparacak, Babayı, oğula
düşman edecek, kardeşi kardeşe kırdıracak, açlık sınırında olanlar aç
bırakılacak, aç olanlar, sefilleşecek, kendilerine yakın olan (Gelen ağam giden
paşam diyenlerin)ların yaşam düzeyi biraz daha iyileştirecek olan ve Avrupa
istedi diye: AB Uyum yasaları uygulanmaya başladı. Hala şiddetiyle AKP hükümeti
tarafından devam ediliyor.
BÖYLECE AB UĞRUNA:
- Kardeşi kardeşe daha çok kırdıracak olan Bölücü başına siyasi kimlik
kazandıran yasalar bir bir çıkartıldı. Bunlardan en önemlisi suçlu bölücüleri
hapisten çıkartarak ve siyasi kimlik verilerek milletvekili daha yapılması
sağlanmıştır. Daha önceki yıllarda da “Pişmanlık yasası” ile binlerce pkk’lıyı
serbest bırakmışlardı.
-Türk Eğitim sisteminde aile bağlarını zayıflatan azınlık kavramlarını ön plana
çıkaran eğitimi tercih etti. Onlara ana dilde eğitim, ders kitaplarına konu
olarak konması vs…
- Kuzey Irak’ta kurulacak Kürdistan’a destek amaçlı içimizdeki ayrılıkçı
Kürtlere tavizler verdi.
-Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devleti’ni bir kalemde silip attı.
- İslam dininin değişmeyecek kurallarını tartışma konusu yaptı. Ezanın sesini
kısarken, Hıristiyan misyonerlerin çalışmalarına göz yumdu.
- Türk çiftçisinin üretimini durdurdu. İthal şeker ithal et ithal vs’leri
ülkemize soktu.
- Üretim düşünmedi aksine üretim yapan fabrikalar kapatılmaya başlandı.
-İstanbul’un “EKÜMEN” sıfatlı Hıristiyan imparatorluğunun başkenti yapılmasına
göz yumuyor. Bir de Ermeni Vakıflarının açılışını yapıyor. Üstüne üstlük Antalya
ilimiz de Dinler arası Diyalog, adına bir alana kilise-cami ve sinagog
yapılmasına destek verip, açılışına katılıyor.
- Kürtlerin başkenti Diyarbakır denilmesini, Türk insanına, AB temsilcisine söz
attı diye “dayak atılmasını” sadece seyrediyor.
-Türklük kelimesini tartışma konusu yapıp, “Türkiyeli”ye çevirme cesaretini bir
hüner miş gibi algıladı.
Tabiî ki AB istedi diye daha çok şeyler yapıldı. Ama asıl yapılması gereken,
düşünmenin yeterli olmayıp söylenmesi gereken Türk Milleti’nin şerefi ve
onuruydu.
Bir umut diye mağdur, yasaklı dini-milli düşünen “ün”lü isim Recep Tayip
Erdoğan’ı başbakan yapan bu millet, şimdi onların, amaçladığı şekle gelmeye
başladı. Yani aile bağlarından kopan, açlık sınırının altına itilen yarınından
ümidini kesen insanlar topluluğu haline gelmeye başladı.
Onlar, istediklerini şimdi yaptırıyorlar. AB adına yaptırıyorlar.
Allayıp-pulladıkları, zengin gösterdikleri ülkelerindeki insanlarının sefil,
rezil, perişan bir vaziyette olduklarını saklayarak, sömürgeci olduklarını
gizleyerek, yapıyorlar. Hem de Türk! Başbakan eliyle yaptırıyorlar.
ACI OLAN SONUÇ BU!
Türkün aile bağları zayıflıyor. Baba evladına söz geçiremez oldu. Saygı ve
sevgi yerine kin ve nefret doğdu. Hala korunan aileler evladının Eğitimin kendi
okullarında bozulacağından korkar hale geldi. Dostluk duyguları yerini paraya
bıraktı. “Paran varsa dostunda çok” sözü geçerli olmaya başladı. Bin bir umutla
başa getirdikleri yöneticilerin “Dürüst” olmamasından yakınır oldu.
UMARIM FAYDALI OLUR
Avrupa Birliği konusunda aydınlatılmamış, bilgi verilmemiş insan sayısının çok
oluşu bizleri bir hayli üzüyor. Anlamını dahi bilmediğimiz iki harfin peşine
taktılar bizi. Bu nedenle insanlarımıza ilk sorumuz AB’den ne andıkları oldu ve
aldığımız cevaplarla insanlarımızı öğrenmeye çalıştık.
Sömürgeci Avrupa devletlerinin 1500’lü yıllardan günümüz kadar yaptıkları
insanlık ayıplarının da yer aldığı kitabımızda; yarınından ümidini kesmeyen
milyonlarca Türk insanının ve bağlarına sımsıkı bağlı Türk ailesinin hala var
olduğunu bildiğim için, sizlere: AB’nin gerçek niyetini, Avrupa devletlerinin
“Hıristiyanlığı” yaymak için AB’yi kullandığını, Dünyanın merkezinde güçlü bir
Türk Devletini istemediklerini, Türkiye’nin yedi sekiz bölgesin de devletçikler
kurmak için vazifelendirildiklerini, Türk insanının “köleleştirilmesi” için
uğraş verdiklerini, Türkü aile bağlarından koparıp, kişiliksiz, cahil, fakir bir
toplum haline getirme çabalarını anlattım, umarım faydalı olmuştur.