DİN
\"Bugün, sizin dininizi, kemale erdirdim. Üzerinize din nimetimi tamamladım.
Din olarak da sizin için İslam'ı seçtim\" (Kur'an-ı Kerim / Maide Süresi:3
\"Kim İslam'dan başka bir din ararsa o, ondan kabul olunmaz. Ahirette ise (o
kimse) hüsrana uğrayanlardan olur.\" (Kur'an-ı Kerim / Al-i İmran Süresi:85.
DİNİMİZ İSLAMİYET
İnsanlar inanç sahibi olmak ihtiyacındadırlar, inanmak ihtiyacındadırlar.
İnançsız insan boş bir kabuk gibidir. İnançsız Iinsan pusulasız, dümensiz gemi
gibidir. En eski çağlardan beri insan toplulukları gerek kainat hakkında, gerek
sürdükleri yaşayışla ilgili olarak belirli inançlara sahip olmuşlar ve bu
inançlara göre münasebetlerini yaşayışlarını düzenlemişlerdir.
Her toplumun bir dini vardır. Din insanlara nasıl hareket etmesi gerektiğini,
birbirleriyle en iyi münasebetleri ne şekilde yürütebileceklerini va insanlara
mutluluk sağlama yollarını gösteren bir inançlar topluluğudur. Her toplumda din
müessesesi olagelmiştir. Din müessesesi sosyal bir müessesedir. Hiç bir toplumun
dinsiz bulunmadığını ve dinsiz yaşayamadığını bugün tespit etmiş durumdayız.
Dini halkan afyonu diye niteleyen Marksist görüşler bugün komünizmle idare
edilen ülkelerde dahi terk edilme yoluna gitmiştir. Bugün büyük komünist
ülkelerden biri olan Sovyet Rusya'da özellikle kiliseye, Hıristiyan dinine
eskisine yaklaşan bir yer ve itibar verilme yoluna dönülmüştür. Gerçekten
çeşitli toplumların tarihine baktığımız zaman din müessesesinin insanların
hayatını tanzim eden, insanların daha mutlu yaşamasını sağlayan ve insanlar
arasında kardeşliği telkin eden, iyiliği telkin eden bir müessese olarak faydalı
hizmetler yaptığını görmekteyiz.
Gerçi kendi dininden olmayanlara karşı, başka toplumlara karşı ayrı dinlerden
olmak dolayısıyla zaman zaman düşmanlıklar, zaman zaman çatışmalar, kışkırtmalar
meydana gelmiştir. Fakat bunların sebep olduğu zararların yanından din
müessesesinin insan topluluklarına sağladığı faydalar kıyaslanamayacak derecede
büyüktür. Türk milletinin, kendi toplum hayatında dininin büyük yeri olmuştur.
Türkler İslamiyet'i kabul edinceye kadar çeşitli dinlere mensup olarak
yaşamışlardır. Şamanlık Türklerin en eski çağlardan beri kendi bünyelerinin
oluşturduğu bir din müessesesi olmuş, Türklerin hayatına yön vermiş, bununla
beraber Türkler Budizm'e girmişler. Bir kısmı Çin'le münasebetler neticesi
Konfüçyüs dinine de girmişlerdir. Ayrıca Hıristiyanlığı da kabul etmişlerdir.
Müslümanlıktan önceki çağlarda Orta Asya`ya ulaşan misyonerlerin telkinleriyle
bir kısım Türklerin Hıristiyan oldukları da tesbit edilmiştir. Selçukluları
meydana getiren büyük Selçuk ailesi bildiğimiz gibi İslamiyet'e girmeden önce
Hıristiyan olmuş ve Hıristiyan isimleri almışlardı.
Fakat Türkler bin iki yüz yıl önce İslamiyet'le temasa gelmişler ve İslamiyet'i
kendi bünyelerine, kendi tarihi gelişmelerine çok uygun bir din olarak görmüşler
ve büyük bir iman heyecanı içinde bunu benimsemişlerdir ve İslâmiyet'in
kendilerine verdiği yüksek inanç, büyük heyecan ile yeni bir harekete sahip
olmuşlar, yeni bir enerjiye sahip olmuşlar ve bu enerji ile büyük medeniyetler
meydana getirmişler, yeni büyük devletler kurmuşlardır. Nitekim Selçuklu
İmparatorluğu ve ondan doğarak dünyanın en büyük imparatorluğu haline gelmiş
olan Osmanlı İmparatorluğu, Türklerin İslâmiyet'i kabullerinden sonra meydana
getirdikleri büyük varlıklardır. Din, toplum içerisinde sosyal bir müessese
olduğuna göre, toplumun refahını, kalkındırılmasını ve devamlı mutluluk içinde
yaşatılmasını öngören yöneticilerin bu sosyal müesseseye gerekli büyük önemi
göstermeleri çok lüzumludur.
Cumhuriyet tarihinde, Osmanlı Devleti'nin son devirlerinde İslâmiyet'in gerçek
esaslarını örten hurafeler ve batıl inançların sebep olduğu durgunluk ve birçok
zararlar dolayısıyla dine karşı ve özellikle İslâmiyet'e karşı tepkiler
gösterilmiştir. Bu tepkiler ölçüyü aşacak derecede olmuştur. Adeta toplum içinde
din müessesesine gerek yoktur gibi bir zihniyetle bir kısım yöneticiler halkı
horlamışlardır ve dini inançlarından dolayı halka baskı yapmışlar. Halkı büyük
sıkıntılara maruz bırakmışlardır. Bu sebepten dolayı memleketin kalkındırılması
yönünde girişilmiş olan birçok hareketler tepkiyle karşılanmıştır veyahut en
azından halk tarafından gerekli şekilde benimsenmemiş, destek görmemiştir.
Halkın işbirliğini sağlamada, halkın desteğini ve coşkunluğunu temin etmede bu
büyük müessesenin varlığı ihmal edilmiştir. Bunları böylece belirttikten sonra,
milletimizin bin iki yüz yıldan beri benimsemekle şeref kazandığı İslâmiyet
üzerinde de görüşlerimizi belirtmek lâzımdır.
Müslümanlık yer yüzüne en son gönderilmiş olan ileri, en iyi gelişmiş bir
dindir. İslâmiyet'in yüksek esasları insanlar arasında kardeşliği, insanların
birbirlerini sevmelerini, insanların birbirleriyle münasebetlerinde hakkı,
adaleti gözetmeyi ön gören ilahi bir dindir ve İslâmiyet milletimize kuvvet
vermiştir. Milletimizin büyük enerjisini disiplin içinde kullanmasını
sağlamıştır. Bu büyük ruh ve bu büyük inançta Türk milleti dünya üzerine yeni
bir nizam getirmiş ve eski çağlarda bilinen dünyanın hemen her köşesini kendi
medeniyet ışıklarıyla aydınlatmışlar ve kendi lekesiz adalet sistemleriyle bütün
insanlığın hayatında ümitler meydana getirmişlerdir. Nitekim Avrupa'da
Protestanlığın kurucusu olan luter dahi Türkleri bir kurtarıcı olarak görmüş ve
Türklerin Almanya'yı da işgal ederek orada da vicdan hürriyetini sağlamalarını,
lekesiz bir adalet nizamı getirmelerini beklediğini ifade etmiştir.
İslâmiyet vicdan hürriyetini temel alan bir din durumundadır. Başka inanç
sahibi, başka dine mensup olanlara karşı zulmü, zor kullanmayı reddeden bir
görüş sahibidir. Bu dinin müsamahası, bu dinin getirdiği yüksek insani esaslar
milletimiz için eski tarihinde alıp getirdiği değerlerle beraber büyük güç
kaynağı olmuştur. İnançtan yoksun bırakılma. insanların ihtiraslarına
kendilerini kapıp koyuvermelerine yol açar. Tamamıyla bencil, başkalarına zarar
verecek insan ihtiraslarının sınırlanması, kontrol altına alınması insanların
sağlam din duygusuna ve bunlarla beslenen ahlâk görüşlerine sahip olmalarıyla
mümkündür. Polisle, jandarmayla kanun hâkimiyetini sağlayabilmek polisle,
jandarmayla ahlâk kurallarını koruyabilmek mümkün değildir. Her insanın içinde
kendisinin dürüst yolda olmasını kontrol edecek, başkalarına zârar vermeden
yaşamasını hatta başkalarına faydalı olacak şekilde, başkalarının sıkıntılarını
giderecek şekilde faaliyetlerini düzenlemesini sağlayacak bir inanç kaynağına
sahip olması gerekmektedir. İşte bu inanç kaynağını insanların içine yerleştiren
dindir. Türk milletinin de bin iki yüz yıldan beri dini İslâmiyettir ve
İslâmiyet toplumumuzun mutluluğunu sağlamaya yetecek inanç kaynağıdır. Bu kaynak
kutsal bir kaynaktır. Bu kaynak verimliliğini ve kudretini geçmiş tarihte ispat
etmiş olan bir kaynaktır. Bu kaynağın bugün de toplumumuzun düzenlenmesi için
insanlarımızın mutlu olması için tekrar yerini alması, yerine konulması
gereklidir. Bunları belirttikten sonra, lâiklik ilkesi üzerinde de görüşlerimizi
söylemekte yarar vardır.
Laiklik
Lâiklik ilkesi devlet işleriyle din işlerinin ayrı tutulmasını öngörmektir.
Lâiklik insanların, vatandaşların dinî faaliyetlerine karışmak, dini
yaşayışlarına baskı yapmak anlamına alınamaz. Lâikliği devlet işleriyle din
işlerinin ayrı tutulması görüşü olarak kabul etmek ve bu ilkeyi muhafaza etmek
de yurdumuz için yarar vardır. Bu toplumumuz için din müessesesi gerekli
değildir anlamına gelmez. İnsanlar kendi inançlarında hürdürler, kendi
yaşayışlarında inançlarına göre dini faaliyetlerini düzenlemekte, yapmakta
hürdürler. Bunu yaptıklarından dolayı hiç kimse onları rahatsız edemez,
yapmadıklarından dolayı da hiç kimse onlara karışamaz, onları rahatsız edemez.
Bu böyle olmakla beraber, ilk okullardan itibaren Müslüman bir toplum olan Türk
milleti için çocuklarımıza Müslümanlığın temel esasları hakkında bilgi vermek,
onları yetiştirmek mutlaka gereklidir. Gerek aile yuvasında, gerek okullarda
çocuklarımıza toplumumuzun dini terbiyesini ve dini esaslarını öğretmek, vermek
gereklidir. Çocuk belirli çağa geldikten sonra kendi hayatına kendisi yön verir;
o zaman istediği dini faaliyeti yapar veya yapmaz. Fakat Müslüman bir toplum
olan Türk toplumunun mensup olduğu dini terbiyeyi almalı ve kendi toplumunun
dininin esasları hakkında geniş bilgi sahibi olarak yetişmelidir. Bugün her
toplumda bütün yönetim ve eğitim buna göre ayarlanmıştır.
En ileri batı toplumlarını ele aldığımızda, onların da durumunun aynı olduğunu
görmekteyiz. O toplumlarda da toplumun din müessesesi çok tesirli ve çok önemli
bir faaliyet içindedir ve bu faaliyetleri de toplum içinde yararlı olmaktadır.
Toplumu teşkilâtlandıran çok zaman din müessesesi olmaktadır. Hele bizim
komşularımız olan bazı ülkelerde din müessesesi herşeyi tanzim eden bir kuruluş
halindedir. Buna misal olarak Yunanistan'ı gösterebiliriz. Yunanistan'da
toplumun hayatının her safhasında kiliseyi görmekteyiz. Siyasî faaliyetlere yön
veren, toplum içinde kişilerin münasebetlerine yönveren, eğitime yön veren,
ekonomik faaliyetlere yön veren en büyük, en tesirli, en güçlü müessese olarak
Yunan kilisesini görmekteyiz. Bu gerçekleri kendi yurdumuz bakımından ele
aldığımızda, biraz önce işaret edildiği gibi lâiklik ilkesini korumakla beraber
yüzde doksan sekizi Müslüman olan Türk toplumunun dinî ihtiyaçlarının tam olarak
gözetilmesi ve çocuklarımızın ilk okullara başladıkları çağlardan itibaren
sağlam bir din eğitimi görerek din bilgisi sahibi olmaları ve toplumumuzun dinî
terbiyesi ile yetişmeleri, yurdumuzun kalkınması ve milletimizin mutluluğu için
önemli bir gerektir.
Dokuz Işık, s.205-212
Copyright © Uchilal.net Tüm hakları saklıdır.