Bir hükümet iyi midir, kötü müdür? Hangi hükümetin iyi veya kötü olduğunu anlamak için, “Hükümetten amaç nedir?” bunu düşünmek lazımdır. Hükümetin iki amacı vardır. Biri milletin korunması, ikincisi milletin refahını sağlamak. Bu iki şeyi temin eden hükümet iyi, edemeyen kötüdür(1923). Başbuğ Mustafa Kemal ATATÜRK yıllar önce siyasi iradenin asıl görevinin ne olduğunu çok güzel belirlemiş değil mi?
İşte bugünlerde yaşanan bir çıkmazın içindeyiz. Neden mi? Şahsi hesaplarıyla hükmetmeye çalışan, basiretsiz bir idare sergileyen, devletin kurumlarını bırakın, asıl unsur olan MİLLET’LE hesaplaşmaya kalkan bir hükümetten, bunu kendi hesaplarına çevirmeyi görev kabul eden bir muhalefetten bahsettiğimiz aşikârdır değil mi. Hükümetleri yanlışlarından, hatalarından caydıracak irade muhalefettir. Bu muhalefet yıkıcı değil yapıcı olmalıdır. Çözümleri ideolojisine göre değil ülkenin gerçeklerine göre sıralamalıdır. Bakalım tarihin derinliklerinde büyük devlet adamları neler demişlerdir.
Asırlardan beri Türkiye’yi idare edenler çok şey düşünmüşlerdir. Fakat yalnız bir şeyi düşünmemişlerdir: TÜRKİYE’Yİ. Bu düşüncesizlik yüzünden Türk vatanının, Türk milletinin uğradığı zararları ancak bir şekilde telafi edebiliriz. O da Türkiye’den başka bir şey düşünmemek. Ancak bu zihniyetle hareket ederek her türlü kurtuluş ve saadet hedeflerine erişebiliriz(1924).
Millet tarafından, millet adına devleti idareye yetkili kılınanlar için gerektiği zaman, millete hesap vermek mecburiyeti, lâubalilik ve keyfi hareketle uzlaşamaz(1930).
Milletiyle, tam teşekkülleriyle ilgilenmeyen ya da çare üretemeyen, birimleri arsında doğru koordinasyonu sağlayamayan, asıl unsur olan milletin oylarıyla “hükümet olmayı” “hükmetmekle” karıştıran bu basiretsizler açtıkları kaosun farkında dahi değillerdir ne muhalefet nede iktidar olarak. Bakalım yine büyüklerimize, neler demişlerdir.
Devletin, içine düştüğü yok olma tehlikesinin korkunç derinliğini görmekten aciz olan zavallılar, elbette ciddi ve hakiki çareyi görmemek için gözlerini yumarlar. Çünkü o ciddi ve hakiki çare, kendilerini daha da ürkütür(1927). Bir ülkenin, bir ülke halkının düşmandan zarar görmesi acıdır. Fakat kendi ırkından, büyük tanıdığı ve başlarında taşıdığı insanlardan vefasızlık, kötülük görmesi ondan da acıdır(1924). Muhterem milletime şunu tavsiye ederim ki; sinesinde yetişerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki öz cevheri, çok iyi incelemek dikkatinden, bir an vazgeçilmesin(1925). Millete dost görünüp de ilk fırsatta iktidar mevkiine geçtikten sonra onun gerçek ihtiyaçlarını düşünecek yerde, ülkeyi kendi istediği yolda götüren, laf anlamayan, yetkili kimselerin yol göstermesine kulak asmayan, millette mevcut kuvvetleri şahsına bağlamaya çalışan kahraman yüzlü! İnsanlardan oldukça çok zarar çekildi(1919).
Bu irade acaba taa o zamandan bu basiretsizleri görerek mi bunları dile getirdi dersiniz ya da biz bunları her zaman yaşamaya mahkûm bir millet olduğumuzdan tarih tekerrürümüdür dersiniz. Ama bildiğim bir şey var kendi kanaatimce. Eğer ATATÜRK’ÜN yukarıda söyledikleri için ‘bu zamandaki sanki şu olayı görmüş gibi anlatıyor’ diyorsanız, olduğumuz yerde kaldık demektir ki, her yerinde sayım aynı zamanda gerilemedir.
Yüce MEVLAM bizlere bir daha basiretsiz insanlarla idare edilmeyi nasip etmesin. TÜRK GİBİ YAŞAMAYIP TÜRK GİBİ DÜŞÜNMEYEN VE TÜRK’E GÖRE DAVRANMAYAN, HÜKMETMEYEN’in kanında ne vardır artık siz karar verin.